Pareidolia

Pareidolia, gerçeği öyküyle bükme eğilimlerimizden biridir.

Soyut görüntüleri ya da cansız nesneleri insanlara benzetmek; bulutlarda Hz. İsa’yı görmek gibi…

Bugün pareidolia’yı psikolojik bir hastalık olarak değil, bir eğilim olarak kabul ediyoruz.

Aksi durumda hepimiz biraz deli sayılırdık.

Yoksa…

Hayırlı haftalar.

Herkes şef

Yapay zekâ, her iş kolundaki zanaatkârı bir orkestra şefine dönüştürüyor.

Üç yıl önce kodlama yaparken keman, piyano ve üflemeli çalgılar çalıp orkestrayı yöneten bir yazılımcı, artık enstrüman çalmıyor; sadece şeflik yapıyor. Aynı durum, yaratıcı bir grafiker, zeki bir avukat veya dili güçlü bir editör için de geçerli.

Peki, herkesin şef olduğu bu dünyada zanaat ne olacak?

Unutulacak.

İyi bir piyanist, mumla aranan artizan bir bakır ustası gibi nadir olacak.

Maalesef gelecek bu.

Bir yarış değil

Skorun çok açık ve net bir konumlanması vardır.

Skor, sadece rekabet söz konusuysa tutulur.

Müsabakaya dönüşmemesi gereken ikili ilişkilerde ve hep “Gittiğinde seni kim özleyecek?” sorusunu anlamlandırması gereken pazarlamada skor tutmak, sadece boşa kürek çekmek değil; içinde bulunduğun durumun farkında olmamak demektir.

“Bu bir yarış değil!”, uğruna her şeyi feda edebileceğin olasılıklara kapı aralar.

Ucuz bahaneler

Şişli’de dün aracıyla 2 kişiyi öldürüp, 1’i ağır olmak üzere 5 kişiyi yaralayan sürücü, ifadesinde “Bayılma hastalığım var” demiş.

Öncelikle böyle bir hastalık yok. Ama varsayalım ki bu semptom bu kişide rutin. Bahanesi beyninden büyük; o zaman neden araç kullanıyorsun be dallama!

Yaşadığımız her sıra dışı olay, bu ülkenin nasıl bir ortalamaya sahip olduğunun özeti gibi.

Bahaneleri ucuz bir memleket…

Kritik bir

Türkiye ile ilgili 38 eleştiri yazısı yazmışım. Nihayetinde kendime yönelik eleştirim şu oldu: Türkiye’yi az eleştirmişim. Türkiye, benim eleştirilerimin çok ötesine geçmiş; hatta eleştirdiğim konuların üzerine artık eleştirilecek bir şey dahi kalmamış.

İnanın ki kişisel bir intikamım, politik bir kaygım ya da peşinden koştuğum bir düşünce birliği yok. Türkiye, yitip gitmiş potansiyel dahi çocuklar arasında en acınası ve en üzülesi olandır.

Çok yazık oldu.

Bu Blog neden var?

Bu blog, birilerine bir şeyler öğretmek, -her ne kadar bazen kulağı tırmalasam da- lafı gediğine sokmak ya da tespit kasmak için açılmadı.

Bu blog, bilinirlik kovalama kaygısıyla da başlamadı.

Benim için bu blog; tıpkı 2000’lerin başında Genç Makedonyalılar ve Maktürk’te, sonrasında da Medium’da olduğu gibi, kendime not düşmek için var. Geriye dönüp baktığımda “Aa, ne kadar da az biliyormuşum” ya da “Bu şekilde düşünmek ne kadar da faydalı olmuş” diyerek kendimi test edebilmem için var.

Sen ve diğer herkes buna şahitsiniz.

Bu şahitlik de benim için bir kontrol mekanizması gibi çalışıyor. Bunu kuvvetler ayrılığı gibi düşün. Bugün bu notu şu yüzden düştüm: Artık geriye dönük yaptığım tespitlerin kaçının fos çıktığını test etmek, yapay zekâ ile çok kolay.

Bu aralar bunu yapacağım.

Yani kendimi kritik edeceğim.

Bakalım ne kadar yanılmışım…

Düzelmeyenler

Bozdun mu Kintsugi bile uygulasan düzeltemeyeceğin 6 unsur:

-İtibar

-Güven

-Masumiyet

-Kimlik

-Toplumsal Birlik

-Kültürel Miras

Sence son 20 yılda biz kaçını yerle bir ettik?

Pratik ol

Konuştuğumuz işlere yaklaşımımız ilkesel mi, yoksa uygulamaya dönük ve nesnel mi?

Daha önce de bahsetmiştim: Oktay Sinanoğlu’nun “İngilizce değil, Türkçe konuş ve bilim üret…” meselesine yaklaşımı ilkeseldi. Ve bazen, bu konuda olduğu gibi, ilkesel hayalperest olabilir. Sinanoğlu yanıldı; çünkü uygulama ve pratik olan tercih edildi.

İlkesel olmak, prensiplere bağlılık önemli bir özelliktir. Ama her tartışmanın ve düşüncenin önüne geçen bir umdeye dönüştüğünde, pratiklik -evet- o sıska ve kendi hâlindeki pratiklik kazanır.

Genellikle pratik ol. İlken ayak uydurur.

Hazır mısın?

Abraham Lincoln’a atfedilen en güzel deyişlerden biri şudur:

“Hazırlanacağım ve bir gün şansım bana gelecek.”

Bu, son derece kritik bir mentaldir.

Hazır mısın?

Değilsen, emin ol: Beklemekten sıkılan tüm şeyler arasında şans, en sabırsızıdır.

Sade lütfen

Çok kompleks ve karmaşık sistemlerin içinde yaşıyoruz. Bu tanımlamanın içine, doğal dediğimiz her döngü de dahildir. Birebir aynı içerikle; fakat farklı zamanlamalar ve sıcaklıklarla, on binlerce çeşit ekmek yapabilirsiniz.

Yine de hayatı asgari seviyede kontrol edebilecek yetenek ve bilgilere sahibiz. Ancak bunun bizi yanıltmaması gerekir. Burada kaderci ya da teslimiyetçi bir skeptisizmle konuşmuyorum.

Bu bir realitedir.

Doğal ya da suni sistemleri yalınlaştırmak, pazarlamanın nihai hedefidir. Bunlar mental ya da fiziksel bariyerler olabilir.

Her şey çok kompleks.

Pazarlama sade olmak zorundadır.