Fazla

Gişe şampiyonu filmlerin silinmiş sahneleri çok olur.

İş bittikten sonra yapılan bu düzenleme neyin fazla olduğuna karar vermekle ilgilidir.

Bazen bir şeyleri üretmiş olmanız onları illa kullanmanızı gerektirmez.

Bazen neyin fazla olduğuna karar vermeniz gerekir.

Çünkü bazen fazla ‘asıl’ olanın öne çıkmasını engeller.

Süslü isimler

CIA işkencenin adını ‘Geliştirilmiş Sorgulama Teknikleri’ (Enhanced Interrogation Technique) olarak değiştirmişti.

2008 krizinin dinamitine finansçılar ‘Teminatlandırılmış Borç Yükümlülükleri’ (Collateralized Debt Obligation) demişlerdi.

Cani Pazarlama bazen yalın olanı görmemeniz için süslü isimler kullanır.

Pazarlama iyi olmayanı iyi gösterme sanatı/çabası değildir.

Pazarlama iyi olanı ortaya çıkartır, kötü olanı tiye alır.

Farkına varanlar

  1. yüzyılın küresel akciğer kanseri epidemisine dönüşmesinin sebebi sigaraydı. Tüm bilimsel verilere rağmen 1960’larda 3 doktordan sadece 1’i sigara tehlikesinin farkındaydı. Bugün sigara yılda 1,5 milyon akciğer kanserli ölümün sorumlusu.

Yıllarca asıl sorunun ‘yağ’ olduğuna inandık. “Yok asıl sorun şeker!” diyen John Yudkin’i 1972’de çarmıha gerdik. 2000’lere geldiğimizde ise şeker diyetimizin azılı düşmanı oldu. Yudkin’den ancak 30 yıl sonra şekerin öcü olduğunun farkına varabildik.

İnsanlık olarak bir şeylerin farkına varmamız zaman alıyor. Bu bir gerçek.

Farkına varmak; bakmak, ilgili olmak ve iyileştirme çabası ile ilintilidir.

Etrafınızda bu meziyetleri taşıyan insanlar varsa onları koruyun.

Bir noktada oyunu değiştirecek olan farkına varanlar olacaktır.

Hikayelerinizi güncelleyin

2000 yılında doğanlar 20. yaşlarına merdiven dayadılar.

Z’ler mistik Ortadoğu hikayeleriyle ilgilenmiyor. Onlar için Kudüs’ün veya Wadi Musa’nın artık çokta bir önemi yok. Yıldızlar arası seyahat hikayeleri Y neslinin StarWars fantezisinin ötesinde; Z’ler için rasyonel bir hedefi ifade ediyor.

Türkiye’de 6 milyonun üzerinde 15-19 yaş aralığında genç (Z) mevcut. Bunların 1,5 milyonu ne istihdam ne de eğitimde. Dünya’daki rakipleriyle kıyaslandıklarında ise büyütüldükleri hikayeler ve gerçeklikleri klişe ve eski.

Cumhuriyetin genç kalmasını istiyorsanız hikayelerinizi güncellemek zorundasınız.

Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun.

Eşitlik

Fırsat ve sonuç eşitliği Batı’da derin bir tartışma konusu. Fırsatların eşit olduğu bir Dünya’nın savunucusuyum ama sonuçların eşitliğinin sağlanabileceğine inanmıyorum.

Mesela;

50 siyahi ve 50 beyazın yaşadığı bir toplumda atlet/sporcu olabilmek için fırsat eşitliğinin tüm hatlarıyla sağlandığını varsayalım. Bu örnekte genetik faktör sonuç eşitliğinin sağlanmasını kuvvetle muhtemel imkansız kılacaktır. 

Siyahiler beyazlara açık ara fark atacaklardır. 

Fırsatların eşitliğini savunan toplumların dogmatik olmayan, rasyonel ve daha faydalı yaşam alanları yaratmaya çalıştığı ve aslında yarattığı (İsveç, Norveç gibi) bir vakadır.

Ancak sonuç eşitliğinde (Equal outcome) diretmek toplumu eşitlikçilik (Egalitarianism) kisvesi altında mutlaklığa sürükler. Türü ve amacı ne olursa olsun otoritenin/baskının olduğu bir yerden ‘iyilik’ çıkamaz.

