Kabiliyet

ABD’nin İran’a yönelik saldırısı ve neredeyse uluslararası arenadaki tüm aksiyonları “kabiliyet” kavramıyla ilgilidir. Bu, bir nitelik meselesidir.

Bizi biz yapan her şey, yeterlilik etrafında şekillenir.

Sadece gücün değil, seni sen yapan her şeyin neticesinde kabiliyetlerin neler?

Bu, her yetişkinin kendine sorması gereken önemli bir sorudur.

Hayırlı haftalar.

Enseyi karartma

Mikro düzeydeki kaos, makro düzeyde düzene dönüşür.

İnan ki, bu önerme çalışır.

Francis Galton bunu, bugün “Galton Tahtası” olarak bilinen deneyle ortaya koymuştur.

Galton’a göre rastgele olaylar, öngörülebilir sonuçlara yol açabilir ve doğa, çoğu zaman olasılık ve dağılım yasalarına göre işlediğini açıkça gösterir.

Peki bu ne demek?

-Bireysel rastgelelik, toplamda bir öngörülemezliğe yol açmaz.

-Olasılıkları ölçebilir ve bu sayede büyük resme dair sağlıklı tahminlerde bulunabiliriz.

-Şablonlar ve ortalamalar, bu noktada son derece güçlü araçlara dönüşür.

Enseyi karartma.

Hayırlı pazarlar.

Deneyimi merkeze al

Kişisel deneyimin üstesinden gelemeyiz. Peki, neden bu çaba?

Pazarlama, insanı ikna etme üzerine kurulu bir meydan okumadır. Duygulara ve akla hitap edebiliriz; ama tecrübeler betondur.

Tüketim alışkanlıklarını bir kenara bırakın, insanların bağcık bağlama şeklini bile değiştirmek neredeyse imkânsızdır.

Tecrübe, bir öneriyle ya da sağlam bir sloganla takas edilemez. Ancak daha iyi bir tecrübeyle yer değiştirebilir.

Eğer iş modelinin önünde ikna edilmesi gereken kritik bir kitle varsa, tüm eforunu ve bütçeni deneyime yönlendir.

Nasıl çalışır?

iPhone kullanım kılavuzu ile gelmedi. Steve Jobs’un ilk sunumundan bugüne kadar hepimiz akıllı telefonları, kendi aramızdaki deneyim ağı ile hatmettik.

Bu, hem doğru arayüzün hem de doğru bir pazarlama stratejisinin ürünüydü.

Pazarlama, bize neyi öğretmesi gerektiğini belirlerken cimri davranmalıdır. Çünkü bu bir kaynak meselesidir.

Basit bir arayüz, bize ürünün nasıl çalıştığından çok, ne kadar faydalı olduğunu anlatabilmemiz için zaman kazandırır.

Barut Fıçısı

Küreselleşmeyle birlikte kültür çatışmasını en üst tonda gözlemliyoruz. Bu kaçınılmaz bir ihtilaf olup, mutlaka ilk etapta daha az gelişmiş kesim daha saldırgan gözükecektir.

Ben, ‘Barut Fıçısı’ olarak tanımlanan Balkanlar’da yetiştim. Burada küçük bir çekişmenin büyük yıkımlar getirebileceğini defalarca gördük. Ve şunu da gördük:

Kaynak ve yapabilirlik, çok önemli iki varlıktır.

Hayallerinizde ve kağıt üzerinde olabilir gibi görünen hiçbir şey, aksiyonda aynı değildir.

Bu nedenle, her ne kadar şu anda işgalci olarak görünen 3. Dünya’ya karşı genel bir tepki olsa da, gelişmiş dünya reaktif olmaya başlayınca işler çok çirkinleşecektir.

Gelecek uzlaşı getirmeyecek.

Kaçınılmaz

Görünürde iki seçeneğimiz var:

Devam etmek ya da durmak.

Durmak, bir noktada kaçınılmazdır. Ama kaçınılmaz olana vakti gelmeden teslim olmak bizim doğamızda yok.

Geriye, her koşulda devam etmekten başka seçenek kalmıyor.

Asıl soru şudur: “Nasıl devam edeceğiz?”

Elimizden gelenin en iyisiyle mi, yoksa kaçınılmaza kadar oyalanarak mı?

Her şey hızlandı

Artık bir işi nihayete erdirme döngüsü kısaldı. Bu, “Bu iş başarılı mı olacak, yoksa başarısız mı?” sorusunun yanıtının küçük işletmeler için aylar, büyük girişimler içinse artık en fazla birkaç yıl içinde netleştiği anlamına geliyor.

Figma, OpenAI ve SpaceX gibi şirketler, milyar dolarlık değerlemelere 10 yıldan kısa sürede ulaştı.

Zaman, çoğu gözlemciye göre artık çok daha hızlı akıyor.

Evet, doğru. Çünkü her şey hızlandı.

Baba

Amerika’da, Batı Virginia’da bir kilise, maden kazasında hayatını kaybeden babaları anmak için 1908 yılında bir adet başlattı. 1966 yılında Başkan Lyndon B. Johnson, Haziran’ın üçüncü pazarını Babalar Günü olarak ilan eden ilk başkanlık bildirgesini yayınladı. Ve 1972 yılında Başkan Richard Nixon, Babalar Günü’nü resmî bir bayram olarak yasalaştırdı.

1971 yılında babayı nasıl tanımladığımızla, bugünün babalarının aynı “ürün kategorisine” girmesi mümkün değildir. Bu iki baba tipi, yapısal olarak birbirinden çok farklıdır.

Ancak bu kurumun -aksiyonda zamanla şekil almış, kendini gösterme biçimi değişmiş olsa da- değişmeyen tek şeyi barındırdığı sevgidir.

Ve bu, kutlanmaya değerdir.

Fren

Gelenek, güçlü bir sosyal bloktur. Bazıları zamanla güncellenir, kendini yeniler veya yok olur. Bazılarıysa inatçıdır. Alışkanlıklar, davranış biçimleriyle birlikte katı adetlere dönüşür; çözülmez, şekillenmez.

Eğer şanslıysanız, bunların iyisi size fayda sağlamasa da zarar vermez. Kötüsü ciddi zararlar doğurur. Gelişimin ve toplumun önündeki en güçlü fren balatalarıdır. Bizde kötüsü çoktur.

Ne kadar uzay?

Geçenlerde Amerikalı bir komedyenin stand-up gösterisini izlerken, uzaya çıkmakla ilgili çok ilgimi çeken bir espri yaptı: “Uzaya gitme konusundaki bu tantanayı anlamıyorum. Dünya zaten uzayda süzülüyor, bu kadar uzay size yetmiyor mu?”

Elbette bu bir kinaye. Ancak önemli birkaç olguya parmak basıyor:

Birincisi, algı ve yeterlilik meselesi.

İkincisi ise kontrol.

Uzayda nereye doğru sürüklendiğini bilmediğimiz bir gezegenin içinde çocukça oyunlar oynuyoruz.

Ve bu gezegen gibi trilyonlarcası var.

Akıl almaz bir ölçek.