Aklıma gelmişti

“Benim fikrimi çaldılar!”

Hayır. Senin fikrini hayata geçirdiler. Çünkü sen gerektiği kadar cesur değildin.

“Vallahi benim aklıma gelmişti!” telif hakkı iddia eden biçimsiz bir çıkıştır ve ilgisizdir.

Herkesin aklına gelebilir çünkü neredeyse her yeni fikir bir önceki fikrin ilintisidir.

İyi bir fikir/ilinti onu gerçekleştirecek cesareti olmayanın elinde hurda çarşısındaki Mona Lisa’ya benzer. Değersizdir.

İyi bir fikir iyi bir başlangıç noktası olabilir. Ama başlamak genel kanaatin aksine yolun yarısı değildir.

İlan panoları

Billboard’ları* sevmem. Bir pazarlamacının bunu söylemesi ihtilaflı gözükse de dikkat en önemli emtiamızdır ve maalesef çarçur edilir.

İyi olanları nadir elementlerden** daha nadirdir.

Slush*** 2016 yılı kampanyası ve şu harika ilanı ile özlem duyduğum her şeyi hayata geçirmişti:

Aklı başında hiç kimse Kasım’da Helsinki’ye gelmez.

Senin dışında baş belası. Hoşgeldin.

Slush 3 şey yaptı:

1- Panonun kirasını ödedi diye herkese konuşmadı; kitlesel olmaya çalışmadı.

2- Ne önerdiği/sattığı konusunda kıvırmadı; ürünüm bu dedi.

3- Cıvık bir samimiyetle (“Seni dinledik yaptık” saçmalıkları gibi) iletişim kurmadı; dobra konuştu.

Bu kampanya 2 haftada 270 milyon insana ulaştı.

Populist olduğu için veya beyaz çikolatalı gofret isteyen Ali’yi kıramadığı için değil, dürüst olduğu için.

*İlan panosu.

**Nadir elementler nadir değildir.

***Startup etkinliği.

Öz ve hakiki

Çaba göstermek bir seçimdir.

Çaba “Belki şu anda iyi değilim ama elimden geleni yapıyorum!” demektir.

Bu tutum başarısızlık veya tembellikten ayırt edilir. Hatta bazı durumlarda başarısızlık çabanın hatırına görmezden gelinir.

Türkiye Pazarlama konusunda başarısız değil çabasızdır. Marka isimlerinin önüne konulan “Öz” ve “Hakiki” ekleri bu çabasızlığın ilanıdır.

Öz Apple veya Hakiki Prada önerisi bir marka tescil çıkmazı değildir. Bu isimler eşsiz olduğundan veya diğer 999bin seçenek müsait olmadığı için de değil, kişi pazarlama tembeli olduğu için öne atılır.

Çabasızlık bir tercihtir. Bu tercih arpa ambarındaki tavuğu açlıktan öldürür.

Pazarlama söz konusu olduğunda Türkiye -maalesef- bu tavuktur.

İstilacılar

“Thanos. O bir veba Tony. Gezegenleri istila edip, istediğini ele geçiriyor. Nüfusun yarısını yok ediyor. Loki’yi o gönderdi. New York saldırısı onun işi.”

Bunu alıntılamak istemezdim ama şu an için bundan daha popcorn* bir şey bulamıyorum.

Hollywood draması istilacı uzaylılardan bu tonda bahseder ve bize öğretilen tedirginlik dışarıdan gelecek bir saldırı ile ilgilidir.

Oysa bu gezegenin asıl istilacısı homo-sapiens’tir. Ve eğer nükleer bir felaketle kendimizi havaya uçurmazsak önümüzdeki yüzyılda uzay istilacısı olacağız.

Bir pazarlamacı olarak türümüzü tek bir kelime ile tarif et dersen: Tüketici derim.

Eğer bir şey üretirim ama satamam kaygısındaysan büyük yanılıyorsun. Eğer bir şeyler üretiyor ama satamıyorsan; bu büyük ihtimalle domuz sosisidir ve sen Fatih’tesindir.

*Hiçbir entelektüel derinliği olmayan, eğlenceli, kolay içerikli filmler.

Zamansızlar

Zamanı anlamaya çalışmazsanız hayatınızın büyük bir bölümünü panik halinde geçirirsiniz.

Zaman yanlış ellerde gerilim filmlerinin kırmızı/mavi kablo ikilemine dönüşür.

Çünkü zamanın belirsiz olduğu koşullarda seçenekler kısıtlıdır. Zengin olmak için piyango oynamak ve zayıflamak için o mucize hapı içmek son çaredir.

Ancak hayat düşündüğümüzden daha uzundur ve emin olun neredeyse her şey için yeterince zaman vardır.

Bu hafta 168 saatin var. 49 saatini uykuya, 9 saatini beslenme ve diğer tüm temel ihtiyaçlarına, 9.5 saatini saçma sapan işlere ve 30 dakikanı da planlamaya ayırırsan geriye 100 saatin kalacaktır.

