Milli mi? (1/2)

Techno-nationalism (Teknoloji milliyetçiliği) önemli bir tartışma konusu.

Biliyoruz ki, inovasyon ve teknoloji ülkeleri on adım öne taşıyor. Öncü ülkeler ise bu avantajları korumak ve paylaşmamak için daim bir savaş durumu telaşıyla harlanıyor.

Normal.

Anormal olan bunu sıfır toplamlı bir oyuna dönüştürmek.

Bir aklıselim; vatanseverlik ve milliyetçiliğin karşısına topluluğu, ekolojiyi ve sistemi koyabilir. Kazan-kazan ihtimali hep mümkündür.

Mesela Afrika’yı ele alın: Nüfusu önümüzdeki 30 yılda 1.2 milyar kişi artışla 2.5 milyara yükselecek. Bu kıtanın gelişmemesi göç dalgalarının artarak devam edeceği anlamına gelecek.

Bu durumda, hangi -rasyonel- batılı vatansever bu kıtaya teknoloji ihracını kısıtlamak isteyebilir?

Şu çok açık: Doğru ve yanlış, iyi ya da kötü, etkili veya etkisiz gibi kıyaslar dünya görüşü süzgecinden geçiyor.

Neyin adil, neyin acil veya neyin hikmet dolu olduğu hakkında bakış açılarımız farklı.

Bu çerçevede yarınki devam yazımda; Made in Turkey’den Türkiye’ye ve Turkish Airlines’tan Türkiye Hava Yolların’a geçişi tartışacağım.

Beklerim.

Değer mi?

Değer üzerinde kolayca uzlaşılabilcek bir kavram değildir.

Paranın, elmasın, altının ve diğer emtianın değeri, değerinin oynaklığı spekülasyona açıktır.

Geri kalanımız için bir anlam ifade etmeyen, sadece kişi veya bir gruba has, manevi değeri yüksek ürünler de vardır.

Bir şeyi değerliyken (Su gibi) değersiz veya değersizken (NFT* gibi) değerli hale de getirebiliriz.

Bu blogun görüşleri senin için değerli, denk gelen bir başkası için beş para etmeyebilir.

Değer mefhumu ihtiyaç-arzu kıskacında dövülüyor.

Bu iki yaklaşımı ise öykülerimiz ve anılarımız şekillendiriyor.

“Değer miydi?” sorusu hala gizemini koruyor.

Çok kişisel ve subjektif.

Ve pazarlama için harika bir başlangıç noktası.

*Bunu birilerinin Bill’den duymasına gerek vardır. Çünkü birileri için Bill’in fikirleri değerli.

Yanıtla ilgili

En kötü yanıt, yanıt vermemektir.

Nasıl bir geri dönüş, yaklaşım veya mesaj aldığın fark etmez; cevap vermen gerekir.

Karşılık vermemek saklanmak ile ilgilidir.

Neden saklandığın ise açığa vurduklarından daha çok konuşur.

Saklanmak amatörlerin işidir.

Problem

Problemle ilgili beni bu hafta başı düşündüren iki önemli unsur:

Her problemi düzeltecek çözüm bugün yarından daha ucuzdur.

Her problemin çözümü vardır. Yoksa problem değildir.

Kısıtlar

Satranca baktığında 62 karelik alana sıkışmış 32 figür görürsün.

Katı kurallar içinde her figürün hareket kabiliyeti oldukça kısıtlanmıştır.

Ve tüm bu kısıtlamalara rağmen 10 Duodesilyondan* daha çok kombinasyon, ihtimal ve olasılık…

Mesafe, fizik, zaman veya sermaye kısıtın olabilir.

Bu olasılıkların kısıtlı olacağı anlamına gelmez.

Yap hamleni.

İnkarcılık

İnkarcılık gerçeklerle yüzleşme korkusunun bir ürünüdür. Şüphecilikten açık ara ayrılır.

Dennis Lehane’nin Zindan Adası; inkarcılığın alternatif gerçeklikler üreten bir hastalığa dönüşme sürecini işler.

Dürüst sorgulamaya ve anlamaya dayalı şüpheciliğin aksine inkarcılar kati suretle dinlemeyi reddeder.

