Köfteci

Köfteci Yusuf meselesi ile ilgili 3 Pazarlama sorusu (Biri köfteciye, biri tüketiciye ve biri yatırımcıya):

Sevgili köfteci, eğer bir komploya maruz kaldığını düşünüyorsan hangi yolu seçeceksin: İnkar ve ret mi(Basın açıklaman bu eğilimde olduğunu gösteriyor), yoksa sorumluluk ve hesap verebilirlik mi(Bu ülkede nadir karşılaştığımız bir durum, bu senin için bir fırsat)?

Sevgili tüketici, söylenti çıkmadan önce, markaya neden güveniyordun? Ucuz ve lezzetli olduğu için mi? Eğer böyleyse yine kandırılırsın, işleri kolay.

Sevgili yatırımcı, markanın bu kusuru markanın değerinden daha mı büyük? Değilse geri kalanı kurtarmak için elini taşın altına koyman gerekmez mi?

Yaralı geyik

Dibine kadar yolsuzluğa batmış bir hükûmeti görmezden gelelim ne çıkar ki? Gücü tek bir adama verecek anayasayı el birliğiyle onaylayalım, en kötü ne olabilir ki? Tamamen aklını kaybetmiş şekilde davranıp ekonomiyi yerle bir eden yönetimin gazına gelip dolarlarımızı yakalım ne kaybederiz ki? Bir günde Çanakkale Savaşı muharebelerinde ölen askerlerden daha çok kayıp verdiğimiz deprem fiyaskosuna “Asrın Felaketi” diyelim, kim anlar ki?

Bu arada yine biz: “Aaa bakın Yaralı Geyik… Bu bir işaret!”

Yine pazarlamaya bağladın deyip bana kızarsınız ama bir yaralı geyik, bir efsane ve bir öykü tüm olgu ve gerçeklerden daha güçlüdür. Bu ülkede son 10 yılda yaşadığımız her şey bunun kanıtıdır dostlar. Üzgünüm ama satın alındınız.

"Ama"

Pazarlama bir kaynak problemidir.

Özetle, “İş Planı 101”: Etkiyi ve kârımızı artırmak genellikle değerli bir şeyi maksimize etmekle ilgilidir. Ancak değerli olan şeyler kıttır, mesela:

Dikkat çekmek, güven inşa etmek, hep hatırlanmak ve özlenmek değerli şeylerdir.

Pazarlama bunları üretir.

“Pazarlama yapmak istiyorum ama…”

Eğer yapmak istediğin buysa, o zaman yap. ’Ama’dan kurtulmanın sana maliyeti sıfırdır.

İyi hissettirir

Seçtiğin bebek arabası ve diş buğdayı partisi çocuğun için değil, kendin için satın aldığın ürünlerdir. Aynı şekilde köpeğinin özel mamaları da öyledir. İyi hissettirir. Ve belki de nihayetinde pazarlamanın tüm amacı bu olabilir: İyi hissettirmek.

Vermek nadiren alan ile ilgilidir. Adına hediyeleşmek dediğimiz bu takasın doğasını ve nasıl çalıştığını anladığımızda Pazarlama gerçekleşmiş olur.

İlk olmak

Yol kenarı satıcılarını bilirsin. Kavuncular, 200 metre arayla hepsi tek sıra…

Bu sıralamada ilk kavuncu olmak avantajlı değildir. Çünkü oradan geçen müdavim hariç hiç kimse güne “Bugün yol kenarından kavun alacağım!” fikriyle başlamamıştır. İlk kavuncu “Aha kavuncu!“dur ve sona doğru pozisyon alanlar -belki- “Bir kavun alalım mı?“cılar olabilir.

Bazen ilk olmak iştah açıcıdır ve mutlaka cesaret işidir ancak zemini çok incedir (Google, Facebook, Amazon: Üçü de ilk değildir). Dikkat aralığımız kısa, dikkatimizin özü limitlidir ve evet, ilk olmanın köpüğüne ihtiyaç duyanlar olsa da, kültürü en çok değiştirenin azim olduğu kesindir.

Hayırlı haftalar.

Son durum

Bugüne baktığımızda hatalar, başarısızlıklar ve problemlerimizin hepsi iç içe girmiş durumda.

Hepsine yaklaşımımız kusurlu. Şöyle ki:

Hatalar ders aldığınız olgulardır. Ders almıyoruz.

Başarısızlıklar genellikle kusurlu eşlemeler yaptığınızda vuku bulur. Dindar bir nesil yetiştirecek ve Neo Osmanlı’yı kuracaktık. Gerçek dünya bize bunun mümkün olmadığını gösterdi.

