Markalar düşündürür

Apple’ın araba üreteceğiyle ilgili iddialar farklı versiyon haberlerle ara sıra karşımıza çıkıyor. Apple tarafından onay veya inkar yok. Karşımıza ne çıkacak muamma. Ancak biri size “Apple araba üretse nasıl olur?” diye sorsa aklınızda hemen bir resim belirir. Diğer taraftan “Renault cep telefonu üretecekmiş!” deseler neredeyse hiçbir şey düşünemezsiniz. Çünkü Apple markadır, Renault ise sadece araba üreticisi.

Marka olmak sadece logo, klişe ve üretimle olmaz. Markalar tarikatlar, idealler ve kimlikler yaratır. Bu ise ancak yeni bir şeyler söylemek ve hep daha iyisine inanmakla mümkün olur.

Zaman makinesi paradoksu

Zaman makinesi konsepti zamanı ölçmeye başlamadan çok önce düşlerimize düşen bir mefhumdu. Geçmişe gitmeyi “değiştirmek” geleceği ise “bilmek” için arzuladık. Oysa geçmişi iyi bilip geleceği de iyi yönde değiştirirsek zaman makinesine ihtiyacımız kalmayacak. 

22 Nisan Dünya Günü’ydü. Hala bu gezegen türümüz için tek çıkış yolu ve bir nevi emanet de aynı zamanda. Geçmişi iyi bilenler geleceği iyi yönde değiştirmenin ne kadar önemli olduğunun farkında.

Dünyanı küçült

Pazarlama ve satış merakı ile hayatı okuyan arkadaşım; kuvvetle muhtemeldir ki, sen veya markan dünyayı kasıp kavuran bir rock yıldızı olamayacaksınız. Bunun için ihtimal %0,00000000001’den daha düşüktür. Lakin dünyanı küçülterek alanında en iyisi olma ihtimalini büyütebilirsin. Bunu da ancak “herkes” ve “her şey” kelimelerini strateji sözlüğünden çıkartarak yapabilirsin.

Sana Amerika’nın ilk siyahi yargıtay üyesi ünvanını 1967 yılında kazanan T. Marshall’dan bahsetmek isterim. Marshall “sivil haklar” alanını kendine mesken seçmişti. Bu konuda o derece ustalaşmıştı ki, Amerika’nın sağcı beyazlarının ev sahipliği yaptığı “Spell” davasını, mahkemede konuşmasına izin verilmemesine rağmen konuk avukat sıfatıyla kazanmıştı. 1954’te ise eğitimde eşitsizliği bitiren Brown v. davasını kazanarak tarih yazmıştı.

Marshall’ın kendi ağızından:

“I have a lifetime appointment and I intend to serve it. I expect to die at 110, shot by a jealous husband.”

Dünyanı küçült.

Kendime notlar #3

Bir Sloven hikayesinde Tanrı çiftçinin dualarına cevap vermek için karşısında belirir.

-Tanrı: Ne dilersen vereceğim ama seni önceden uyarayım; sen ne istersen komşuna da aynısı verilecek.

-Çifti: Tamam, sol gözümü al.

Kıskançlık ve çekememezliğin insanlığa bir çok felaket yaşattığı vakadır. Moral yararcılık yerine tercih edilen şeytani tutum sosyolojik yıkımların sebeplerindendir. Bu çerçevede tartışma western/eastern veya marksist/kapitalist zeminin dışında yapılmalıdır.

Umurunuzda olmasın

Jimmy’s Famous Seafood (Cimi’nin Meşhur Deniz Mahsulleri) Maryland Amerika’da bir restoran. Benim dikkatimi çekmesinin nedeni Twitter hesapları. Vejeteryanları iğneleyici birçok orijinal içerik paylaşan marka, dikkat çekmenin ve herkese değil bazılarına arz etmenin önemini kavramış.

Bir paylaşımda beyaz peynirli çoban salata fotoğrafını “Vejeteryan seçeneklerimizi test etmeyi unutmayın!” başlığı altında tweetlemişler. “(..)ama peynir hayvansal gıda…” diyen bir çok sazanı da şu cevapla avlamışlar: “Evet ama gerçekten umurumuzda değil.”

Herkese satamazsınız. Bunu şu balıkçı kadar anlasanız yeter.

Fazla alakasız olan dikkat çeker

Sherlock serisinde “It’s so overt, It’s covert” birçok yerde tekrarlanır. Fazla aşikar olanın gizli olduğu bir meseldir. Benim bu aralar pazarlama açısından etkin strateji ortaya çıkartabilecek zıtlara ilgim gün geçtikçe artıyor.

