Seyyar

İnsanın cevaplayamayıp öyküde çare bulduğu birçok soru vardır. Evet, öykü bazımız için bu bilinmezlere anlam katar. Bazımız için yetersizdir. Yetersizliğin antidotu ise ilerlemeye devam etmektir.

Bakın, Elon Musk’ın çabasını çılgınca bulabilirsiniz: Ancak onun Mars hayali bilinmezden yorulmuş insanların ilerleme gayretinden ibarettir.

Çünkü nihayetinde Homo sapiens’in yola devam etmekten başka çaresi yoktur.

Tüm bilinmezlere rağmen devam etmek zorundayız.

Alaka

Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği’ni 2001 yılında projeksiyonlu küçük bir salonda izlediğimde -kendi kendime- “Bu film eskimez!” demiştim. Eskidi. Peter Jackson, Hobbit serisini 3D çekince ise bunu bir Tarantino refleksiyle gerçek sinemaya ihanet olarak okumuştum. Bugün, Jackson’un eskiye çare bulma çabası olarak görüyorum.

Peki bu çaba yeterli oldu mu? Hayır.

Jackson’un eskiyi canlandırmaya dönük yaklaşımı tekniktir. Mesele teknikte değil, öykünün akışındadır. Ürettiği elementler, görsel ve ilintilerdir. Birçok LOTR tutkunu Amazon’un WOKE diye tanımlanan, siyah Elf’li yeni Yüzüklerin Efendisi’ne tepki koymuştu. Hoşunuza gitmeyebilir ve evet, bu sizde öykü tahrip edilmiş hissiyatı uyandırabilir ancak yaklaşım doğrudur. Aynı şekilde Disney’in siyahi Küçük Deniz Kızı (2003) ve hafif çirkin yeni Pamuk Prenses’i (2025) gibi.

Öykü söz konusu ise mesele hiçbir zaman teknik değildir: İlintidir. Alakadır.

Ne alaka? Öykü inşa ve revize etmeden önce sorman gereken en kritik sorudur.

Sürüden kaçanlar

Verdiğimiz birçok karar toplum mekanizmasının ürünüdür. Mahalle ne dinliyorsa, AirPods’larında o çalar. Vaiz cemaate göre vaziyet alır ve çoğu lider yeni yollar açmaz, yular nereye yön verirse oraya gider.

Birey olmak, kendine özgü yaşamak ve davranmak nadirdir. Egodan veya diğer özsever kişilik bozukluklarından farklıdır. Sürünün içinden çıkmak bir kültür meselesidir. Bu göç genellikle yeni kültürle birlikte farklı sürüler inşa eder. Mesela Harley-Davidson böyle bir zümredir. Steve Jobs’un muzipler topluluğu da aynı şekilde.

Sürüden kaçıp birey olma arzusunu kovalayanların topluluğu Cumhuriyet 101 yaşında.

Kutlu olsun.

İç kural

İş modeli ile iç içe geçmiş bir Pazarlama için şirket içi Pazarlama da hayatidir. Bu ne demek şimdi? Markanızın vizyonunu ilk önce çalışanlarınıza satmanız gerekir. Ve bu zannedildiği üzere insan kaynaklarının işi değildir. Şöyle kısa keseyim:

İnsanların markanızla yaşadığı deneyim, en az maaş verdiğiniz elemanın ellerindedir.

Hayırlı haftalar.

Seçtirebiliriz

Karşı tarafın “Yanılmışım ve fikrimi değiştireceğim!” demesini sağlamak neredeyse imkansızdır. Hatalarımızı kabul etmek; ego, inanç ve belki delilikten ötürü hatanın yanında ayrı bir maliyet gibi görünür. Değildir.

Ancak ne yazık ki bu bir çıkmaz sokaktır.

Her pazarlamacı için alternatif: İnsanların nasıl düşündüğüne değil, nasıl karar verdiklerine odaklanmaktır. Karar verme mekanizmalarını değiştirebiliriz. Onlara diğerini seçtirebiliriz.