Bu sürede Apollo 13’ün astronotlarını kendi nefeslerinde boğulmaktan kurtaran karbondioksit giderim sisteminden 27 tane inşa edebilirsin.

Talimatlar bu linkte.

Beğenmek vs. Sevmek

Bir içeriği beğenme kalp işareti ile görselleştirilir ancak beğenmek ve sevmek arasında çok ciddi fark vardır. Sevmek daha seçkin, karmaşık ve kapsayıcı bir duygudur.

Bu ayrım İngilizcede hem retorik hem de algı noktasında daha nettir (Like/Love).

Mesela ben kayak sporunu seviyorum ama beğenmediğim birçok noktası var. Aynı şekilde sevdiğiniz birinin çalışma şeklini beğenmeyebilirsiniz. Yada tam tersi sevmediğiniz birinin çalışma şekli hoşunuza gidebilir.

Marka olarak sevilmeyi başarmak pazarlamanın ulaşabileceği en nihai noktadır. Çünkü sevgi toleranstır. Sevdiğiniz bir şeyin beğenmediğiniz yönlerine tahammül edersiniz. Aksi mümkün değildir.

Apple hata yaptığında veya beğenmediğin bir şey öne sürdüğünde hemen arkanı dönüp gitmiyorsan; Apple’ı seviyorsun demektir.

Burada bir önemli parametre daha var: Bilinirlik.

Bilinirlik ile sevgi ve beğenilme arasında hiçbir korelasyon yoktur.

Shell bilinir ama sevilmez. Üzgünüm Shell.

Suistimal ve klişe

Eğer Amerikan mahkemelerinde juriye karşı ifade veren bir tanıksanız söyledikleriniz değil itibarınız hedef alınır. Çünkü itibarsızlaşırsanız doğrularınızın değeri kalmaz.

Bu tehlikeli döngü sosyalde de çalışır. Söylenenleri değil söyleyeni öne atan manipülasyon bazen kritik doğruların gizlenmesine neden olur.

Kötüye kullanım ve basmakalıp kavramlarından nefret ediyorsan; kişinin yerine söylenenlerin doğrulandığı sistemleri destekle.

Çünkü suistimal ve klişenin hakim alanında doğrular tüketilir.

Oyunu oyna!

Satrancı severim çünkü saf yaşam becerileri öğretir. Satranca bayılırım çünkü fedakarlığı öğretir. Hataya düşmeyin; Satranç bir fedakarlık oyunudur.

Fedakarlık ise popüler inanışın aksine karşılıksız risk almak değildir. Daha iyi olasılıklar üretecek stratejinin yakıtıdır.

Akıl ve vicdan ile çalışır.

Daha az uyutur, daha çok koşturur.

Satrançta fedakarlık yoksa zafer yoktur. Hayatta fedakarlık yoksa zafer yoktur.

Öne çık ve bir fedakarlık yap. Oyunu oyna!

Güzel gelenekler

Yayalara yol verme kuralı mezarlıkta yüksek sesle konuşmama geleneğimiz ile karşılaştırıldığında etkisizdir.

Çünkü kuralların aksine gelenekler güçlü ve etkindir.

Gelenekler bazen Amerika’nın tüm dünyanın aksine emperyal birimlerde ısrar etmesi gibi anlamsız sonuçlar doğurabilir ama güzel gelenekler şehirler kurtarır.

Avrupa’ya nizami şehirler kurduran, bize İstanbul’u tarumar ettiren; gelenektir.

Yine gelenek İsveç’te 17. yüzyılda oy kullanma hakkı tanınan kadınların oylarını ancak 1919 yılına gelindiğinde eşit ağırlıkta saymıştır. Yani yaklaşık 200 yıl boyunca birileri erkeklerin oy ağırlığını üstün gören bir gelenek üretmiş ve yaşatmıştır.

Bugün Dünya Ekonomik Forumu’nun raporuna göre bir kadının eşit ücret koşullarına sahip olabilmesi için 2255 yılında doğması gerekecektir.

Hangi cezai yaptırımı uygularsak uygulayalım bu süreyi kısaltmamız mümkün değildir.

Tek şansımız güzel gelenekler inşa etme olasılığındadır.

Ve bugün başla, çünkü zaten çok geciktik.

Eğer değil nasıl

Sorunları çözmek, bir şeyleri hatırlamak veya bir araya getirmek için sorular sorarız.

Ekseriyetle aksini kanıtlamak ve bazen de başkasının yeni bir fikir geliştirmesine yardımcı olmak için el kaldırırız.

Birincide daha fazla zaman harcarız çünkü “eğer” ile sorgularız. Soru “Ay’a gerçekten ayak bastık mı?” değil, “Bunu nasıl yaptık?” tır.

“Nasıl?“ı daha fazla sor ve “Eğer”i sessizde bırak.

Yeni fikirler takip edecektir…