Mesela, değerli çantanızı özellikle havaalanı veya herhangi bir şehir çekim merkezinde ortalık yere bırakıp uzak bir noktadan izlemeye koyulduğunuzu varsayalım. İstanbul özelinde, maksimum 1 saat içinde sivil ekipler alanı koruma altına alacaklardır. Bu eğilimi Sherlock’tan analoji kurarak şu şekilde güncelliyorum: Fazla alakasız olan dikkat çeker.

Firmaların aynı fuarlara katılmalarını, aynı endüstriyel alan içinde kalarak pazarlama yapmalarını artık yadırgıyorum. Kendinizi alakasız bir yere atın dikkati çekin. Şunu unutmayın; bu yüzyılın pazarlama büyüsü dikkat ve güven döngüsündedir. Dikkat bu sosyal çağda markalar için paha biçilmezdir.

En

Bundan yaklaşık 6 ay önce Atatürk Havaalanı dış hatlarda güvenlik kontrolünden geçerken orta yaşlı Amerikalı bir çiftin aralarındaki konuşmaya kulak misafiri olmuştum. Kadının “Dünyanın o en büyük havaalanı bu mu?” sorusuna eşi “Herhalde(?)” yanıtını veriyordu…

Başlıklar “En” kavramını ihtiva ettiğinde içeriği okuma şeklimiz değişir. Her şeyden önce kıyas yapabilecek veri elimizde yoksa ön yargı ve peşin hüküm silahlarımızı devreye sokarız. Bu cahilliğin savunma mekanizmasıdır. İçerik artık önemli değildir çünkü başlıktaki özne “En”i haketmemektedir. Pazarlama yaparken “En, tek ve ilk” gibi zarfları kullanmaktan kaçının. Aksine veri ile konuşmaya çalışın.

What you sell?

Recently I had a heated discussion with my colleague about sorting products by customers purchase patterns. She was arguing that “need” for purchase cannot be different from “want” for purchase. Which I’m often at variance. How come?

Well… What we need can be easily exemplify like an air, water, security, health, sex etc. These are things what we need and pretty much everything else is a want. Such as iPhoneX, Netflix membership, Starbucks “Caramel Macchiato” etc.

Please know what you sell. Determine. Is your product a need or a want?

Az çoktur

Bazen uçuşlarda kalemimi başüstü dolabında unuturum. Bugüne kadar not almak için kabin görevlisinden ödünç istediğim hiçbir kalemi geri iade ettiğimi veya benden geri istendiğini hatırlamıyorum. Ayda 8 uçuş gerçekleştireceklerini varsayarak 10.000 elite programı üyesini (sık uçan yolcu) her uçuşta 1 kalem almaları için organize etseniz; 1 yılda Türk Hava Yolları’nı yaklaşık olarak 720,000$ faaliyet zararına uğratabilirsiniz. Bu rakam THY gibi yılda 15 Milyar $ ciro yapan bir şirket için bile büyük bir rakamdır.

Çoğu zaman küçük ve önemsiz gördüğünüz adımlarınız zamanla ciddi sonuçlar doğurur. Az ilerleme sıfır ilerleme değildir. 64 karelik satranç tablosunda 1 adet pirinçle başlayıp her sonraki karede rakamı katlayarak pirinç eklerseniz 64. Karede 18,446,730,560,000,000,000 adet pirince ulaşırsınız (Rakamı okumak için kendini zorlama. Okuyamazsın. Yaklaşık olarak 18 Kentilyon).

Arkadaşlar az önemsiz değildir ve şunu unutmayın; azda başaramayana çokta güvenilmez!

Biz en iyisiyiz(?)

Kahire’de Gotham nostaljisinden fırlamış devasa billboardlar var. Ben Kahire’ye “Billboardlar Şehri” diyorum. Don Draper’ların işgali altında olan bu şehirde markaların hemen hepsi aynı şeyi söylüyor: Biz en iyisiyiz!

Arkadaşlar; VHS kasetlerin bizi çileden çıkardığı, suyu kaynayan arabaların bizi yolda bıraktığı, telefon görüşmelerimizin yarıda kesildiği dönem geride kaldı. Artık herkes çok iyi. İyi olmak sizi farklı yapmaz. Herkesin daha iyi olmaya çalıştığı bir ligde iyi olduğunuz hakkında konuşmak sizi bayağılaştırır.