Bilginin işi zor

Bilgi gerçekten çok ilginç bir konsept.

Bir şeyi bilmediğinizde, o boşluğu sadece “bilmiyorum” doldurmuyor. Yani açsanız, sizi doyuracak yemek dışında pek bir alternatifiniz yoktur.

Ama bilmemenin yerini; yanlış bilgi (kasıtsız), eksik bilgi, kasıtlı yanlış bilgi (dezenformasyon), sansür, gizlilik, uydurma, efsaneler, gürültü ve cahillik doldurabiliyor.

Bilginin işi, tüm bunların karşısında gerçekten çok zor.

Çok ümitsiz.

Seçebiliriz

Tabii ki seçebiliriz:

Kalabalık yerine gerçek dostlukları,

Gürültü yerine sükûneti,

Tıka basa yerine yeteri,

Günü kurtarmak yerine uzun vâdeyi,

Gösteriş yerine gerçeği.

Ve tabii ki, “Buna değer” demek “zahmetli iş” demektir.

Zaman dar

Birçok tür savurganlık vardır. Tutumsuzluk, diğer birçok şey gibi, insanın doğasına dönüşür. Çünkü o da, diğer kötü alışkanlıklar gibi, kısa süreli konfor alanları inşa eder.

Para, sağlık, yetenek, fikir, duygu, kültür, toplumsal ilişkiler, gıda, enerji, çevre…

Hepsi israf edilir ancak muhakkak ki, en tehlikelisi zamandır.

Farkındasındır ki, yukarıda saydığım tüm başlıklar nihayetinde zamanda düğümlenir. Dostlar, zamanımız çok dar. Bu klişe tespiti kafanızda nasıl canlandırdığınızı bilmiyorum ama “göz açıp kapayıncaya kadar” ifadesi bir mübalağa değildir.

Problem durum

Çözümleri beğenmemek, kültürümüzün akut problemlerinden biridir. Çözümün görevi seni tatmin etmek değil; problemi ortadan kaldırmaktır. Ayrıca, her problem mutlaka çözülecek diye bir kural da yoktur.

Çözülemeyen problemler, öyle ya da böyle, yaşamak zorunda olduğumuz durumlara dönüşür.

Bunu da iyi anlamak gerekir.

Yani, durumlarını problemlerinden ayır.

Çözümlerle de itiş kakışa girme.

Dünden bugüne

Türkiye’nin nasıl bu hale geldiğini geriye dönük, yani retrospektif olarak, harika özetlerle size anlatabilirim. Tabii ki, ne hale düştüğü konusunda bir bilinç kazandıysanız. Ancak inanın ki, bunu benim ya da başkalarının yapmasına gerek yok.

Bugün teknolojinin, ekonominin ve politikanın aldığı yön; Amerika’nın “yumuşak güç” dediğimiz noktadan nasıl bu hale geldiği; Avrupa’nın eşiğindeki savaş ve Çin’in içine düştüğü krizler bize şunu anlatıyor:

Hiçbir şey dünden bugüne değişmez. Her şey zaman alır.

Bize yarınlar için akıl almaz hayaller satanlara kandık, çünkü sabırsızız. Bu yüzden, fırsat geldiğinde doğru adımları atamıyor ve baskı ile yüzleştiğimizde dağılıyoruz.

Bir dipnot: “Çökecek, bitecek” dediğimiz ABD’nin bugün hâlâ akıl almaz bir güce sahip olduğunu gözlemliyoruz.

Nezaket

Birine bir fikir hediye etmek…

Ya da bir bağ kurmak.

Bir teselli sunmak.

Bir hüsnüzan göstermek.

Belki de komik bulmadığın ama içtenlikle yapılmış bir şakaya tebessüm etmek.

Başarısız bulduğun bir girişime omuz vermek belki de.

Öyle ya da böyle, hepimiz bir gün şunu anlayacağız:

Saygılı, nazik ve ince düşünceli olmak, zeki ya da haklı olmaktan daha değerlidir.

Yandık

Gençler, bilmem farkında mısınız ama Sora’nın aplikasyonu ABD’yi kasıp kavuruyor.

İşler bundan on yıl sonra ya da yarın değil; bugün çığırından çıkmaya çok yakın.

Bunu devletlerin ciddi bir şekilde ele alması için artık zaman geçti.

Motive ol

Yaptığın iş her ne olursa olsun, motivasyonun düşükse şunu aklından çıkarma:

Başka bir yerde, seninle aynı işi yapan insanlar inanılmaz bir motivasyon ve hırsla çalışıyorlar. Ve şüphen olmasın, seni canına okuyacaklar. En iyi ihtimalle o kadar başarılı olacaklar ki, sen kendini daha da kötü hissedeceksin.

Motive ol. Tanımadığın herkesten daha çok.

Hayırlı pazarlar.

Bir yudum

Sen kolandan bir yudum alabil diye, ülke genelinde ve global ölçekte 123’ten fazla aşama gerçekleşir. Hammadde tedariğinden üretim operasyonlarına, oradan lojistik ve perakende deneyimine kadar onlarca mikro adım, senin arzu ve seçme eğilimlerinden tamamen bağımsız olarak senin için çalışır.

Coca-Cola, bir şişe kolanın evine ulaşabilmesi için her adımda onlarca, bazen yüzlerce problemi çözer. Ama Coca-Cola bunu dile getirmez. Starbucks da aynı şekilde.

Çünkü bu, bir tüketici olarak senin problemin değildir (hatta “sürdürülebilirlik” gibi ortak sorumluluklar bile, tüketicinin omzuna yüklenmiş bir pazarlama düzenbazlığıdır).

Coca-Cola’nın -diğer birçok aklı başında şirket gibi- yaptığı şey, senin duygularınla konuşmaktır. Kamuoyuna bir sorunu satmaya çalışmak ise, çoğu zaman içgüdülerimizin pratikte ne kadar şaşırtıcı derecede mantıksız olduğunu görmezden gelmeyi gerektirir. Mesela, sigara meselesine bak: Hangi kamu spotu işe yaradı?

Biz kararlarımızda rasyonel varlıklar değiliz.

Ürününüzü, insanların içinde yankı uyandıran bir hikâyeye dönüştürmeden pazarlama şansınız yoktur.

Gerçek tehlikede

AI ile ilgili bizi en sistematik ve doğru şekilde uyaran kişi her zaman Geoffrey E. Hinton oldu. Nobel ödüllü fizikçinin kaygılarında ikinci sırada “Dezenformasyon ve Manipülasyon” yer alıyor. Bu kaygı, doğrudan “Varoluşsal riskler” ile bağlantılı.

Sora 2’yi test etme fırsatım oldu. Gerçekten çok sorunlu alanlara doğru ilerliyoruz.

Hikâyelerin biçimi, inanç skalamız ve gerçeklik algımız ciddi ölçüde değişecek.

“Neyin gerçek olup olmadığı” sorusunun bizi sağlıklı bir geleceğe taşıyacağına dair şüphelerim giderek derinleşiyor.