Bilin, inanmayın
IQ sınırlarını zorlayan zekasıyla Gustav Jung meşhur röportajında gazeteciyle şöyle bir diyaloga girer:
Gazeteci: Çocukluğunuzda Tanrıya inanır mıydınız?
Jung: Oh tabi ki…
Gazeteci: Peki şimdi inanıyor musunuz?
Jung: Şimdi… Cevaplaması zor. Biliyorum. İnanmama gerek yok, biliyorum.
İnsanlar inanmak ve bilmek arasında bazen derin, bazen de çok ince bir çizgide gidip gelirler. Bazen inanmaktan başka seçeneğimiz yoktur. Tıpkı çocuk Jung gibi. Ta ki, bilimin bize öğrettiği gözlem ve deneyi çalıştırana kadar. Bu noktadan sonra artık inanmaya ihtiyacımız kalmıyor çünkü bilmeye başlıyoruz. Nelere inandığınız ve neleri bildiğinizi beyninizde sortlayın yani ayırın. Özetle; inanmanız gereken şeyleri (ölçemediklerinizi) bilmeye çalışmayın, bilmeniz gereken şeylere de (ölçebildiklerinize) inanmayın.