Hayırlı haftalar.

Gelecek takıntısı

İnce bir buzda yürümek kendini doğrulayan bir kehanet üretir. Bu tür kehanetler çoktur. Az olan ütopik gelecekler vaat eden ve kimsenin görmediğini gördüğünü iddia edip münhasırlık taslayanlardır. İronik olsa da bu ikincisine ikna etmek birincisinden çok daha zordur. Ya da şöyle diyelim; ilk etapta kehanetin ödülü ne kadar büyükse talibi o kadar az olur. Çünkü insanlar büyük yanılmaktan çekinir.

Etrafımızda birçok kehanet olmasının ise iki önemli nedeni vardır:

1- Geleceği tahmin etme takıntımız: Mütemadiyen bunu yaparız.

2- Bu konuda çok başarısız olmamız.

Son yirmi yılımız, özellikle sağ cenahın -ve bu sadece Ortadoğu değil, ABD’de de aynı şekilde-, gerçekleşmeyen Godzilla kehanetler mezarlığına döndü.

Gelecek insan için bir karmaşadır. Kehanet de henüz gerçekleşmemiş bu karmaşaya bir anlam yükleme çabası: Zaman kaybıdır.

Sıradan problemler

Yapılması alışkanlık hâline gelmiş her iş doğru iş değildir. Rutinler zor ve yanlış yöntemleri bile uygulanabilir hale getirebilir. Ve maalesef rutinlerin belini kırmak çok zahmetlidir. O yüzdendir ki, bir işi hiç bilmiyor olmak yanlış biliyor olmaktan evladır.

Türkiye’nin hem ekonomi hem de genel itibariyle Pazarlama anlayışı açısından sıkıntılı birçok rutini vardır. Bunlardan belki en belirgini, kötü/eksik uyarlamalar ve çözüme zaman tanımadan oldu bittiye getiren fevri yaklaşımdır. Bu durum sadece sorunları çözümsüz bırakmakla kalmaz, olmayan farklı problemler de üretir. İyi test edilmemiş bir ilaç gibidir: Yan etkisi faydasından çok olur.

Üzülerek söylüyorum ki, bu hal Türkiye’de rutindir.

Empati iş yapar

Empati yani duyguda buluşmak zor iştir. Başkalarının senin bildiklerini bilmesi ve senin arzu ettiklerini istemeleri gerekir. Ve sadece deneyimleri paylaşarak mümkün olabilir.

Bu yüzden deneyim -özellike Pazarlama için- hayati bir konsepttir. Mesela, Tesla kullanan iki farklı tüketici bu deneyim aracıyla duygudaş olabilir.

Duyguda buluşturursan işi bitirirsin.

Nasıl satarız?

Bugün duyduklarımızı duymamamız gerektiğini düşünüyoruz. Gerçekliğimizle uyuşmuyor. Ancak duyduk. Şimdi politikanın görevi bize bu durumun bizim gerçekliğimiz ile uyuştuğuna bizi ikna etmektir. Peki ikna olacak mıyız? Bu hedef kitleyi araştıran temel bir sorudur. Alışkanlık ve inançlarını, olguların önünde tutanlar birincil kitledir. Çünkü bunları korkuları yönetir.

-Sakın XP’ye oy verme!

+Neden?

-Çünkü onlar KK ile iş birliği içinde.

+Ok.

Belki tema olarak pazarlamanın bu gündemde hafif kaldığını düşünebilirsin.

Ancak atlama; her şeyin satılması gerekir. Nitekim bu ürün de alıcısına uygun bir Pazarlama ile satılacaktır.

İroni

İnanç size konfor veren fikirlerle ilgidir. Bilim ise konforunuzla değil, olgulara fayda sağlayan fikirlerle ilgilenir. Ve yazgı, olguların önüne inancını koyan aptallarla -nedense her zaman- kinayeli bir biçimde alay etmiştir.

Bugün eminim Türkiye’de bir çok kişi ironik hissetti.

Ne diyelim; geçer, üzülmeyin.