Ciddiyet

Yaşadığımız problemlerin çoğu, kendimizi gerektiğinden fazla ciddiye almamızdan kaynaklanıyor. Trafikte böyle, siyasette böyle, akademide de öyle. Oysa başarılı toplumların çoğu tam tersidir. Bu yüzden ABD’de başkanla bile arkadaşınızmış gibi konuşabilirsiniz.

Bizde ise ciddiyetin temelinde liyakatsizlik, sosyal baskı, iş değil para; meslek değil makam vardır. Hayat, bu kadar kasmaya değmez. Klişe ama doğru: Bunu yeterince tekrar edersen, öğrenirsin.

Herkese geçmiş olsun.

Ördektir

Amerikalıların en sevdiğim atasözü şu olabilir:

“Bir şey ördek gibi görünüyorsa, ördek gibi yüzüyorsa ve ördek gibi vaklıyorsa, muhtemelen o şey bir ördektir.”

Öyle görünüyorsa öyledir. Fazla kafa yorma. Salla gitsin.

Olası sapma

Geçtiğimiz günlerde, ülkenin geleceği hakkında olumsuz konuştuğum için bazı tepkiler aldım. Haklısınız; umutsuzluk, insan kumaşına yakışan bir haslet değildir. Ancak benim karamsar çıkarımım, aslında kendi ideallerimin bir fiyaskoya dönüşmesidir. Bunu da atlamayalım. Belki de ümitvar olanların çoğunun idealleri benimkilerden farklıdır. Ve idealler de zevkler ve renkler gibi yarıştırılamaz.

Kendimi, olgulara karşı aşırı derecede saygı duyan biri olarak tanımlıyorum. Bununla birlikte, perspektifin belirleyici olduğuna inanıyorum. Benim perspektifimdeki olası sapma olguları ekseninden ne kadar kaydırdı zaman gösterecek.

Üçte bir

Üç yıl önce derin bir ihtiyaç duyduğumuz dijital içerik üreticisine artık beş kuruş vermiyoruz. İşsiz kaldı. Kötü olan şu ki, artık bu kişinin fikirlerine de ihtiyacımız yok.

Önümüzdeki yıl, birçok aklı başında şirket muhasebe ve hukuk departmanlarını ya en aza indirecek ya da tamamen ortadan kaldıracak.

Bugün itibariyle yılın %30’undan fazlası bitti. Yıl sonuna doğru bizi ekonomik bir çığ bekliyor. Yine uyarıyorum: Bu taraklarda bezin varsa, hele ki üretim yapıyorsan, kendini hazırla.

Hayırlı haftalar.

Mecburuz

İlk taşı fırlattığımız, ilk tekeri yürüttüğümüz günden bu yana tartışıyoruz.

Tartışarak çözüyor, tartışarak ilerliyoruz.

Tartışma, medeniyetin kardiyosudur. Onsuz olmaz- ve evet, bazen yorar. Çünkü bazılarına karşı argüman üretmek, boşa kürek çekmektir. Ama mecburuz.

“Ne olursa olsun fikrimi değiştirmem!” diyenleri geride bırakmaya alışmalıyız.

Hayırlı pazarlar.

Zamana iyi davran

İşinde başarılı ol ya da olma, fark etmez; işle yaptığın değiş tokuşun senin açından en büyük çıktısı zamandır. Sana verilen hiçbir maaş bu zamanı satın alamaz, geri getiremez.

Eğer bunun farkına varırsan, işini düzgün yaparsın. Tabii yine de bunu görmezden gelip zamana birkaç bozuklukmuş gibi davranmaya devam edebilirsin. Ancak unutma: Para karşılığında yalnızca zamanını takas edenlerin iyi anılmadığı müşterek bir dünya geleneğimiz var.

Yeni dönem

Tüm tartışma ve ihtilaflar bir yana, şunda kesinlikle hemfikiriz ki bu, yeni bir dönem. AI bana, iPod ve Facebook ile başlayıp iPhone ile zirveye ulaşan değişim yıllarını hatırlatıyor. Aynı hissi taşıyorum içimde. Aynı belirsizlikler de var.

Ama bir şey çok net: Bu, yeni bir dönem.

Türkiye gibi ülkeler maalesef buna hiç hazır değil. Esasında hep soruyorsunuz; fikir beyan etmeye kendimi kapattığım alanlar bunlar artık. Ama son bir kez şöyle ifade edeyim: Türkiye, tam anlamıyla bir Gotham distopyasının içinde yaşıyor. Yolsuzluk tüm fonksiyonları çürütmüş durumda. Ben, bu noktadan bir çıkış olacağını düşünenlerden değilim. Ama elbette yanılıyor olabilirim.

Gece yarısı

Biliş, bu galaksinin içinde çok değerli bir varlık olabilir. Son dönemde Brian Cox’un bu anlamda yaptığı felsefi yaklaşım hoşuma gidiyor. Basit bir matrisle hesap şu:

Dünya yaklaşık 4.5 milyar yıl önce oluştu. En eski yaşam izleri -ki bunlar oldukça ilkel ve basit- 3.8 ila 4 milyar yıl öncesine ait.

Eğer süreci 24 saate ölçeklendirirsek:

🌍 Dünya oluşur: 00:00 (gece yarısı)

🌊 İlk yaşamın ortaya çıkması: ~04:00 (sabah)

🧫 Karmaşık hücreler: ~13:00 (öğlen)

🐟 İlk hayvanlar: ~20:30 (akşam)

🦖 Dinozorlar sahneye çıkıyor: ~22:40

🧍‍♂️ İlk insan ataları: ~23:58:43

🧠 Modern insan: 23:59:59 (günün son 1 saniyesi!)

Galaksimizde bizden çok daha eski yıldız sistemleri mevcut. Ve hâlâ ses seda yok. Bu galakside biliş sahibi tek medeniyet olabileceğimiz fikri, aslında hiç de absürt değil.

Burası, zannettiğimizden çok daha özel bir yer olabilir.

Acele etme.

Üç beş kuruş

Parayı bunca yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ tam olarak kavrayamamış olmamız ilginçtir. Karnı doymuş olmasına rağmen, yemeğini sırf para ödediği için bitirmeye çalışan zihniyet; paranın neyi satın aldığına ve değiş tokuşun temeline dair hiçbir fikre sahip değildir. Onu hiçbir zaman gerçekten anlamamıştır.

OpenAI kısa süre önce Sora’yı kredisiz kullanıma açtı. Normalde aylık 200 dolar olan ücret şu an sıfır. OpenAI bir anda azizeye dönüşmedi ya da büyük bir indirim yapmadı: Değiş tokuşta paranın yerine kullanıcıyı koydu. Daha çok kullanım, daha hızlı gelişen bir yapay zeka modeli demek.

Kaç veriyorsun, kaç alıyorsun değil; ne veriyorsun, ne alıyorsun.

Boş mesaj

Bugün bir çorbacıya gittim. Çorbalarından birinin adını “Coronasavar” koymuş. Corona hayatımızdan çıkalı iki yıl oldu. Kimse Coronayı hatırlamak ya da onu bir çorbayla yâd etmek istemiyor.

Bazı boşlukları doldurmak için yaptığımız işlerin çoğu, yine boş işlerden oluşuyor. Bu işlerin gerçekten boş işler olduğunu, logoya ne kadar kafa yorsan da iş modelini kurtarmadığını fark ettiğinde anlıyorsun.

Pazarlama, mesaj yaymak için harika bir araçtır. Ona şekil ve yön verir. Ama onu yaratamaz.