Salgın, küresel ısınma ve benzeri konularda alternatif/hayali gerçeklikleri vardır.

Hikayeler, dış etkenler ve kültürel bağlantılar bizi bazen tahkikattan alıkoyabilir.

Sorgulamak ise değerli bir usuldur ve inkarcılık bir yöntem değil, bir çıkmaz sokaktır.

İki tür şikayet

En iyi şikayet etme yöntemi çözüm üretmektir.

En kötüsü konuşmak.

İkincisi ancak birincisini yapmaya cesaretin ve kabiliyetin yoksa sineye çekilebilir.

Ve genellikle çoğumuz birincisini yapmaya ehilken ikinci yolu seçer.

Dinle

Aslında neredeyse hiçbir zaman karşındaki kişinin tam anlamıyla fikrini dile dökmesini beklemezsin. Ve aslında hiç pratik etmediysen, bu bir bakıma imkansızdır. Çünkü daha ilk ifadede beynin fikir yürütmeye, yargılamaya ve infaza soyunur.

Birini gerçekten dinlemek üst düzey cömertlik gerektirir ki, bunu ücret karşılığında ancak bir terapist yapabilir.

Kardeşin kardeşi, eşin eşi, dostun dostu dinlemediği bir sosyalde ise şirketlerin bizi dinlemesini beklemek saflık olur.

Bırak dinlemeyi ne dediğimiz anlamaya bile zaman ayırmayan destek hatları; bizi 0 ile 9 arasındaki tuşlamalarla değerlendirir.

Çünkü bir ticari kuruluş için dinlemek sadece fokus değil taahhüt de gerektirir.

Bu taahhüt sözlerimiz arkasıdaki duygu, niyet ve deneyimi ölçmeyi gerektirir. Bu korkutucudur. Buna kapı aralamak sizi değiştirebilir.

Velhasıl, şirketlerin ekserisi dinlemekten çekinir. Çünkü değişmekten çekinir.

Değişim korkutucudur. Dinlemekle başlar.

Ne alaka?

İlginin olmadığı yerde ilginç sadece dikkat dağıtır. Çünkü alakalı* değilse, amaçsızdır. Uygulanabilir değildir.

Birilerinin hep dikkat çekmeye ihtiyacı olabilir ve bu belli bir müddet prim yapabilir. Ancak alakasızlık iki tarafı da hızlı şekilde yoracaktır.

Çok ilginç bir öykü anlatabilir, enteresan bir siyasi tirat döşeyebilirsin**:

Eğer alaka/ilinti kuramıyorsan, boşa kürek çekiyorsun demektir.

*Relevant.

**Ülkemizin siyasi gündemi tam bir “Ne alaka…” safhasındadır.

Refleks

Pasaport sırasında önümdeki çocuğun minik sırt çantasından oyuncağı düşüyor. Eğilip elimdeki bir paket M&M’s ile birlikte uzatıyorum. Gülümsüyor.

Annesi bu organik anı: “Teşekkür edelim abiye!” klasiğiyle tuhaf bir ana dönüştürüyor. Çocuk, teşekkür edemiyor. Anne, ısrar ediyor. Ben, pişman oluyorum. Bu ebeveynin geliştirdiği refleksin çocukta çalışmaması örneği. Çünkü bir insana esneme anında ağızını eliyle kapatmasını öğretemezsin. Bu tepke zamanla ve tercihen öğrenilir. Eğer çocuğun, bir refleks olarak minnet ve şükran duysun istiyorsan kafası ödülle karıştığı o an doğru an değildir. Ve aslında buna ihtiyaç da yoktur.

Tüketicinin de refleksleri vardır. Mesela sen, blogun müdavimi olarak bu yazının artık nereye varacağını kestirebiliyorsun. Bu kazanılmış bir reflekstir. Refleksler işe yarar. Kısa yollar üretir ve bazen çıkmazların içinden kurtarır. Ama refleksiz gözlem yapan kadar heyecan verici değildir.

Bu bloga ilk defa giriş yapmış sen gibi. Tıpkı elinde ödülü, heyecan dolu o çocuk gibi.

Ancak siz biz refleks sahiplerinin aksine yeni bir şey önerebilir veya üretebilirsiniz.

Pazarlamanın size ihtiyacı var.