'Olabilir'in sınırları

’Olabilir’in sınırları bazen çok belirgindir.

Mesela jeolojik bir handikap olarak Argan sadece Fas’ın Sous vadisinde yetişir. Bu nebat UNESCO’nun biyosfer rezerv listesindedir.

Dünyadaki tüm kaynakları bir araya getirseniz bu ürünü yeryüzünde başka hiçbir yerde üretemezsiniz.

‘Yaparız abi’ bir Türk ticaret jargonudur ve ’Olabilir’in sınırları test edilmeden verilen hileli bir sözdür.

Mümkünün sınırları bilinmeden/ölçülmeden verilen tüm sözler, potansiyel olarak sizi bozguna/iflasa sürükleyecek sonuçlar doğurur.

Lades

Lades her daim zeki, hazır ve farkında olmanız gereken harika bir oyundur.

Geçmişi Etrüsklere kadar dayanır. Sabırsız ve fevrilerin işi değildir.

Elinize bişey tutuşturulmadan önce ‘aklımda’ demeyi gerektiren bu oyun ile günümüz tüketim kültürü arasında çok ciddi bir analoji olduğunu düşünüyorum.

Tüm bu üretim/tüketim döngüsü içinde devamlı Lades olan, cani pazarlamanın köleleştirdiği bir kitle oluştu.

Bu oburlar gettosu günümüz ‘denge’ sorunsalının ana arteri.

Eğer bu mahallenin çocuğuysanız Lades’le bir ara vermeyi deneyin.

Herkes ve her şeyle tek taraflı Lades oynayın.

‘Aklımda!’ demeden almayın.

Mukabiliyet

Joe isimli kullanıcı Tesla’ya araç içi uyarı seslerinin çocuğunu korkutup uyandırdığını ve kendisinin bundan duyduğu rahatsızlığı anlatan bir e-mail gönderir.

Tesla takip eden güncellemede sorunu çözer.

Yazılıma araç içi uyarı seslerini otomatik olarak düşük seviyeye çeken bir mod/kip ekler.

Mod’a şikayeti ileten Joe’nun ismi verilir: Joe Mode.

Şirketler için ürün/hizmet kalitesinden sonra bana göre en hayati üçüncü kavram (İkincisi pazarlamadır) mukabiliyettir. Her koşul ve durumda tüketiciye cevap vermek, responsive olmaktır.

Mukabiliyet yeteneğiniz gelişmiş ve çalışıyorsa pazarlamanın da omuz atmasıyla, Tesla örneğindeki gibi organik, viral ve kalıcı etki oluşturabilirsiniz.

Yeni zordur

Toplumun %6’sı yenilik karşıtıdır ve belki sadece %5 yeniliğe açıktır.

Geri kalan %89 (Muhtemelen bu satırları okuyan sen) adapte olanlardır.

Bu nedenle yeniliğin başarı şansı çok düşüktür.

2000’li yılların başında Internet’in sona erdiğini okumuştuk. Lakin birileri bugün bildiğimiz şekliyle sessizce Internet’i inşa ettiler. 

Facebook Birleşik Devletler’den çıkmaya hazırlanırken milyonlarca insan bu yeniliği tedirginlik ve şüpheyle karşıladı. Aynı insanlar şu anda gelir kaynaklarını sosyal medya üzerinden sağlıyorlar.

Peki nasıl oluyor?

Her şeyden önce yeniliği kabul ve adapte eden %5’lik kesimin anahtar olduğunu unutmayın. Modern tabiriyle sadece influencer’lar (Maalesef tam Türkçe karşılığı yok) geri kalan biz %89’u ’yeni’ye ikna edebiliyor.

Velhasıl yeni bir fikriniz varsa %6 ihtimalle ‘kesinlikle’ başarız ve %89 ihtimalle ‘büyük’ ölçüde başarısız olacaktır.

Yeni bir fikrin ancak %5 başarı şansı vardır.

