Eski kültür

Dün bir dostum, Çinli bir diplomatın ‘Çin 5000 yıldır var, Amerika yokken biz vardık!’ diyerek verdiği bir röportajı paylaştı. Çin, 1960’larda açlık ve sefalet içinde iken ABD Ay’a ayak basmaya hazırlanıyordu. Öncelikle Amerika ile ilgili anlamanız gereken önemli bir olgu şudur: Birleşik Krallık, Roma’nın devamıdır. Amerika, Birleşik Krallık’ın devamıdır. Ve belki de Antik Mısır, Yunan ve hatta Osmanlı’nın.

Dolayısıyla, Çinli diplomat çok hatalı. ABD’nin kümülâtif kültürü, Çin’den daha eskidir. Çin kültürünü transfer edememiştir. Eski olsa ne yazar?

Kültür, bedenin evrimi gibi evrim geçirir. En güçlüsü ve en iyi adapte olan kazanır. Bugün -ister beğen ister gargara yap- hakim kültür Amerikan’dır.

Bayrak Çin’e geçer mi? Hiç zannetmiyorum. Hindistan? Çok düşük ihtimal. Arap dünyası? İmkansız.

Bu işler parayla ve İHA’yla olmaz.

Bunu anlamıyorsan, sende hiç ümit yok demektir.

Kabile sadakati

Bugüne kadar, son 20 yılda yaşadığımız her olumlu ve olumsuz gelişme listeli bir şekilde mevcut iktidar ve muhalefet destekçilerine sunulsa ne olurdu?

Maalesef, bu bizim seçmen için bir veri egzersizi değil, kabile sadakati testi olurdu.

Türkiye’de siyaset, rasyonel artı-eksi hesabından çok duygusal aidiyet üzerine inşa edilmiştir.

Nihayetinde hiçbir şey değişmezdi.

Zaman kaybı.

Koşullar eşit

Herhangi bir spor müsabakasında bir oyuncunun diğerine terlediği için şikayet ettiğini duymazsınız. Çünkü şartlar olabildiğince eşittir ve herkes terler.

Koşulların neredeyse aynı şekilde davrandığı diğer her durum için: Çok stresliyim, hepimiz öyleyiz. Çok acil, hepimiz için öyle. Çok yoruldum, hepimiz yorulduk.

Evet, sızlanmak, mızmızlanmak iyi hissettirir.

Anlamlı olması için mücbir koşullar gerekir.

Yüzleş

Hata yaptığını kabul etmek insan için çok zordur.

Evet, olgular değişmez; ama gerçeklikler değişir. Gerçeği, inançlarımızdan hurafelerimize kadar birçok girdi şekillendirir.

Bu ülkenin insanı, dünden bugüne birçok hata yaptı.

Bu hatalarla yüzleşmeme gibi bir hataya düştüğümüz ise aşikâr. Çok net.

Bulunduğumuz aşamada burnumuz yere sürtülecektir. Alternatif yok.

Duygusal yatırım

Billy Beane sıra dışı bir menajerlik örneği sergiledi. Oakland A’s’e yaptığı yatırım, sadece zaman, emek ve sonuç odaklı klasik bir yaklaşım değildi. İçinde, çoğu zaman fark edilmeyen bir belirsizlik bahsi barındırıyordu. Bu aynı zamanda duygusal bir yatırımdı. Evet, tarih yazdı ama karşılığını hakkıyla alamadı.

Çevremizde küçük ya da büyük ölçekli markalara ve işlerine bu şekilde yatırım yapan birçok insan var. Birçoğu, orta ve uzun vadede umduğu karşılıkları göremeyince tükeniyor. Duygusal yatırım, insanı gerçekten yıpratıyor.

Peki, başka bir yolu var mı?

Vallahi, eğer sevdiğin işi yapıyorsan, yok.

Sevmediğin işi yap.

Belirsizlik

Sağlıklı bir ekonominin en kritik göstergesi, geleceğe dönük belirsizliklerin sınırlandırılmış olmasıdır. Bu ölçüt, ekonomi biliminin sosyal bilimler dünyasına yaptığı en somut katkıdır. Gerçek bir mihenk taşıdır.

