Nedenler...

Neden’ tekil kullanılmaması gereken önemli zarflardan biri.

Biz insanlar, öykü anlatıcılarıyız. Olayımız budur: Bir vaka ancak öykümüz ile ilintiliyse iş görür. Öykü ise bağlam olarak mutlaka sade olmalıdır: Frodo Saruman’a karşı ve Harry, Voldemort’la mücadele eder. İyi ve kötü, cesur ve korkak, güzel ve çirkin; hepsi öykünün içinde bir Ying/Yang gibidir.

Lakin bu siyah/beyaz anlayış ve olayları değerlendirme refleksimiz -maalesef- hayatın birçok alanına yayılır. Ancak gerçek hayat öykülenemez.

‘Neden’ asla tekil değildir.

“Nokia neden battı?”, “Osmanlı neden çöktü?” ve benzeri soruların 3 nedeni yoktur. Birçok nedenleri vardır.

Sadeleştirme ayrı, olguları yok sayıp öyküleştirme ayrı…

Dikkat edin.

Hangi Pazarlama?

Pazarlama bir bilim mi, yoksa bir sanat veya yaratıcılık* prosesi mi?

Yoksa hepsi mi?

Bu soru sosyal bilimlere konu olan birçok dal için bir sorun teşkil eder. Çünkü bilimin tanımı ve uygulaması nettir. Bilim, olgusal kesinlik sağlanmadan yargı dağıtmaz. Yine de bir pazarlamacı bir fizikçinin aksine kendinden çok emin konuşabilir: Atlamayalım, bu tutum bilimin değil, ancak bir içgüdü, içgörü veya öngörünün konusu olabilir.

Gri alanları, bilimin konusu olan pazar araştırmaları, analitik ve tüketici davranışları gibi yüksek veriyi işleyen çalışmalardan ayırmak gerekir.

Bazı pazarlamacıların kafası ne yaptıkları konusunda karışık olabilir. Ancak siz, ikisini birbirinden ayırın.

Evet, pazarlamacılar şakalar yapar, yaratıcıdır, ilham verir ve sloganlar üretir…

Bunlar sizi iyi hissettiriyor olabilir.

Bilmek ise sizi iyi yapar.

Birinci gün

Okulunda birinci gün.

İşinde, evliliğinde…

Veya sporda, yeni projende birinci gün…

Hatırlanır; deneyimin kolostrumu gibidir. Konsantredir.

Birincilerin en önemlisi; hayatımızın birinci günü ise hafızasızdır. Hafızası başkalarıdır.

Bazen ilk günün deneyimi; heyecanın, stresin veya tecrübesizliğinin kurbanı olabilir.

Gün bir, hafıza sıfır olmasını istemiyorsan: Birincileri hep paylaş.

Birinci günün kutlu olsun.

Deneyim

Deneyimin en tilki özelliği kişiye özel olmasıdır.

Deneyime yön veren örnek yollar veya kullanıcı arayüzü gibi patikaları ne kadar özelleştirirsen özelleştir; pratik kişiden kişiye mutlaka fark edecektir.

Deneyim kişiseldir. Tarikatleştirilemez.

Ürününü pazarlarken bunu gözden kaçırma.

Yeniye yer açmak

“Ölüm büyük olasılıkla yaşamın en iyi icadıdır. Hayatın değişim ajanıdır. Yeniye yer açmak için eskiyi temizler…”

Jobs’un bu yaklaşımı ancak devir kendini çalıştırırsa anlamlıdır. Devir hayatla, hepimizin aşina olduğu o sıra dışı çıkışla başlar: “Ol!”

Ve evet, ‘öl’ ile arasındaki mesafe iki nokta kadardır.

Yeniyi karşılamak ve ona yer açmak; harika bir konsept değil mi?

Tezgâhın anatomisi

Tezgâh açtığında iki şey söylersin:

“Önereceğim bir şeyler var…” ve “Buyrun gel!”

İkisi de “Size nasıl yardımcı olabiliriz?“den evvel gelir.

Tezgâh açtığına göre bunu çok önceden biliyor olman gerekir.

Sorma.

Göster ve anlat*.

Biz seçeriz.

*McDonald’s’ın menüleri gibi.

Kutunun dışı

Think outside the box yani; alışılmışın dışına çık. Kalıpların dışında düşün.

Ancak “Kaşığı bükmek istiyorsan önce ortada kaşık olmadığını kabullenmen gerekiyor!” yaklaşımı ile mümkün olabilir.

Farklı düşünmek, bir alternatifler arama çabası değildir. Mevcut durumu külliyen reddetmek ve yok saymakla ilgilidir.

Evet, farklı düşünen dışlanır. Gayet olağandır.

Çünkü kutunun dışı, haliyle dışarıdadır.

Ayrı düşünmek

Kritik etmeyi seviyoruz. Şikayet bizde önemli bir kültürel kod. Olması gibi çalıştığı konusunda ise ciddi kuşkularım var.

Eleştiri haz etmeme gibi durumlar dışında sadece bir fikir değil, doğru gözleme dayalı olgusal gerçekliktir. Bu gözlem kabiliyeti ise ancak bilim ve deneyim ile mümkün olabilir.

Eleştiriye maruz kalan ekseriyetle mevzuyu eleştirenin gözünden görmekte zorlanır.

Anlaşılırdır.

Ancak güzel eleştirili kültürü; anlamaya çalışan ve “Beni değerlendirmek için zaman ayırdığın için minnet duyuyorum!” diyebilenlerin parçası olduğu bir habitattır.

Ayrı düşünmek bir problem değil, bir avantajdır.

Eleştiri suçlama değil, katkı ve katılım sürecidir.

Kargaşa

Misinformation yani yanlış bilgi sadece öyküyü satın almayana fayda sağlar. Ne zaman ortalık böyle kusurlu hikayeler ile karışsa önemli olan tek bir zaman aralığı vardır:

Gerçeğin ortaya çıkma süresi.

Bu süre öyküyü satın almamış ancak ona yön veren için hayatidir. Çünkü bu arada ürün, ajanda ve hatta fikir bile satabilir.

Epstein kargaşası tıpkı Covid döneminde yaşadığımız kusurlu bilgi avına dönüştü.

Dikkat edin.

Şikayet

Şikayet verdiğimiz sözü tutmadığımız için yapıldıysa; karşılığında özür dileyip af talep etmekten başka seçeneğimiz yoktur.

Eğer şikayet yükselttiğimiz beklentilerin bir sonucuysa; bu bir güven notudur. Bu reaksiyona üst düzey bir empatiyle yaklaşmamız gerekecektir.

İki durum da pozitif sonuçlanabilir.

Unutma: Tüketici onlarla münakaşaya gireceğimiz öngörüsü ile eğitildi.

Neler olup bittiğini anlamak ve akabinde münakaşa yerine doğru kanaldan angaje olmak her sorunu çözecektir.

Dinle, anla ve karşılık ver.