Yeniden!

Yeniden.

Üzerine çok fazla düşünmediğimiz bir kavram.

Neleri yeniden başlatabilir, deneyebilir, tasarlayabilir, çalıştırabiliriz?

Birçok şeyi.

Ulysses S. Grant

Meksika Savaşı’nda Birleşik Devletler için 2 yıl savaştı.

Yoruldu. Askerliği bıraktı.

32 yaşında sivil hayatta ‘yeniden’ geçim derdine düştü.

Çiftçilik, odunculuk ve emlakçılık yaptı.

Başarısız oldu.

Bir noel gecesi ailesine hediye alabilmek için saatini rehin bırakacak kadar yokluktaydı.

Amerikan İç Savaşı’nın patlak vermesiyle ‘yeniden’ orduya döndü.

Genelkurmay Başkanı oldu.

Savaşı kazandı.

  1. ABD Başkanı oldu.

Başkanlık görevinden sonra ‘yeniden’ ticarete atıldı.

İflas etti.

Son günlerinde kanserle savaşırken, tek derdi çocuklarına bir miras bırakmaktı.

Ulysses S. Grant’in Kişisel Anıları kitabını ölümünden bir kaç gün önce bitirdi.

Ailesi bu kitap sayesinde ‘yeniden’ servet sahibi oldu.

Yeniden!

Umutsuzluk ve çaresizlik **‘yeniden’**in ne kadar güçlü bir kavram olduğunun farkında olmadığımız için başucumuzda.

Yeniden, müthiştir.

Üstüne gidin.

Thomas Cook

Yıllık 10 milyar$ satış yapan, 19 Milyon müşterisi olan ve 22 Bin kişilik istihdam sağlayan **‘Kitle Turizm’**in mucidi Thomas Cook; iflas etti.

Thomas Cook Türkiye’nin ihtilaflı booking.com çekişmesinin de baş aktörlerinden biriydi.

GETOB Başkanı iflas ile ilgili şu yorumu yapıyor:

“Türkiye olarak bunu 5-6 yıl atlatamayız. Otelcilerin nakit akışları bozulacağı için birçok olumsuz durum yaşanacak. Bu boşluk zor dolar.”

İnsanlar %94 oranında irasyoneldir. Kararlarımızı çoğunlukla duygusal beklentiler ve kültürel etkilerle veririz.

Thomas Cook vakası konu Dünya’yı okuyup anlamaya geldiğinde nasıl bir fiyasko yaşadığımızın apaçık bir göstergesi.

Bir Birleşik Krallık firmasının iflası Türk turizm sektörünü böylesi derinden etkilerken, bu çağda küreselleşmeye direnen ve bu bağlamda irrasyonellikte ısrar edenlerin sonu hayır değil.

Düşünün…

Etki

Yaşadığımız mobil devrimle birlikte ‘etki’ pazarlamanın lider kavramı haline dönüştü.

Markalar etkiyi daha çok fonksiyonellik ve daha fazla özellikle sağlamayı öncelik haline getirmiş durumdalar.

Proteinli sütler, terapi uygulayan refleksolojik halılar (ne anlama geldiğini yemin ederim ki, bilmiyorum) ve Dünya’nın iklimini kurtaran ‘süper kahraman’ çöp poşetleri…

Job’sun online mağaza fikrinin tetiklediği ‘dahası’ güdüsü nedeniyle, ihtiyacımız olmayan özellikler ve fonksiyonlar içinde boğulduk, boğuluyoruz.

Yapmayın.

Sevgili pazarlama; bırak halılar halı olarak kalsın. Bırak halının ‘vücudu dengeleyeci etkisi’ eksik olsun. Çünkü pazarlama palavrayla ‘etki’ hedeflediğinde ‘dikkatler’ dejenere olur. Dejenere ettiğiniz tüketici dikkati ise uzun vadeli güven inşa edemez.

‘Dikkat-Güven’ döngüsü pazarlamanın varoluş sebebidir.

