Öykü hazmettirir

Öyküler perspektifimizi bildiklerimizden daha çok şekillendirir. Çünkü hazmetmesi kolaydır, kısayoldur ve genellikle mutlu sonla biter. Ama en önemlisi; öykü insanı enayi yerine koymanın en tatlı yoludur. Çünkü gerçeklere değil arzularınıza hizmet eder.

Mesela bir Osmanlı sevdalısıysan, Fatih’in kesmesi için kadıya elini uzattığına ikna olursun. Veya gerçek olmayan birçok alıntıyı, sırf hoşuna gidiyor diye; Ghandi, Lincoln, Mevlana veya Atatürk’e atfedersin. Oysa gerçek, öykü olamayacak kadar komplike, detaylı, yorucu ve can sıkıcıdır.

Kısa-uzun, lehine-aleyhine farketmez; pazarlama sana hangi öyküyü yutturduysa onu yaşıyorsun. Ve atlama, çok farklı pazar dolayısıyla çokça öykü vardır; hepsine hitap edemezsin.

Mümkün olan en küçük kitleye, hakkında konuşmaya değer tek bir şey inşa etsen fazlasıyla yeter.

Lego

Kültür, “(…) üzerlerindeki girinti ve çıkıntılar sayesinde birbirine kolayca kenetlenebilen, çeşitli renklerdeki yapı parçalarından oluşur.”

Bu tanım Lego’nun Wikipedia sayfasından alıntıdır. Kültürün birçok tanımı vardır ve verdiğim örnekte olduğu gibi Lego’nun tarifi de Kültür olarak okunabilir. Çünkü her şeyden önce kültür ‘inşa’ kökünden gelir.

Lego ise bu metaforu en iyi simüle eden ürünlerden biri olabilir. Neredeyse hiçbir parça tek başına bir şey ifade etmez ve çoğunlukla birbirine benzemezken uçüründe bütünün vazgeçilmez bir katılımcısı olur. Kültür tartışmasında ‘katkı’ hakim konu olsa da aksi göz ardı edilmemelidir.

Demem o ki, ortaya çıkan son ürünü beğenmiyorsun ama unutma; bir Lego tuğlası da sensin.

Mezuniyet

Bugün eşimin mezuniyet törenine katıldım. İki şey farkettim:

Bir yükümlülük yerine getirir gibi konuşanlar; duymayı umduğunuz konuşmacılar değildir. Ve istisnasız bu törenleri bu konuşmalar gasp eder. Dinlenmek istenmediğiniz yerde; coşkuyu, heyecanı ve itibarı tükeetmeyin.

İkincisi; en az tezahürat okul birincisinin ailesinden geldi. Saygınlık kendi tarzında ön plana çıkar ve bu garip huy göz ardı edilemez.

Bugün mezun olmuş herkese gönülden başarılar dilerim.

Keşif

Kitap yazabilirsin ve kimse okumayabilir. Resim çizebilirsin, bir duvara yer edemeyebilir. Müzik yaparsın, dinlenmeyebilir.

Bu girişimlerin hepsi yeni bir şeyler keşfetme içgüdüsü ile yapılır ve neredeyse hiçbiri doğrudan öğretmek kadar etkili değildir.

Başta sevgili kardeşim olmak üzere; öğretmeyi bir keşfe dönüştürmüş tüm öğretmenlerin günü kutlu olsun.

İnce çizgi

Bu IG Blog’da 365. yazım*. Bir yılı devirmeye 7 gün kaldı.

İstikrarla can sıkıcı arasında ise çok ince bir çizgi vardır. Neden her gün yazıyorum?

Bu blog benim için bir değneği toprağa saplayıp durma ve düşünceleri rafine etme ritüeli. Geriye dönük baktığımda hatırlamak için tuttuğum bir almanak, bir pusula.

Yıllar önce bir yerde “1000 Sıkı Takipçi” teorisini okumuştum… O ince çizginin diğer tarafında duran ve yaptığım şeyin can sıkıcı olmadığını düşünen 1000 kişiye teşekkür ediyorum.

*Web Blog’da 665. yazım.

Tutarsızlık

Zeki insanları diğerlerinden ayıran en önemli özellik tutarlılıktır.

-Küresel ısınmadan endişe duyarken Airbus A380 ile business class uçmak…

-Türkiye’de darbeye tarafken Mısır’da karşı çıkmak…

-Çocuk işçiliğine muhalifken Apple’ın ürünlerine binlerce dolar harcamak…

-Yüksek enflasyondan yakınırken düşük faize asılmak…

ve dahası…

Tutarsızlık sadece ussal olana değil güvene aykırıdır.

İticidir.

Net kaybettirir.

Ego

Bir entelekya teması olarak Ego’ya yaklaşımımız bulanıktır. Belki biraz şizofreniktir.

“Ego işe yarar mı?”

Evet, ama asıl mesele ego değildir. Madalyonun iki yüzü var:

Öfke, kin, cahillik, iftira, şeytanlaştırmak, kibir, narsisiz, söz verip tutmamak… Sabır, zor sorular sormak, empati, doğruyu söylemek, sorumluluk almak, söz verip tutmak… Bunların hepsi egonu besleyebilir. Kırılma noktan seçimdir.

Ve asıl mesele, asıl bityeniği özgür iradedir.

Bir alamet

Yeni sorular icat etmek farklı düşünmenin alametidir.

Ve ancak bu alamet; yenilik, yaratıcı çözümler ve fikirleri kökten değiştirecek girişimleri doğurur.

Ve son kertede fikirleri değiştirmek için çalışmıyorsan, neden buradasın?

Taşın altı

Çoğumuz başkalarının bizim için verdiği kararlar ile yaşarız. O yüzden az patronlar çok işçiler vardır (Bu işçi/patron metaforu şirket sahibi olmayı ima etmiyor).

Başkasının işinde de işinin patronu olabilirsin. Kilit nokta doğru kararlar alma kabiliyetindedir. Bu kabiliyeti kazanmadan önce ise karar verme taahhüdünü pratik etmen gerekir. Ve hataya düşme; işin en zor kısmı budur. Çünkü seni sonuca götürecek olası en iyi yöntem veya işleyişi seçmek; ancak karar verme cesaretine ve istikrarına sahipsen mümkün olabilir.

Yetkisizlikten yakınanlar ekseriyetle taşın altına elini koymaktan en çok korkanlardır. Taşın altından ne çıkacağı sorusu, taşın altına elini koyma kararlılığının konusu değildir.

Önce karar vermen gerekir.

Mini fikir

Amerika’da yetişkinler (15-44) kitap okumaya günde 10 dakikadan az zaman ayırıyor ve neredeyse %28’i hiç kitap okumuyor.

Bu şu demek; eğer çok satan (Bestseller) listesine girecek bir kitap yazsan, ABD’de yetişkinlerin sadece %0,09’una ulaşabilirsin.

Her şeyi değiştirecek bir fikrin Türkiye’deki ömrüne buradan pay biçebilirsin.