Türkiye’nin en büyük, evet, en büyük problemi belirsizliktir. Ve bu belirsizliğin temel sebebi, açıkça söyleyelim: “Tek adam” rejimidir.

Ekonomi, güvenle çalışır.

Sermaye, öngörüye koşar.

Yatırımcı, kurumlara bakar.

Kurallar kişilere değil, ancak sistemlere bağlıysa işler yolunda gider.

İstediğin Yalana Sarılabilirsin…

Kendine istediğin yalanı söyleyebilirsin: “Her şey kontrol altında.”, “Geçici bu.”, “Zaten tüm dünya böyle.”

Ama bu gerçeğe gözünü kaparsan emin ol ki, sadece Gen Z (1997–2012) ve Gen Alpha (2013–2025) değil, bir sonraki nesil de boka batacaktır.

Anlamadın mı?

İnsanlık olarak bazı temel hakikatleri anlayabilmek için ağır bedeller ödedik.

Gücün er ya da geç yozlaşacağı, bu yüzden mutlaka sınırlandırılması gerektiği…

Hukukun, herkes için vazgeçilmez olduğu…

Ve bireyin özgürlük haklarının, lafla değil, garantiyle korunması gerektiği…

Bunlar hata payı olan teorik fikirler değil. Bunlar insanlığın acı çekerek, kanla, yıkımla, tarihe kazıyarak öğrendiği gerçeklerdir.

Eğer sen hâlâ “Biz oy verdik ama böyle olsun diye değil…” diyenlerdensen, kusura bakma ama bu temel prensipleri hiçbir zaman anlamamışsın demektir.

Bugün yaşadığın şeyler kriz değil, sadece küçük birer semptomdur.

Ve evet, seni daha beter günler bekliyor.

Çünkü anlamayan için tarih, kendini tekrar etmekten asla yorulmaz.

Haklı mısın?

Bugünler, adaletin revaçta olmadığı hissini verebilir.

Ama inan ki, neredeyse hiçbir yerde, hiçbir dönemde bu farklı olmadı.

Haklı olduğunu ispat etmenin bedeli, her zaman haklı olmanın önünde durmuştur.

Maalesef.

İlerle

Nihayetinde bu gezegeni terk edeceğiz. Ve bu konuda başarılı olacağımıza inanıyorum. Çünkü bu, en başarılı olduğumuz alan: İlerlemek.

Öyle ya da böyle ilerlemek.

Anlamı, medeniyeti ve ritüeli geride bırakarak.

Geçmişi, geçmiş sayarak.

Bu bir hayatta kalma biçimi.

İlerle. Bu hafta. Ve bir sonrakinde.

Hayatta tutar.

Vah ki ne vah

Türkiye ile ilgili karamsar yorumlarıma biraz da istatistik serpiştireyim:

ABD’nin 2013 yılı Gayri Safi Yurtiçi Hâsılası: 16,9 trilyon dolar. Bugün: 27,8 trilyon dolar. Bitti dediğimiz Almanya 3,81 trilyondan 4,53 trilyona… Kanuni güzellemeleri yaptığımız Fransa 2,8’den 3,10’a. Ve Polonya 0,52’den 0,92’ye. Ve Güney Kore 1,37’den 1,75’e.

Peki, sence yerinde sayan kim? Türkiye.

Kişi başına gelirde durum daha da vahim: ABD 54 bin dolardan 64’e, Çin 6’dan 12’ye ve benzer ekonomik genetiğe sahip olduğumuz Polonya 13 bin dolardan 21 bin dolara yükselirken, biz ancak 11’den 14’e gelebilmişiz. Bu saydığım ülkelerin neredeyse hepsi ihracatlarını ve bağlı katma değerini anlamlı şekilde artırmışken, biz 500 milyar dolar hedefimizin 250 milyar dolar gerisinde kalmışız.

Bakın, sadece durmadık; dünya ilerlerken biz geri kaldık. Aklı başında herkes için sadece bu veriler “Vah ki ne vah” demek için yeterli. Çünkü bugün itibariyle yitip giden sadece servetimiz değil, zamanımızdır.

Ve dersen ki “Ama savunma sanayinde uçtuk kaçtık!” 2013 ciromuz 7 milyar $, bugün 14 milyar $ ve bütçemizdeki payı %1,3.

Lütfen uyanın artık.