Ring seferler

Bir arabesk sever için vuslat opsiyon değildir çünkü gerçekleşirse arabesk olmaz.

Arabesk dinleyen kavuşamadığı için değil kavuşmak istemediği için arabeskçidir.

Silginin üzerini kurşun kalemle delik deşik eden anlamsız reflekslerimiz gibi bazen ring seferlere kapılırız.

Bazen gitmek ama ilerlemek değil, başladığımız yere dönmek isteriz.

Eğer bu tuzağa düştüysen şunu unutma; başladığın yere dönmek hüner değildir. Çünkü hangi tarafa ne kadar hızlı koşarsan koş Dünya küredir. Bir gün hep başladığın noktaya dönersin.

Geçiş üstünlüğü(?)

Üst geçitler yayaların geçiş üstünlüğüne saygı duyulduğu için değil arabaları hızlandırmak için inşa edilir.

Eğer bir üst geçiti kullanırken inşa edene teşekkür ediyorsan kendini açığa satıyorsun demektir.

Bize hizmet olarak sunulan bir çok şey bizi değil başkalarını ve çoğu zaman hatalı olan sistemi hızlandırır.

İndirimler, ekstra puanlar, bonuslar, değişimler vs. Hepsi işgalci bir tüketim sisteminin inşa ettiği üst geçitlerdir.

Kullanmak zorunda kalabiliriz ancak teşekkür etmek zorunda değil.

Oh olsun

The Pursuit of Happyness (2006)* izlerken çoğumuz gözyaşlarımızı tutamadık.

Evet, öykü harikaydı ve evet, saf sevgi ağlatır. Ancak ağladık çünkü hak eden kazandı.

Hak edenin hakkını almasına bayılırız. Bu sandalye çekip birini düşürenin anlık karma ile cezasını çekmesi kadar basit olsa da “Oh olsun!” bir intikam değil bir adalet refleksidir.

Çünkü hak edenin hakkını alması sistemin çalıştığını gösterir. Bu sonuçların eşitliğiden çok fırsat eşitliği kavramı ile alakalıdır.

Bu hafta “Ne yapmalıyım?” diye soruyorsan işte cevap: Git adil bir sistem için çalış. Yoksa inşa et. Arızalıysa düzelt.

Apple'ın tekerleri

Apple nasıl oluyor da 4 adet plastik tekeri 8000₺’ye satabiliyor?

Pazarlama bunu nasıl sağlıyor?

Şöyle ki…

Bunun pazarlama ile alakası yoktur. Bu bir külttür.

1978 yılında kıyametçi kültün lideri Jim Jones kendisiyle birlikte 900 takipçisini cyanide-laced (Siyanür) içirerek toplu intihara sürükledi. 2018 yılında Güney Koreli kültün kurucusu Shin Ok Ju şeytanı kovmak için takipçilerine birbirlerini dövmeleri emrini verdi.

Kültler olguların değil bireysel duygular ve fikirlerin etrafında büyürler. Olgusuz sebep üretenler rasyonaliteyi yok ederler. İşte o zaman iPhone SE’yi (4.7” retina ekranlı ve A13 çipli ve 4K kameralı ve Dokunmatik Kimlikli ve tüm diğer teknolojisi ile…) 4 plastik tekerden 300$ ucuza satabilirsiniz.

Pazarlama dikkat çeker ve güven inşa eder. Takipçilerinizi birbirine dövdürerek muhakkak dikkat çekersiniz ama bu yolla güven kazanamazsınız.

8000₺’ye 4 plastik teker satmak tam da bunu yapar. Ve bu pazarlama değildir.

Yetenek Tuzağı

Eğer 17. yüzyılın başında doğmuş olsaydınız birinin size “Sen doğuştan araba yarışçısısın!” demesi çok absürt olurdu. Çünkü Karl Benz ilk arabayı 1886 yılında patentledi.

10 yıl sonra Fransa’da gerçekleşecek ilk yarış ise kazananın saatte ortalama 24 km hız yaptığı bir kaplumbağa öyküsüydü. Araba yarışları için yetenek geliştirmemiz neredeyse 100 yılımızı aldı.

