Akıl

Bugün biraz bir bitter yazdım: Yazının ruhuna atfen “Öyle hasıl oldu.” diyelim… :)


Ayaklarını kaybedebilir ya da o şekilde doğabilirsin. İşlevsiz bir göz veya kulağın olabilir. Tek böbreğe, kuvveti limitli bir kalbe muhtaç kalabilirsin.

Hiçbiri engel değildir.

Çünkü her koşulda ‘sen’ varsın. Çünkü bu satırları okuyup anlam üreten bir aklın var. Çünkü sağlıklı bir aklın sınırları yoktur.

Varlık akıl ile anlam bulur.

Varlığın önünde tek engel yitmiş bir akıldır.

Gayri ihtiyariyse büyük talihsizliktir. Bir seçimse varlığa yapılmış en büyük hakarettir.

Birincilere destek oluruz. İkincilere merhametimiz kıttır.

Seçimleri koru

Seçime giden süreçler çok komplekstir. Hep söylediğim gibi; Pazarlama bu seçimleri kolaylaştırır. Ancak Pazarlama, kendi başına seçim matrislerinizi inşa edemez. Kültür, inanç, deneyim çok ciddi faktörlerdir.

Satın alacağınız ayakkabıyı beğendiniz, denediniz ve fit olmadı.

Yarım numara daha büyük? Alternatif? Pazarlamanın ışık hızında cevaplaması gereken sorulardır.

Çünkü seçim sahiplenene kadar kırılgandır.

İşimizin yarısı onun inşasına katkıysa, diğer yarısı onu korumaktan ibarettir.

Mia'nın geliri

Emek yoğun, gerçek iş yapan ve ürün üreten insanlarla çalışıyorum. Bu organizasyonların ortalaması en az 250 kişi istihdam ediyor. Operasyonel yükleri haftalık 100 saati aşıyor. Ciroları yıllık ortalama 10 milyon $’ın üzerinde seyrediyor.

Ancak hiç biri Mia Khalifa’nın aylık 5.5 milyon$ OnlyFans gelirine ulaşamıyor.

Ve eğer bu senin için adil bir kıyas değilse; şu aralar Tokyo Üniversitesi’nin Kamioka’da dağın derinliklerine inşa ettiği, evreni daha iyi anlamamızı sağlayacak Nötrino (Yani temel parçacık) gözlem odası için çalışan bilim insanlarının Mia’nın gelirinin 100’de 1’ni kazanmadıkları kesin.

Paranın veya kaynağın haksız/oransız dağılımı vaka.

Bu bizim arzularımıza velhasıl öykülerimize, ihtiyaçlarımızdan daha çok pay biçtiğimizin en büyük göstergesidir.

Mia’nın yaptığı işi öğreten eğtim sistemlerimiz ve okullarımız yok. Onlyfans ise Mia ile birlikte diğer içerik üreticilerine yılda 5 milyar $ ödeme yapıyor.

Pazarlama, öyküyle ilgilidir.

Öykü ise ekseriyetle arzularınla…

Bazen ve çok nadir etikle.

Ona göre çalış.

O an gelmedi

Son siyasetin pazarlamasını yorumladığımda Sinan Oğan’ın yanlış ve boş bir ürün olduğunu konuşmuştum. Topa tutuldum. 1 ay sonra Sinan Oğan ortalıktan kayboldu.

Yine üzerinize alınmazsanız siyaseti değil, pazarlamasını yorumlamak isterim:

“Kadıköy Mesut olacak!” Mesut Kösedağ ve “Sinemde Üsküdar var” Sinem Dedetaş.

Tekerleme eğer gazoz/sakız satmıyorsanız hiçbir zaman iyi bir Pazarlama sloganı değildir. Hiçbir anlamı yoktur. Çünkü ürün sloganı spesifik olmak zorundadır. Nike’ın “Just Do it”i veya Apple’ın “Think Different”ı gibi. Mutluluk, sine, yürek vs. enli kavramlardır. Hudutsuzdur. Dolayısıyla ürünle ilintisiz kalır.

Buna ek olarak, Mesut’u da Sinem’i de tanımıyoruz. Belki Kadıköy yeterince mesut ve Üsküdar bir sinenin içine girmek istemiyor olabilir. Önce ürün. Sonra -belki- slogan.

Bir diğer broad yani hudutsuz slogan da dün okuduğum “Gerçek Belediyecilik”ti. Ne yani şimdi; evimizden çöp toplayan kamyonlar bir simülasyonun parçası mı? “Gerçek, tam, hemen…” gibi market reyonu sloganları kavramlarınız tükendiğinde sığındığınız kalıplardır. Ucuzdur. Yapmayın.

