Hazır mıyız?

Aciliyet ulaştığında, hazır olmaya çalışamazsın. Dalgalar tekneyi dövdüğünde hazırsan hazırsındır. Değilsen, kaderine teslim olursun.

Covid geldiğinde, bir acildi: Enerjimizi, paramızı ve zamanımızı tüketti. Çünkü hazır değildik.

Her aciliyet bizi gafil avlamaz. Ve her aciliyet, bir öncekini düşünerek şu soruyu sorma fırsatı tanır: “Mümkün oldukça endişelenmeli miyim?” Hayır.

Hiçbirimiz, ‘Dün daha çok kaygılansaydım, bugün daha mutlu olurdum’ diyecek bir acile yakalanmadık.

Eğer aksiyon alacak, manevra yapacak alanın varsa yap. Yoksa, acile boyun eğme.

Hiç orada değilmiş gibi yaşa. Yarın bana teşekkür edersin.

Hayırlı haftalar.

"Artık çok geç..."

Bu, eğer bir ümitsizlik söylemi değil de bir durum tespitiyse, dile kolay değildir. Doktorlardan sık duyarız. Bazen hukukçulardan, proje yöneticilerinden, mühendis ve mimarlardan…

Problemin zaman olduğu neredeyse her durum çözümsüzdür. Zamanın kısıtlı geldiği ya da zamanın hiç dikkate alınmadığı durumlar, her türlü uzman müdahalesini saf dışı bırakır.

İki yıl önce şöyle yazmıştım:

“Geç olsun da güç olmasın…” konuyu zorlamış bir atasözüdür. Geç olan, güç olur. Ve “Hiçbir zaman geç değildir!” çıkışı, bir enayi avutmasıdır. Geç, zamanın enflasyonudur. Ve hataya düşme: Zaman, erkenken bile çok pahalıdır.“

Türkiye bunun farkında değil. Ama birçok şey için çoktan geç kalmış durumda.

Ben bugün bir seçim kampanyası yönetseydim, Carville’in kampanya söylemini hiç yumuşatmadan şöyle uyarlardım:  “Mesele çocukların, geri zekâlı.”

Çünkü artık yetişkinler için çok geç.

Beklentiler

Tahmin, mütemadiyen yaptığımız bir şeydir. Markete giderken bile, rafta ve kasada karşılaşacaklarınla ilgili beklentiler inşa edersin. Evet, tahmin pasif bir beklentidir.

Beklentiler ise, hiç komplikasyona yer bırakmadan ikiye ayrılır: Veriye dayalı objektif gözlemle inşa edilenler ile duygusal kurgulananlar.

Birincisi belki %50 oranında doğru çıkar.

İkincisi ekseriyetle fiyaskoyla sonuçlanır.

Hayırlı hafta sonları.

Gereksiz

Bugün Zara Home’a girmek zorunda kaldım. Güzel bir konsept, lafım yok. Tasarımın göze lezzetli gelen her türünü severiz. Ancak Zara Home, tüm büyük gösteriye rağmen, diğer muadilleri gibi sadece bir “ihtiyacımız olmayan ürünler” dükkânıdır.

Bu tanımlamanın motivasyonu “Aaa, gereksiz işler bunlar, kapat Zara” demek değil. Zaten kapitalizmin bize ihtiyaçolarak dayattığı sektörlerin kemiksiz %90’ı gereksizdir. Ancak bunun farkında olmak, Pazarlama açısından çok kritiktir. Çünkü ihtiyaç olmayan her ürünün alıcısını belirleyen en büyük faktör, ekstra paradır. Kimse Zara Home’dan o berjeri almak için böbreğini satmaz.

Bu ekstra paraya sahip olanlar ise her ekonomide ayda, sezonda veya yılda yer değiştirir. Azalır veya artar. Eğer kendinizi bir Kodak illüzyonuna kaptırır ve aslında ne sattığınızı unutursanız, pazarlamanız köstek olur, çöker ve çöktürür.

Bugün Zara Home’da bunu gördüm. 

Bu bir içgörü, yanılıyor olabilirim.

Ama haklı olduğumdan emin olduğum bir şey var: Ne sattığını bil.

Eski problem

Bugün bir dostum bu eski yazımı hatırlattı. Bugün yazma gereği duymadım. Çünkü gün de gündem de eski. Buyrun:

Türkiye olarak problemimiz yarım asırdır problemlerimizin eski olması.

Tekrar eden problem, problemin farkında olmadığını gösterir ve bu büyük bir problemdir.

Mesela Amerika için 1960’larda problem Ay’a ayak basmaktı. Bu problem çözüldü/eskidi. Artık yeni bir problem var: Mars’a ayak basmak.

Pazarlama problemin olabilir. Hukuk, demokrasi veya erken uyanamama problemin…

Eğer problemin yeniyse problem değil. Eskiyse büyük problem.

18 Mart

Bugün, önemli ve çok anlamlı bir zaferin yıl dönümüydü. Sayıların değil; doğru motivasyonun, haklı olmanın verdiği güçlü hevesin ve daha güzel taktiklerin kazandığı bir yıl dönümü.

Yüzyılda bir yaşanır.

Sevgi, saygı ve gururla anıyoruz.

Hadi

Yaşın ne olursa olsun, “Bunu yapmazsam kafayı yerim, ölürüm!” dediğin bir şey varsa, tüm riskleri bir kenara bırak ve hemen yapmaya başla.

Kesin başarılı olursun demiyorum, hatta muhtemelen olmazsın. Ama pişman ölmezsin. Ve sakın hataya düşme: Ölmek isteyebilirsin, ama asla pişman ölmek istemezsin.

Hadi.

2050

2050’ye kadar iki çok önemli şey olacak ya da olmayacak:

1- İnsanlık, ilk defa gezegenler arası bir medeniyet kuracak.2- Bugün itibarıyla bilinen güçlü diktatörlerden, yaşları gereği III. Dünya Savaşı’na sebep olmadan kurtulmuş olacağız.

Ya da…

İlgisiz ve normal

Gelin, size çok değerli bir Pazarlama esansından örnek vereyim. Haber başlığı şöyle:

“Zambiya’da Çin’e ait bir madende meydana gelen asit sızıntısı nehre karıştı. Uzmanlar, milyonlarca kişiyi etkileyebilecek çevre felaketinin boyutlarını araştırıyor!”

Bu haber bir daha gündem olmayacak. Çünkü ‘ilgili’ değil ve gayet normal. Çünkü Zambiya’da. Bunu görmezden gelmek çok kolay. Savuşturmak? Pazarlama için çocuk oyuncağı.

Zor olan ne biliyor musun? Bunu gündemde tutmak.

İşte bu, usta bir Pazarlama gerektirir.

Yani? İlgili olmayan ve normal karşılananı göze sokmak.

Kolay yollar

Kolay yol bizim için sadece uygun bir seçim değil, bir yaşam biçimidir. Tüm bilgiye ve doğrulanmış sonuçlara rağmen, kanserojen teflon tavaları kullanmaya devam etmemizin arkasında da aynı eğilim vardır. Ve kötü pazarlama bunu sürekli yapar: Akıbeti umursamadan seçimleri kolaylaştırır. Kötü pazarlama için bu, fazlasıyla kolay bir satıştır.

Alternatif?

“Tabii ki, sorumluluk alıp doğru olanı yapmaktır.”

Her zaman.