Yeni normal

Herkese uygulanabilecek her yönüyle doğru bir perhiz mevcut değildir.

1972’de yağın değil şekerin en büyük düşmanımız olduğunu öğrendik.

Bugün ise etçilliğin en çılgın deney olduğu dillendiriliyor.

Beslenme biliminin babası Antoine Lavoisier’den bu yana 270 yıl geçti. Hala kafamız karışık.

Kafamız karışık çünkü ‘değişim’ Homo-Sapiens için önemli ve pahalı bir konsepttir. Değişimin kitlelere uygulanması ve ona adaptasyon ise uzun soluklu bir süreç.

’Yeni Normal’ciler ekosistemimiz içinde köklü bir değişimden bahsediyorlar.

Bunu tartışırken de tereyağından kıl çekiyorlar.

Nasıl diyet yapacağımız konusunda 3 asırdır kararsızız.

Hatırlatırım.

Cüretkâr ve cömert

Singapur metrosu bazı duraklarda konutların arasından geçer. Bu sırada metronun camları konut sakinlerinin mahremiyetini korumak için opaklaşır.

Bazen küçük ayarlar projenin kendisinden cüretkâr ve cömerttir. Yeni arabanızın direksiyon ayarı küçük bir jesttir ancak kontrol gücünüzü arttırır.

Küçük değişikliklerin önemli kaldıraçlar olduğunun farkında olan stratejiler hızlı uyarlanır.

Çünkü cüretkâr ve cömert olana yer açılır.

Ürün değil deneyim

Evlilik ile ilgili tavsiye istediğinizde iki reaksiyon ekseriyettedir:

“Sakın evlenme!”

“Evlen, çok güzel.”

İki tepki de ürün ile değil deneyim ile alakalıdır. Ürün aynı, deneyimler farklıdır.

Bazen konu ürününüz değildir. Bazen doğru ürün yanlış deneyimlerin elinde linç edilir.

Linç yiyen ürün mü, yoksa deneyim mi? Ayırt edin.

Ürünse iyileştirmeyi, deneyimse koşulları sorgulayın.

Yetkin olmak

Tarihçi Taner Akçam şunu söylemiş:

“(..) Türk nerede ağaç bulsa onu keser.”

Modern mimarinin duayeni, Fransız mimar Le Corbusier ise şu tespiti yapmıştır:

“Türk evinden önce bahçesini yapar, ağaç diker; Fransız ise yapı için ağaçları keser.”

Baktığınız ‘zaman’ ve ‘perspektife’ göre iki tespit de doğru sayılabilir. Ancak ünvan sahibi dikkate alındığında tespitlerden sadece biri ‘olgu’ bildirebilir.

“Bir avukat olarak bence (..)” veya “Ben bir doktor olarak(..)” cümleye başlandığında dikkatimiz kazanılır. Çünkü fikir bildirmenin aksine olgu bildirmek için ‘yetkin’ olmak gerekir.

Konu şehir, urbanizm (kentçilik) ve mimariyse Le Corbusier olgu diğeri ise sadece fikir beyan etmiş olur.

Yerleşemedik

Geçenlerde “Hobi Bahçeleri” konsepti üzerine yürütülen tartışmalara tanık oldum. İlginç kafalar.

Türkler olarak hala Türkiye’ye yerleşemedik.

Şehirlerimize baktığınızda kafamızın -her anlamda- ne kadar karışık olduğunu görürsünüz.

Bir yer tam Sanayi Bölgesi olacakken yanına Tenis sahası bitivermiş. Onu lüks siteler, AVM takip etmiş.

Akıl almaz bir bozulma.

Dünya’nın en güzel coğrafyalarından birini 100 yıl içinde katlettik.

Bugün -Google’a göre- “Dünya’nın en saçma binası Türkiye’de” haberini okudum.

Bina yaptıklarımızın özeti, yapacaklarımızın teminatı gibi.

Tanınma, takdir (recognition) önemli bir kavramdır. Ön koşulu ise farkındalıktır.

Google farkında; biz yaptıklarımızın farkında değiliz.

Asıl tehlike burada.

Gelecek nesil bizlere hakkını helal etmeyecek.

Keşfe ehil olmak

ABD’nin Ay’a gidiş serüveni orada ne bulmak istediklerinden çok gidebilme kabiliyeti ile ilgiliydi.

Ne buldular bilmiyoruz ancak bu keşfe ehliyet kazanmış olmak Birleşik Devletler’in takip eden 50 yılını şekillendirdi.

Bazen keşfe ehil olmak keşfetmekten daha önemlidir.

Türkiye bugün ikisini de yaptı. Bingo. Hayırlısı olsun.

Önemli olana yer açın

Acil olan her zaman önemli değildir.

Hep acil olana odaklanmak bazen önemli olanı gözden kaçırtır.

Çünkü acil; hoşgörüsüz, sabırsız ve ısrarcıdır.

Hiçbirimiz acilin koşullarında asıl olana odaklanamayız.

Lübnan’da önemli olanı yıllarca göz ardı edip hep acil olana odaklananlar büyük bir drama sebep oldular.

Önemli olana yer açmak için bazı acilleri rafa kaldırın.

Geride bırakmak

Mars artık keşiften ziyade göçün konusu.

Jenerasyonum gezegenler arası bu ilk göç serüvenine yüksek ihtimal tanıklık edecek.

Göç kavramı ise ‘geride bırakmak’ ile alakalıdır.

Geride bırakılacak olmak size nasıl hissettirir?

İnsanlar, birlikler, devletler ve tabi ki şirketler/markalar bizi mütemadiyen geride bırakır.

Apple’ın her güncellemesi birilerini geride bırakma girişimidir.

Daha iyi ihtimallere göç ederken geride bırakacaklarınıza tavrınız ise kültür oluşturur.

Hazır olmayan ve ayak uyduramayanlar haliyle geride kalacaktır ancak bunun hangi duyguda şekil bulacağı marka olarak sizin geleceğe olan sorumluluğunuzdur.

Çünkü o gelecekte dün geride bıraktıklarınız önünüze geçebilir.

Neden karşı çıkmalısın?

Daha iyi bir fikrin olduğu için karşı çıkmalısın.

Fikrini hayata geçirebilecek kabiliyete sahip olduğun için karşı çıkmalısın.

Sonuçlara onlardan daha çok önem verdiğin için karşı çıkmalısın.

Sorumluluklardan kaçmadığın, talip olduğun için karşı çıkmalısın.

Vasatı sevmediğin, daha iyisine inandığın için karşı çıkmalısın.

Karşı çıkmalısın çünkü daha iyisine ihtiyacımız var.

Faydasız limitler

Bugün dünyanın en yüksek binasını inşa etmeniz ‘standart’ değil ‘limit’ belirlemiş olur.

Limitler ise genel kanaatin aksine çok önemli değillerdir.

Usain Bolt’un 100 metre için 9.58 saniyelik dünya rekoru ile aracınızın 280 km/s hız limiti aynı ölçüde kullanışsızdır.

Limitlerden standartlara geçiş ise zahmetli bir süreçtir. Çünkü standartlar ekseriyet için uygulanır ve toplam faydayı dikkate alır.

300 metrelik Chrysler Binası’nı 1930 yılında inşa etmiş olmak uzun soluklu bir standardizasyon sürecinin sonucudur. 75 yıl sonra inşa edilen 800 metrelik Burj Halifa ise kullanışsız bir limit belirler.

Limit belirlemek yerine standart oluşturmaya kafa yorun.