Biliyorsun, hep söylüyorum: Türkiye’nin Pazarlama problemi yok, problemi Pazarlama.

Her neyse o an gelmeden ben kaçayım…

Öykü inşa et!

Biliyorsun öyküyle ilgili çok sık konuşurum. Çünkü benim için Pazarlama öyküden ibarettir. Geri kalan her şey teferruattır.

Bazen puzzle/çözmece gibi yazmamın sebebi seni dolaylı düşünmeye sevk etmektir. Çünkü ancak bu yolla çoklu ve farklı düşünebiliriz. Lakin öykü konusunda bir kez daha net ve dolaysız olmama müsade et:

Öykün varsa pazarlaman vardır. Öykün varsa tanımlanabilir ve tarif edilebilirsin. Öykün varsa bilinebilirsin.

İnsan hayatı boyunca insanı tanımak ile uğraşır. Esasında tanımaya çalıştığı kendisidir.

Ve dikkat et kendini tanımayan ve tanımlayamayan insanlar öyküsüz insanlardır.

Öykü inşa et.

Pazarlama takip edecektir.

Daha iyi...

Değişme “Bu daha iyi!” ile ikna edemezsiniz.

Sigara içmemek daha iyiydi. Müziği plaka kaydetmek de öyle. Buzdolabı, çamaşır makinesi, traktör ve köprüler…

Hepsine karşı çıktık. Ve hepsi daha iyiydi.

Bugün elektrikli arabalar içten yanmalıdan daha iyi. Kodlamayı bizim yerimize bilgisayarların yapacak olması daha iyi. Ancak değişime karşı çıkmak genellikle “Daha iyi” ile ilgili değil, varoluş meselesi: Sizi anlamlı kılan öyküyle ilgilidir.

Çıkar, hırs, kıskançlık, yorgunluk, adapte olamama korkusu vd. bir öykü inşa eder.

Diğer her şey gibi, değişime ikna etmeden önce öyküyü revize etmeniz gerekir.

Hafriyat problemi

İstanbullular hafriyat kamyonlarından nefret eder.

Her şeyden önce; dar sokaklarına sığamayan insanların yanında bu araçlar hiç İstanbul için üretilmiş gibi durmaz.

Ayrıca; agresif, görgüsüz, ölçüsüz ve kirlidirler. Korkuturlar. Ve ekserisi sarı renklidir. Belirgindir. Herkes tanır.

Peki üreticisi yarından itibaren hafriyat kamyonlarının imajını iyileştirmek için sarıdan pembe renge geçse ne olur?

En nefret ettiğimiz renk pembe olur.

Çünkü öykü renkle, logoyla, reklamla değil; duyguyla ve deneyimle inşa edilir.

Pazarlamada kısayol yoktur.

Bize tarz lazım

Çalıştığım işlere ve etrafıma baktığımda, Türkiye’de geçirdiğim bunca zamandan sonra şu kanı bende betonlaştı: “Yaratıcı”* yani üretkeniz. Ama bir stilimiz yok.

Tarzsızız yani.

Şehirlerimiz ne Brugge veya nispeten yeni sayılan Boston gibi Ortaçağ kalıntısı bir mimariye sahip, ne de modern şehirlerin coğrafi yönelim yani hizalama düsturunu benimsemiş. Şehirlerimiz maalesef tarzsız: Her şey gelişi güzel.

Ürün ambalajlarımız, logolarımız, işaret tabelalarımız ve aklına gelebilecek ürettiğimiz diğer tüm elementler ya tarzsız ya da kötü birer kopya.

Güzel bir üsluba ihtiyacımız var. Çok acil.

Değer

2014 yılındaki 100.000₺’nizi bugün enflasyon karşısında dengelemek için üstüne 759.000₺ koymanız gerekir.

Bu basit tabiriyle bir değer iflasıdır.

İki koşulda dramatik olarak gerçekleşir:

1- Verdiğiniz sözleri tutmadığınızda

2- Göz göre göre kandırdığınızda

Değer pazarlama için çok kritik bir kavramdır.

İşe koyulmadan önce ilk kontrol noktasıdır.

Değişimi suçlayamazsın

Balina yağı satanlar petrolü ve kayıkçılar köprüleri suçlar. Değişim mutlaka değişmemek zorunda olanları zorlar.

Ancak Tesla’yı sessiz veya Yapay Zeka’yı hızlı olduğu için suçlayamazsınız.

Değişimi suçlayamazsınız.

Adapte olur ya da yok olursunuz.