“Sen doğuştan…” ile başlayan cümlelerden hep imtina etmişimdir.

Michael Jordan’ın Jump Shot atışı mükemmele yakın bile değildi. Sezon dışında herkes tatildeyken o günde yüzlerce Jump Shot pratiği yaptı. Yetenek kazandı.

“Sen doğuştan…” ile başlayan cümleler birer tuzaktır. Çünkü pratiksiz yeteneğin değeri sıfır iken doğru pratikle istisnasız herkes yetenek geliştirebilir.

Doğru pratik ise adanmışlık kavramı ile ortakyaşar.

Hizmet paradoksu

Berber veya terzimizi değiştirmek çok zordur. Bu onların yaptıkları işte benzersiz veya onlarla sohbet etmek çok eşsiz olduğu için değil; kendimizi birilerine sıfırdan anlatmayı sevmediğimiz içindir.

Diğer mahalledeki berber daha iyi olsa bile geçiş yapmadan önce şöyle bir düşünürüz.

Çünkü yeni tanışmalar hazırlık, açıklama ve izlenim oluşturmayı gerektirir. Anlaşılmak ise zor bir süreçtir ve hizmet talep eden tüketici için çok yorucudur.

Bazen vasat hizmetine rağmen müşterinin seni terk etmemesine hayret etme.

İnan ki, seni çok sevdiklerinden veya alternatifin olmadığından değil; anlaşılmak için çaba sarf etmekten nefret ettikleri için kalırlar.

Meydan boş değildir

Columbia’nın kampanyası (Sana Üşümek Yakışmaz) tepki çekti çünkü üşümek kimseye yakışmaz.

Bir pazarlamacı olarak insanları size dikkat etmeleri için zorlayamazsınız. Ancak tepki göstermeye zorlayabilirsiniz. Bu provokatif olmayı gerektirir. Provokasyon ise meydan okumanın diğer adıdır.

Meydan boş değilse ki genelde değildir; payınıza düşeni alırsınız.

Hatalı çalışan dikkat /güven döngüsü pazarlamanın kriponitidir. Bir afişle 10 yıllık emeği heba edebilirsiniz. Columbia etti; geçmiş olsun.

Kazananın problemi

Kazanmak tek başına bir şey ifade etmeyebilir.

Asıl zorluk kazanımlarınızı elinizde tutmaktadır.

Nazilerin Yıldırım Savaşları hızlı ve kesin kazanımlar getirdi ama uzun vadede kaybettiler.

Çünkü bazen siz kazanırsınız ama oyun sona ermez.

Çünkü bazen asıl oyun çizgiyi geçmek değil geçtikten sonra koşmaya devam etmektir.

Ve hataya düşmeyin; çok azımız bunun farkına varır.

Asıl soru, no#1

İçeriğini düzenlemek için saatler veya günler harcasan da; hata yapacaksın. Kodlamak için haftalar veya aylar harcasan da; hata yapacaksın. Yıllarını tüket veya tüketme her halükarda hata yapacaksın.

Soru “Hata yapacak mısın?” değil. Yapacağını biliyoruz.

Asıl soru ve merak ettiğimiz “Hatalarını düzeltme konusunda ne kadar tutarlı olacaksın?”

Yerine koyabilme

Çocukken yasaklı o çikolatalı gofreti yemeyi kurallara uyduğumuz için değil yerine yenisini koyamayacağımız için risk edemezdik.

Yerine yenisini koyabilme çok güçlü bir konsepttir.

Müsrifliğimizin ölçüsü yine aynı kabiliyet ile sınırlıdır.

Kolaylıkla yerine koyabildiklerimizi kolaylıkla harcarız.

Ancak yerine koyamacağımız şeyler de vardır: Zaman, dikkatimiz, sevdiklerimiz ve bir şeyleri birlikte kutlama fırsatı yakaladığımız o özel günler.

Bugün birilerin doğum günü. Kutlu olsun.