Puzzle ve eşitlerin birincisi

Puzzle’ları severim.

Bütünü tamamlayabilmeniz için her parçaya ihtiyacınız vardır. Tüm parçalar eşit ölçüde önemlidir.

Bu bakımdan Puzzle, nadir oyunlardan biridir.

Puzzle’ın aksine çoğu oyun ‘primus inter pares’ yani eşitlerin birincisi koşuluyla çalışır.

Yaradılış da bir bakıma fıtrat olarak böyledir.

Nihai eşitlik yoktur.

Nihai eşitlik sağlayamayan oyunlar (yaratılış gibi), oyun kurucusundan denge kurmasını bekler.

Denge kurmak ise zor iştir.

Gezegenimizin tek oyun kurucusu olan türümüz denge kurma konusunda apaçık başarısız olmuştur. 

İklim değişikliği bu başarısızlıklardan biridir ve hataya düşmeyin; küresel dönüşüm bir eşitlerin birincisi oyunudur.

Aşka düşmek

‘Fall in love’ İngilizcede veyahut bizim vurgulamayı sevdiğimiz şekliye Batı’da ‘Aşka düşmek’ demektir. Peki neden ‘düşmek’? Neden güvensiz ve belirsiz bir eylem olan ‘düşmek’ belki de çoğu insanın hayatı için en önemli kavram olan ’Aşk’ı fiilleştiriyor?

Kesin cevabın etimolojik veya kültürel kontekst içinde yapılacak bir tartışmadan çıkartılabileceğini zannetmiyorum. Ancak Latin kökenli ’Felix Culpa’nın (‘Kutsal Düşüş’), Adem ve Havva’nın dünyaya gönderilmesinden, Yahudilerin _Exodus’_una kadar birçok Yahudi-Hristiyan inancını konseptleştirdiğini biliyoruz. Buradaki ‘düşüş’ analojik olarak ilgili kavram üzerinde etkilidir.

Buna karşın bizler aşık oluruz. ‘Olmak’ Türk Dil Kurumu’na göre; meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak, gerçekleşmek ve nitelik kazanmakla aynı anlama geliyor. Bizler aşkla nitelik kazanıp, varlık buluyoruz. Bizler aşık oluyoruz. Keza Mevlana aşkı bir köprü olarak tarif eder ve şunu söyler:

“Aşıklar sonunda bir yerlerde buluşmazlar. Onlar en başından beri birbirlerinin içindedir.”

Batı’nın ürettiği hayranlık duyduğum bir çok kavram var. Belki de günümüzün ideolojik bir çok sorunsalına eurocentric çözümler önerebilirim. Lakin dostlar; Batı düşe dursun… Söz konusu aşksa ben ‘olmayı’ tercih ediyorum.

Monopol

Kapitalizmin monopol riskinden korkmak, tek gecelik bir ilişkinin STD ihtimalinden korkmaktan daha saçmadır. 

Evet, kapitalizm monopol doğurur. 

Monopol kapitalizm severin göze aldığı açık bir risktir.

Bugün e-kitap pazarının %76’sı Amazon’un, sosyal mobil trafiğin %82’si Facebook’un, arama motorlu reklam pazarının %92’i Google’nin elindedir.

Inside Bill’s Brain’de bu soru Gates’e sorulduğunda şu cevabı verir:

“Eğer monopol kısa vadede aşırı yüksek pazar payı demekse; evet. Eğer yeri değiştirilemeyecek teknolojik öncülüğe sahip bir güç anlamına geliyorsa; hayır.”

Monopollerden yakınmak bir kapitalist sever için ‘bu ne perhiz bu ne turşu’ durumudur. Serbest piyasa ekonomisi girişimcisine en yıkılamaz deneni yıkabilecek gücü vermiştir.

Monopol olarak tanımladığınız rakipleriniz hakkında mızmızlanmayı bırakın ve daha çok çalışın.