İyi bir öykünün önüne hiçbir şey geçemez. Hiçbir şey.
Bakın, dramatik olmaya çalışmıyorum; biz Homo sapiensler kendimizi hikâyeler etrafında organize ediyoruz. Kulağa tartışmalı gelebilir ama en büyük organizasyon biçimleri bile, dinler gibi, hikâyelerle başlar. Âdem ile Havva’nın elması, Musa’nın asasıyla denizi ikiye ayırma hikâyesi ve Steve Jobs’un garaj öyküsü birbirinden çok da farklı değildir.
Hikâyeler her yerdedir: modada, müzikte, sinemada ve tiyatroda. Ticarette, hükümetlerde ve kültürlerde mevcutturlar.
Hikâyem 1986’da Yugoslavya adlı ilginç bir birlik içinde başladı. Makedonya’da kök saldı ve nihayetinde Türkiye’de yeşerdi. "30 Sayfa"da (pazarlama hakkında dört soruya cevap verdiğim kitapta) öykünün önemini ve pazarlama hikâyemin başlangıcını şöyle anlattım:
"Yıllar sonra yolum pazarlamayla, ona duyduğum merak ve hayranlıkla kesiştiğinde şunu hatırlayacaktım: Pazarlama öykülerle dans etmenin diğer adıdır. Sizin neyin doğru olduğunu biliyor olmanızın hiçbir önemi yoktur. Önemli olan, doğru bildiğinize ikna edebilecek güçlü bir öyküye sahip olmaktır."
2009’da mezun olduktan hemen sonra iş gücüne katıldığım günden beri onlarca ülkeye seyahat ettim. 10 yıllık bir süre zarfında 120 milyon doların üzerinde satış bütçesi yönettim. Ve öğrendiğim en önemli şey şu oldu: iyi bir öykünün yerini hiçbir şey tutamaz.
Pazarlama; insanları harekete geçirmek, görünür kılmak ve niyet yaratmak için vardır. Bunların hiçbiri onları haklı çıkaracak sağlam bir hikâye olmadan gerçekleşemez. Noel bir hikâyedir ve yarattığı satın alma motivasyonu onun gerekçesidir. Şükran Günü, Sevgililer Günü, Anneler Günü ve doğum günleri. Hayran olduğunuz pop yıldızının taktığı o kolye. Cristiano Ronaldo’nun saati.
Eğer bugün bir öykü inşa etmeyi amaçlıyorsanız, hoş geldiniz. Size yardımcı olabiliriz.