Eski problem

Türkiye olarak problemimiz yarım asırdır problemlerimizin eski olması.

Tekrar eden problem, problemin farkında olmadığını gösterir ve bu büyük bir problemdir.

Mesela Amerika için 1960’larda problem Ay’a ayak basmaktı. Bu problem çözüldü/eskidi. Artık yeni bir problem var: Mars’a ayak basmak.

Pazarlama problemin olabilir. Hukuk, demokrasi veya erken uyanamama problemin…

Eğer problemin yeniyse problem değil. Eskiyse büyük problem.

Israrcı panda

Billboard’lar şehri Kahire 21. Yüzyılın Don Draper’larının buluşma noktasıdır.

2010 yılında viral olan şu peynir reklamını hatırlayalım*

“Pandaya Asla Hayır Demeyin” birçok uluslarası ödül aldı. Kayda değer dikkat çekti. Sosyal hatta jeopolitik analizleri yapıldı.

“Bu panda kimi temsil ediyor?” sorusu bir paranoya konusu oldu.

O zaman da bugün de aynı soruya cevabım değişmedi: Panda hepimizi temsil ediyor.

Yıllardır aynı iPhone’u yeni iPhone’muş gibi bize satın aldıran pandalar içimizde yaşıyor.

Direnç göstermenin ise çok yalın ve kısa bir formu var.

Yaygın kullanımıyla, Hamlet 3. Perde, 3. Sahne, 87. Repliğini alıntı yapmam gerekirse:

Hayır.*

*Çok sık talim etmen gerekir.

Kaşif kafası

Bugün bir toplantı sonunda şu kanı bende betonlaştı:

İnsanlar iki kategoriye ayrılır; istikrar, bağlılık ve güven peşinde koşanlar ile keşif, arayış ve bağlı olarak başarısızlığı (istikrarsızlığı) gelişim için önemli bir girdi sayanlar.

Birinci de işe yarar ikinci de.

Ama sadece ikincisi bilinmeyeni ortaya çıkartır.

Elon Musk ikinci kategori için bu yüzyılın en doruk* noktasıdır.

*Ramazan da doruk noktasına ulaştı. Artık gecikiyorum. Kusura bakma.

Tüketen rekabet

1925 yılında aralarında Osram, Philips ve GE’nin bulunduğu ampül üreticileri Cenevre’de bir kartel kurdular.

Uzun ömürlü ampül rekabetinin satışları düşürdüğünü fark eden bu “Seçkinler”: Ampül kalitesini düşürüp, yanma ömrünü azaltma konusunda anlaşmaya vardılar.

Rekabeti insanlık ve gezegenimizden yana değil daha fazla güç elde etmek için kullandılar.

Rekabeti insanlık ve gezegenimizin aleyhine kullanmaya karar verdiler.

Önünde rekabet tarzını tanımlayacak iki soru var:

“Daha çok satmak, daha çok tüketmek ve imha etmek için neleri göze alabiliriz?”

ya da

“Hep beraber nasıl daha iyi olabiliriz?”

Hayırlı haftalar.

Korkunun hükmü

Korku halinde berrak düşünemeyiz.

Eleştirel ve stratejik düşünebilmek için duru bir zihin şarttır.

Bu iki düşünce metodu ise sorunları anlamak ve onları çözmek adına olmazsa olmazdır.

Şöyle düşün: Bu metropolde yıllardır; hukuk ve eğitim sisteminden, şehir planlaması ve trafiğe kadar neredeyse her şeyden şikayet ediyoruz.

Ve son kertede, geçen 20 yılda neredeyse hiçbir şeyi düzeltemedik. Aksine sıralı problemlerimiz kronikleşti.

Zihnimizi esir alan ve bize satılan; küçülme, geri kalma ve “Aman zaman kaybederiz…” gibi korkular bugünün çıkmazlarına dönüştü.

Ve hataya düşme; korku da diğer duygular gibi mobilize olabilir ve çeteler oluşturabilir.

Bugün ülkemizi yöneten korku çeteleri işler onların istediği gibi gitmediği taktirde olabilecekler ile bizleri korkutuyorlar.

Âlâ…

İşler zaten bizim istediğimiz gibi gitmedi, gitmiyor.

Zıtlar

Çok zeki ama aynı zamanda gerzek, çok havalı ama aynı sırada beceriksiz olabilirsin.

Zıtlar içinde ve farazi hatların sınırında yaşarız. Ve iyi olanın farkına bu şekilde varırız.

İşin güzel tarafı da budur.

Çözüm yetmez

Mantıklı, gerekçeli düşünme veya tümevarım kabiliyeti ile sonuçları algılama biçimi arasında bağlantı yoktur.

Bu nedenle iki rasyonel insan aynı probleme bakıp farklı çözümler üretebilir.

Türkiye’de yıllardır süregelen “Sokak hayvanları” tartışması bu durum için harika bir örnektir.

Pazarlama sadece rasyonel davranıp, kitlesine önerdiği çözümü anlama adına fırsat vermezse: Serbest düşüştedir.

Pazarda gerekçeli düşünülmüş, her tarafından mantık akan ancak hiç satılmayan binlerce ürün vardır.

Sadece çözüm üretmen -kesinlikle- yetmez.

Ona neden ihtiyacımız olduğunu bize güçlü şekilde anlatman gerekir.

Acili paylaşmak

Suçluluğu, utancı, kederi, heyecanı, başarıyı veya sevinci paylaşırız. Aciliyeti değil.

O kadar ki, trafikte ambulansa yol vermek bile bazımız için bir soruna dönüşebilir.

Çünkü acil ayak uydurmaya izin vermez. Acil bir oldubittidir.

Acillerini anlamamız gerektiğini düşünebilirsin. Ancak unutma, bazen anlamadan önce; benimsemek, sahiplenmek yani paylaşmak isteriz.

“Yoldan çekil!” tavırının ise buna katkı sağlamadığı aşikar…

Odak | Hayır

Fokus olmak yada odaklanmak işin zor kısmını anladığın ve ona talip olduğun anlamına gelir.

İşin zor kısmı ise bize her gün sorulan:

“Şu yeni acili duydun mu?”

Sorusuna “Hayır!” cevabı verebilmektir.

Sonsuz vade

Kısa vadenin ne olduğu konusunda anlaştığımız kesin.

Uzun vade..?

Pek emin değilim.

Öncelikle, kısa vadelerin toplamı uzun vade yapar. Bu nedenle kısa vadeye önem vermemek uzun vadeyi anlamamak demektir.

Diğer taraftan vadeyi sonuçlar ile karıştırmaman gerekir.

Hazırlık süreci uzun, ödül töreni kısadır. Sahneden indikten sonra vaden devam eder.

Uzun vade bitmez. Bu yüzden uzundur.

Aslında söylenmek istenen ‘sonsuz’ vadedir. Göz korkutmamak için ‘uzun’ denilir.

Soru “Sonunda kazanır mıyım?” değildir.

Uzun vadeyi anlayan şu soruyu sorar:

“Oynamaya değer mi?”