İstikrar

Değişim’den daha önemli bir kavram varsa o da **‘İstikrar’**dır.

İçerikte, kalitede ve hedefte istikrar hayatidir.

Almanya’da 7000’in üzerinde bira türü vardır. Bunların hepsi yöresine has aromalı üretimini yüzyıllardır sürdürür.

İstikrarla…

Bu istikrar Almanlara 2 şey kazandırmıştır:

1- Ekonominin özü olan küçük işletmecinin korunması ve

2- Ülkeye yüksek katma değer sağlayan tescilli ürün çeşitliliği.

Türkiye’de 200’ün üzerinde peynir çeşidi vardır. Bunların sadece 20 tanesi tescillidir.

İstikrar var olanı korumak ve görünür kılmakla alakalıdır. 

İstikrar iyleşitiren kalıcı prensiplerin ve uzun vadeli hedeflerin eş anlamlısıdır. 

İlle de ‘İstikrar’.

Yalan

Yalan genellikle uzun ve karmaşık bir sürecin sonucudur. İnsanlar yalan söylemek istemez çünkü yalan söylemek risk almaktır ve insanlar riskten çekinir.

Ancak neredeyse herkes kendini yalan söylemek zorunda bırakır.

Çözüm?

Sizi yalan söylemek zorunda bırakacak sebepler yaratmayın ve her ne iş yapıyorsanız tutamayacağınız sözler vermeyin.

Gevşekler söz verir. Kazananlar taahhüt eder.

Şimdi

Her ne kadar geleceği konuşmayı, o illüzyon içinde debelenmeyi sevsek de aslında neredeyse hepimiz için geçerli tek bir zaman vardır:

Şimdi!

Şimdi çünkü;

Dünkü biz fani. Yarınki biz meçhul.

Şimdiyi anlamlı kılmak için ne yapıyorsun?

“Buraya ve şimdiye bak! En zoru budur, anlamlı olan tek şey budur.”

  • Honest Abe

Norm ve otorite

Bugün daha az ‘norm’ daha çok ‘otorite’ ürettiğimiz vakadır.

İronik ve iddialı dursa da 12. ve 16. yüzyıllar arasında hüküm sürmüş Monarşimizin Cumhuriyetimizden daha fazla norm türettiği kanısındayım.

Otorite kontrol etmek için ‘yönlendirir’. Bunu yaparken kendisine bile faydası olmayan gereksiz taleplerde bulunur (Mesela havaalanı güvenlik kontrolünde ayakkabılarımızın çıkartılması gibi veya başörtü ve Wikipedia yasağı gibi).

Otorite geçicidir bu nedenle kalıcı değişim hedeflemez. Amacı basmakalıp yaşam alanını kontrol altında tutmaktır.

Norm ise ‘rehberlik’ eder. Öğretir ve uzun vadede daha iyisi için çalışır (Mesela mezarlıkta yüksek sesle konuşmamak otoritenin kontrolünde bir kural değil toplumun geneli tarafından kabul edilmiş bir normdur).

Normlar kalıcıdır. Otoritenin aksine hedefi kontrol değil umumi faydadır.

Daha az otorite ve daha çok norm üretebileceğimiz sistemler kurmak dileğiyle…

Glencoe

Glencoe İskoçya’da bulunan buz devri ürünü bir vadi. İskoçların dikkat çekici pazarlama taktiğiyle namı dört bir yana yayılmış bir doğa harikası.

Bir doğa rezervi. Koruma altında. Ancak aynı zamanda bir turist cenneti de.

İskoçya, Lord veya Lady ünvanı ile birlikte bu vadide 1 metrekarelik araziler satıyor. Yani yaklaşık 50$’a Lord oluyorsunuz.

Resmi tapunuz ve sertifikanız dünyanın neresinde olursanız olun size kargolanıyor. Arazinizi de istediğiniz zaman ziyaret edebiliyorsunuz. Tabi ki inşaata izin verilmiyor.

Pirüpak bir pazarlama örneği.

Kazanırken kazandıran ve anlamlı bir öyküyle değişime ortak eden bir Pazarlama. 

Sonra düşündüm…

Asya’dan Avrupa’ya en sembolik geçiş noktası İstanbul.

Sizce ülkemiz bunun altyapısı ile birlikte pazarlamasını yapıp, sertifikasını satsa nasıl olur?