Buradan oraya

Süper çalışan bir sistem veya parmaklarıyla piyanoyu öttüren bir virtüöz gördüğünde şunu sorarsın:

Buradan (bulunduğun noktadan) oraya nasıl ulaşabilirim?

Cevap genellikle kapsam dışı bir öğrenme açlığı ve çok pratiktir.

Ancak hepsinin önünde şu kavram durur: Tutku.

Vardır veya yoktur. Yetenek gibi.

Yetenek mi?

Yetenek maddi bir şeydir. Çok görünürdür; gizlenmesi imkânsızdır. Hemen fark edilirsiniz.

Çalışkanlık ise soyuttur. Birisi sizi çalışkan olduğuna ikna edebilir ama tembelce yaşayabilir; yeteneğini heba edebilir. Bu yüzden sadece yeteneğe bakarak uzun vadeli bir öngörüde bulunamayız.

Yetenek sermaye gibidir; zaman onu hızla tüketir.

Çalışkanlık ise huydur; can çıkar, o çıkmaz.

Şüphe≥Derin İçgörü

“Bilge insan sıkça şüphe duyar ve fikrini değiştirir; ahmak inatçıdır ve asla şüphe etmez; kendi cehaletinden başka her şeyi bilir.” - Mısır Atasözü

Son zamanlarda kafama takılan bir düşünceyi lise kafasıyla grafiğe döktüm:

Ölü taklidi

Obama, Chicago Senatörü olduğu döneme dair hatıralarından şöyle bir şey anlatır:

“Mecliste ilk konuşmamı yaptığımda, Cumhuriyetçi bir meslektaşımın yanıma gelip şunu söylediğini hatırlıyorum: ‘Biliyor musun Barack, bu olağanüstü bir konuşmaydı. Bence birçok kişinin fikrini değiştirdin; ancak hiçbirinin oyunu değiştiremedin.’”

Bazen bir şeyler boşa gitmiş gibi hissettirir.

Görünürde hiçbir aksiyon olmaz.

Ancak unutma: Değişim, ölü taklidi yapmaya bayılır.

Hayırlı haftalar.

Yanlış Reckoning

Mission: Impossible-The Final Reckoning, 400 milyon dolarlık bütçesiyle dünya genelinde 548 milyon dolar hasılat elde etti. Bu rakam, ne kâr ne de zarar için gereken 1.4 milyar doların oldukça gerisinde.

Ters giden neydi? Pazarlama bunun neresinde?

Film güçlü bir Pazarlama lansmanıyla yola çıktı. Ancak aşırı yüksek yapım maliyeti, çelişkili eleştiriler, yoğun rekabet (örneğin Lilo & Stitch’in aynı dönemde vizyona girmesi) ve zayıf devam ilgisi nedeniyle iş çuvalladı.

Sonuç açık: Pazarlama yalnızca belirli bir noktaya kadar etkili olabilir. Pazarlama açısından zamanlamanız, bütçeniz, anlatınız ve uygulamanız yerli yerinde olsa bile, dış koşullar tüm bu çabaları sessizlikle karşılayabilir. Ve iş modelinizin finansal planlaması yetersiz kalırsa oyun başlamadan biter.

Pazarlama bu sonuçta, mesih değil.

Hayırlı Pazarlar.

Eksik anahtar

Bugün misafir yatak odasında birdenbire çalışmamaya başlayan spot lambaları tamir etmeye çalıştım. Spotları söktüm, anahtarları değiştirdim, elektriği defalarca açıp kapattım. Yaklaşık 1 saat uğraştım, terledim ama sorunu çözemedim.

Spotları yerine taktıktan sonra, merdivenden inerken hatırladım ki: Yatak başındaki anahtar kapalıysa, girişteki anahtarı devre dışı bırakıyordu (tıpkı otel odalarında olduğu gibi). O da durduk yere kapanmamıştı. Kullanmadığımız bir koltuğu odanın o bölümüne sıkıştırmak zorunda kalmıştık. Koltuğun kolu, anahtarı kapatmıştı.