Problemler ise yeni bir buluşun ve çözümün konusudur. İnovasyon durduğunda sadece gelişim durmaz, problemleriniz çözümsüz kalır. Bugün problemlerimizi çözemiyoruz çünkü hatalarımızdan ders almıyor ve başarısızlıklarımızla yüzleşmiyoruz.

Söylemek dile zor ama acınacak durumdayız.

3 Neden

Bu akşam “Neden?” yazacaktım. Öykülerimizi neden tükettiğimiz, neden geri sardığımız ve neden ne yaparsak yapalım, bugün doğru hissettirmiyor üzerine tartışacaktım. 2 yıl önce yapmışım, buyrun:

“Neden başaramıyoruz?” Birey, şirket veya toplum…

Nasıl okuyacağının önemi yok. Düşünmeni hızlandıracak üç ana sebep:

1- Sosyal konsensüsü sağlayamıyoruz.

Detaylarda boğulmadan; adaletin, özgürlüğün ve sorumluluğun ne anlama geldiği konusunda uzlaşmamız gerekiyor. Bunu sadece %51’in onayladığı bir anayasa ile gerçekleştiremeyiz.

2- Ortak bir ideal etrafında toplanamıyoruz.

Makro ölçüde bir ideal tanımlamasına ihtiyacımız var: ABD’nin defakto sloganı “E Pluribus Unum”u* gibi. Parti, dernek veya takım tezahüratlarından arındırılmış ortak bir girişim.

3- Kendimizi tanımlayamıyoruz.**

Biz kimiz? “Made in Türkiye” ne anlama geliyor? Dünya’nın neden bize ihtiyacı var? Dünya neden Türkçe okusun, konuşsun veya yazsın?

*”Çoktan tek”, “Çokluktan, birliğe” vd.

**Kendini, şirketini veya ürününü ancak 1 ve 2. aşamayı tamamladıktan sonra tanımlayabilirsin.

Boş yapma

Passengers (2016)’da robot barmen ve protagonistin diyalogları kafa açıcıdır:

Başkahraman: Tek müşterin benim, neden hep bardak parlatıyorsun?

Barmen (Robot): Meslek sırrı. Barmen boş durduğunda insanlar geriliyor.

Her mesleğin mutlaka bir triki vardır. Ancak iş üzerinde boş durmak her koşulda göze batar. Yapman gereken işi yapmadığında insanlar gerilir. Belki yanlış yapıyor olmandan daha çok. Biliyorum hepimiz çok yoğunuz: Yine de bazen iş yapıyormuş gibi davranmak, dürüst bir şekilde çalışmamaktan daha evladır.

Tozlu su

Segmentler bazen çok belirgindir. Apple bunu iPad ve Mac’lerde net şekilde sınırlar. Her ne kadar Apple gibi şirketler bu yolla kurdukları para tuzakları ile suçlansalar da ürün/fiyat dengesi kriminal değildir. İlgili bölümün tüketicisinin de alım motivasyonu ve eğitim seviyesi bağlantılıdır. Şöyle basitleştireyim:

Artık Türkiye’de tozu suya katarak Tang portakal içmiyoruz. Bu segment ekonomik gelişme ile büyük ölçüde yok oldu. Ancak Afrika’nın birçok yerinde bu sağlıksız içecekler hala tüketiliyor. Hülasa, Apple ve benzerleri bunu yapmıyor/yapamıyor çünkü müşterisi bilinçli. Bu noktada konuyu fazla uzatmadan, takip edecek önemli bir Pazarlama sorusu şudur:

Kimse senin tarafına bakmıyor veya bakıyor ama gördüğünü anlamıyorken, ne kadar dürüstsün?

Er ya da geç bu Teflon tava tüketicisi uyanacak: O gün doğru tarafta kalman dileğiyle.

Rekabetsiz olmaz

Rekabet gelişimi tetikler. Rekabetin olmadığı topluluklarda hızlı yozlaşma, yolsuzluk ve kalıtsal bir durağanlık vardır. “İdeal, doğru ve adil rekabet” gibi uyduruk kavramların ise hepsi lafügüzaftır. Zira rekabet bunlardan biri değilse zaten rekabet değildir: Hiledir, katakullidir.

Rekabet işe yarar çünkü rekabet bir zeka ile alt etme oyunudur. Daha zeki olanın galip geldiği her oyun haliyle daha etkin, sağlıklı ve gelişmiş koşulların ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Velhasıl rekabetin sağlıklı çalışmadığı sistemler zekânın iş görmediği sistemlerdir. Uzun vadede kaybetmeye mahkûmdurlar.