Sıradan

Yeni yıl ile ilgili gençken bize yüklenen aciliyet, inanılmaz önemli bir dönüşümün gerçekleştiği ve bunun bir şekilde sıra dışı yöntemlerle kutlanması gerektiği fikriydi.

30 yaşıma yaklaşırken, bu aciliyetin tıpkı diğerleri gibi uyduruk olduğunu ve bu geri sayımın da gerçeğe etkisinin neredeyse sıfır olduğunu gözlemledim.

Birçok geri sayım var: yaş, yarış, ekstre tarihin veya fırında pişen kek.

Başlatan da var, bitiren de.

Ve hepsinin arasında, dikkatini dağıtmaması gereken en sıradanı bu geceki.

Mutlu yıllar.

Zayıf sistemler

Her ne kadar söylemesi kulağa ihtilaflı gelse de, çekinmeyeceğim:

Sence bu kadar çok zeki insanın, bu kadar uzun süre boyunca bu kadar düşük bir doğruluk standardını kabul etmesi ve tüm sistemlerini bu doğrultuda inşa etmesi nasıl mümkün olabildi?

Bilmiyorum.

Bildiğim bir şey var: Sağlıklı biçimde işleyebilmesi için inanılmaya ihtiyaç duyan her dünya görüşü, yapısal olarak zayıftır.

Yarın gece geri sayım sıfırlanıyor.

Yarın tekrar buluşalım.

En iyi

New York’ta bulunan Eleven Madison Park, hem 3 Michelin yıldızına sahip olmasıyla teknik mükemmelliği, hem de 2017’de “Dünyanın En İyisi” seçilmesiyle küresel etki ve prestiji temsil eden nadir restoranlardan biridir.

Bu restoranda 200 kişi çalışıyor. Her akşam yaklaşık 80 konuk ağırlanıyor.

200 çalışan, 80 konuk. Konuk başına 2,5 çalışan.

Hiçbir klasik iş modeli bu dengeyi desteklemez.

Bu, ancak pazarlamanın; başkalarının kötü, iyi ya da daha iyi yaptığı şeyleri “en iyi” seviyesinde yapma iddiasını kabul ettirmesiyle mümkün olur.

Bu noktadan sonra fiyat ve kitle artık ikincil hale gelir.

Buradan başla.

Ortalamayı yakala

Markayı, icadı korumak pazarlamanın birinci önceliğidir. Telif hakkı, her alanda yaratıcılığın en önemli koruyucusu olmuştur.

Mesele marka olunca ise koruyamayacağımız şeylerin başında, kültürün ona nasıl davranacağı gelir. Blockbuster ve Pepsi, H&M bir gün bu markaların tişörtünü yapsın diye kurulmadı.

Otantiklik ve markayı ortaya çıkaran temel dinamikler korunabilir. Ancak markanın bir başkası için ne ifade edeceğini kontrol edemeyiz.

Korumacılık bizde iki yönde problemlidir: Telif hakları ihlal edilir, koruma ise abartılır.

Keşke birkaç konuda ortalamayı yakalayabilsek.

Birkaç…

Hayırlı haftalar.

Sürünün sürgünü

Eğer dünyada önümüzdeki 20 yıl içinde sıra dışı bir hadise (Covid benzeri salgınlar, ekonomik ya da siyasal krizler) yaşanmazsa, yapay zekâ neredeyse her mesleği ve zanaati anlamsız hâle getirecek.

Herkesin istediği her şeyi kolayca inşa edebildiği bir çağda ise, değerli olanı seçebilen ve seçimine güvenilen insanlar iş yapacak.

Yani sistem kurabilen, editöryel içgüdüsü güçlü olanlar sürünün dışında kalacak.

Hayırlı pazarlar.

Tutkusuz

Neden intikam yanlıştır?

Çünkü, yanlış olarak konumlandırılan diğer tüm eylemler gibi, tutku ve haz içerir.

Cezalandıran kişi, verdiği cezadan haz alıyorsa; orantılılık ilkesi yani verilen cezanın, işlenen suçun ağırlığını aşmaması kuralı ihlal edilir.

Dünyanın tutkuya birçok alanda ihtiyacı vardır.

Ve birçok konuda ondan, şekerden kaçındığımız gibi, kaçınmamız gerekir.

Muhafazakârın derdi

Muhafazakârın her zaman bir problemi vardır. Hangi konunun muhafazakârı olursan ol, direndiğin ortak düşman değişimdir. Değişim ise kaçamayacağımız en önemli olgulardan biridir.

Şöyle bir düşün: 2000’li yıllardan bugüne hayatımızda neler değişti?

Neler artık yeni normal, neler artık absürt?

Muhafazakârla mücadele edemeyiz. Ama onun gelişimin önünde durmaması için bazı önlemler alabiliriz. Bu önlemlerden en önemlisi ise eleştiridir.

Eleştirinin sınırlandığı, kısıtlandığı her yerde muhafazakârlık yosun tutar.

Biz böyle yaparız

“Türkiye’de biz tatlıyı böyle yaparız.”

“Türkiye’de biz kahvaltıyı böyle hazırlarız.”

“Türkiye’de biz okula böyle gideriz.”

“Türkiye’de biz kutlamayı böyle yaparız.”

“Türkiye’de biz adaleti böyle sağlarız.”

“Türkiye’de biz özgürlüğe böyle yaklaşırız.”

“Türkiye’de biz böyle inşa ederiz.”

“Türkiye’de biz tasarımı böyle yaparız.”

“Türkiye’de biz böyle seçeriz.”

“Türkiye’de biz insanı böyle yetiştiririz.”

“Türkiye’de biz ormanları böyle koruruz.”

“Türkiye’de biz olağanüstü durumlara böyle hazırlanırız.”

Öyle ya da böyle, her bireyin, her ailenin ve her devletin bir “Biz böyle yaparız”ı vardır.

Bu, aynı zamanda bir pazarlama konumlandırmasıdır.

Hayatında sana gurur veren kaç tane “Biz böyle yaparız” var?

Çocuk oyunu değil

Moneyball süper bir metne sahipti. Şu alıntı çok hoşuma gitmişti. Bugün bir dostum hatırlattı. Hayatın kritik gerçeklerinden biri:

“Hepimize bir noktada artık çocuk oyunu oynayamayacağımız söylenir; sadece… bunun ne zaman olacağını bilemeyiz. Kimi bunu on sekizinde duyar, kimi kırkında; ama hepimiz er ya da geç duyarız.”

Değiştir, yap

Tuvalet fırçasını detaylı şekilde temizlemene gerek yoktur. 3–4 ayda bir yenisini satın alırsın. Çünkü yeni bir tane almak ile onu temizlemek için harcanan zaman ve emek ile elde edilen nihai fayda arasında ciddi bir dengesizlik vardır. 20 yıl öncesine kıyasla tuvalet fırçaları artık oldukça ucuzdur. Bu da kitlesel üretimin bir sonucudur.

Buna karşılık, yoğurdu satın almak yerine evde yapmak daha faydalıdır. Çünkü bu, temizlikten daha az ya da en fazla aynı zamanı alır; üstelik katkısız bir ürünü çok daha uygun bir fiyata tüketmiş olursun.

Dolayısıyla bu iki ürünü ya da benzerlerini satıyorsan; birincisi için fiyat, dayanıklılık ve tasarımdan ziyade hijyen ve kolayca değiştirilebilir, ikincisi için ise katkısız olma özelliğine odaklanmalısın.

Kolay gelsin.