Ders şu:

Bildiğim her şeyi uyguladım. Emek yoğun bir saat harcadım. Attığım her adım, mesleki açıdan profesyonel ve bilinçliydi. Ama bilgim eksikti. Ve yetersiz bilgi, çözümü aslında çok basit bir sorunu bana ciddi bir maliyetle geri döndürdü.

Bilgiyi hafife almayın. Asla.

Ya entegrasyon ya yıkım

Bu tespitim seni her ne kadar beni sınıflandırmak için kışkırtsa da lütfen not et:

Sağcı değilim. Aşırı sağcı hiç değilim. Solcu olacak kadar da aklımı yitirmedim, çok şükür.

Ortadoğu, Orta Asya ve genel olarak Afrika ile Güneydoğu Avrupa’nın bir kısmı bugün bu haldeyse, bu Batı’nın ya da başka bir dış gücün değil, kendi tercihlerinin sonucudur. Ancak bu gerçek, bu bölgelerde yaşayan çoğunluk tarafından genellikle reddediliyor. Bu da hem entegrasyon hem de Batı’ya yönelik ciddi bir öfke sorununa yol açıyor.

New York’ta 24 Haziran’da yapılan Demokrat Parti ön seçiminde, Hint kökenli, Şii Müslüman ve demokratik sosyalist çizgideki Zohran Mamdani belediye başkan adayı olarak belirlendi.

Bu seçimi mümkün kılan altyapı, yukarıda sözünü ettiğim coğrafyaların belki de ışık yılı uzaklıkta olduğu bir sosyal sistemin ürünüdür.

Bu bölgelerin önünde fazla seçenek yok:

Ya entegre olacaklar ya da bu öfke, büyük çatışmaların ve belki de yeni bir dünya savaşının kıvılcımını çakacak.

Akışına bırak

Şunu bir ön koşul olarak kabul etmemiz gerekiyor: Neredeyse hiçbir unsuru kontrol edemediğimiz bir ekosistemin içindeyiz. Elektrik sistemlerinden su arıtmaya, Bluetooth’la çalışan cihazlardan internet bağlantısına kadar her şey milyonlarca karmaşık bileşenin sonucudur.

Kültürden başlayarak tüm sosyal ve siyasi katmanlar devreye girdiğinde: Partilerden kanaat önderlerine kadar birçok kişi, sen farkında bile olmadan hayatına yön veriyor. Bunun yanında tamamen irademizin dışında işleyen bir doğa ve evrenin parçası olduğumuzu unutmamak lazım.

Dinazorlar yok olmadan önce gayet konforlu yaşıyorlardı.

Evet, Amerikalıların “Let it go” dediği şey yani kendini akışa bırakmak öyle kolay bir seçim değildir. Ama önemli bir farkındalıktır.

Dünya kendi içinde artık hiç olmadığı kadar karmaşık.

Ve kimse tümden yetkili değil.

Geri kalma

Kendimiz olmak isteriz. Bu, önemli ve güçlü bir içgüdüdür. Ancak bu “bir şey olma”, “bir yerde durma” ve “kendini ifade etme” hali, devasa bir katkı sürecinin sonucudur.

Hep söylediğim gibi, bugün Batı, kümülatif olarak insanlığın tüm kazanımlarının en iyi temsilcisidir.

Bu bir “aktarım” meselesidir. Bugün bizi biz yapan her şeyle, hâkim bir kültürün akıntısında süzülüyoruz. Ve o hâkim kültür, biraz oradan biraz buradan toplanmış birçok malzemenin birleşimidir. Ortaya çıkan nihai ürün; içtiğimiz latteden, mesajlaştığımız WhatsApp’a kadar uzanan geniş bir kültürel dönüşümün parçasıdır.

İnsanlığın kazanımları, bir yerlerde birileri aracılığıyla aktarılmaya devam ediyor. Eğer seni sen yapan şeyler bu akışa dahil olmanı engelliyorsa, geride kalman kaçınılmazdır.

Husumet

Husumetin en kötü tarafı, bir kez başladı mı bitirmenin çok zor ya da çok maliyetli olmasıdır.

Savaş ise sıfır toplamlı bir denkleme dönüşen nihai husumettir.

Aklı başında herkesin, her koşulda bundan kaçınması gerekir.