Kısa kesin

‘Kısıtlama’ özgürlüklerin tavan yaptığı günümüzde genellikle negatif algılanan bir kelime. Aslında kısıtlamalar her zaman olumsuz sonuçlar doğurmuyor. Twitter’da 140 karakterle harikalar yaratmadık mı? Hatta 280 karaktere genişleme kararı alan Twitter’ı yerden yere vurmadık mı? Hatırlayalım:

“280 karakter mi? Lanet olsun.”

Günde neredeyse 500’ün üzerinde ticari e-mail alıyorum. Ancak %1’ini okuyabiliyorum ve evet bu %1’in %99’u kısa metinlerden oluşuyor. 1MB’lık bir e-maili (~500 sayfalık metine eş değerdir) neredeyse hiçbir sunucu spamlamamaktadır. Bu demek oluyor ki, destansı e-mailleri kısıtlayan bir engel yok. Keşke olsa…

Medeniyet olarak sabrımızı tükettik. Artık Facebook’ta fotoğraf paylaşmıyoruz çünkü bize daha rafine içeriği daha hızlı sunan Instagram geldi. İçeriklere verdiğimiz reaksiyonlar bile otomatikleştirildi. _Story’_lerde tek dokunuşla alkışlıyor ve gülücükler saçıyoruz. Yazmıyoruz çünkü üşeniyoruz, okumuyorlar çünkü sabırları tükendi.

Pazarlamanın bu gerçeği atlamaması ve olabildiğince kısa kesmesi lazım. Ürüne isim mi arıyorsunuz? Kısa olsun. Logo mu tasarlıyorsunuz? Basit olsun. Markanıza kimlik mi oluşturuyorsunuz? Bir soruya tek kelimelik cevabınız olsun.

Bana kendinizi veya sevdiğiniz birini anlatın desem ve size 15 dk süre versem kuvvetle muhtemel konuyu toparlayamazsınız. Size ‘Kendinizi tek kelimede tanımlayın!’ desem veya ‘Sizi hangi hayvan tanımlar?’ diye sorsam en rafine cevabı en hızlı şekilde verirsiniz. Bu tek kelimelik cevabınız kendinize nasıl baktığınızı özetleyecek ve beni sizi 15 dk dinleme zahmetinden kurtaracaktır. Efsane dizi Lost’un intro’su 15 saniye sürüyordu_._ 15 saniye yıllarca milyonları germeye ve heyecanlandırmaya yetti.

All the great things are simple, and many can be expressed in a single word: freedom, justice, honor, duty, mercy, hope. - Winston Churchill

Mükemmel olan her şey basittir ve çoğu tek kelimeyle ifade edilebilir: özgürlük, adalet, onur, görev, merhamet, umut. - Winston Churchill

Fiyata sarılanlar

Pazarlama sizi yarı yolda bıraktığı zaman fiyata sarılırsınız. Fiyat/adet rasyosu ile satış stratejisi inşa eden markalar kalıcı olamazlar. Pazarlama hep daha iyisi için sözleşir ve değişime ortak eder. Bunu kalıpları yeniden tanımlayan ve status quo’ya meydan okuyan sıra dışı cevaplarıyla yapar.

II. Philip işgaline hazırlandığı Sparta’ya şu mesajı iletir:

“(…) Eğer ordumu topraklarınıza sürersem; ekinleriniz yok edilip insanlarınız köleleştirilecek ve şehriniz yerle bir olacaktır!”

Sparta şu cevabı verir:

“Eğer…”

Pazarlamanın yarı yolda bıraktığı mesajlarınız fiyata sarılır. Şunun gibi:

Odağını yönet

“Zamanını değil odağını yönet.” - Kahire’de bir hotel lobisinde duyuldu…*

Ne kadar yoğun olduğumuzdan çok ne kadar verimli olduğumuz derin bir tartışma konusudur. 6 yıldır yönetici olarak çalıştığım pozisyonun bana acı çektirerek öğrettiği tecrübe; zaman yönetiminin sanılanın aksine verimliliği arttırmadığıdır.

Birden fazla projede, yığınla işi sıraya koyup sorun çözmek için kısıtlı zamanınızı yönetmek veya multi tasking geliştirmek hüner değildir. Belirleyeceğiniz bir zaman diliminde, tek projeye tüm enerjinizle odaklanmak ve odağınızı bu doğrultuda yönetmek kayda değer sonuçlar verecektir.

Zamanı yönetenler reaksiyon gösterirler. Odağı yönetenler öncülük ederler. Reaksiyonist olmayın öncü olun.

* “Stop managing your time and start managing your focus.” - Overheard in hotel lobby in Cairo…

Odaklanmış dikkat

Sosyal medyanın müşterisi değil ürünleri olduğumuzu artık biliyoruz. Bu matrix deneyimi kapitalizmin hiçte arzulamadığı antagonistlerin üremesine sebep oldu. Bendeniz.

Dikkat ve güven döngüsünü ciddi ölçüde tahrip eden bir sürecin içinden geçiyoruz. Bu platformlarda bulunuyor olmamızın nedeni dikkat çekmek. Ancak işin acı tarafı şu; peşinden koştuğumuz dikkati çekemiyoruz…

Türkiye’de insanlar ortalama olarak 2 saatlerini sosyal medyaya harcıyorlar. Günde ortalama 1870 kere telefonlarının ekranlarına dokunuyorlar. Bu işlemlerin çoğunu odaklanmış dikkat ile yapıyoruz. Odaklanmış dikkat en fazla 8 saniye sürüyor. Paylaştığınız sabah kahvaltınız veya sizin için çok önemli olduğunu düşündüğünüz herhangi bir anınız odaklanmış dikkatimizin ancak 100 de 1’ne hitap edebiliyor. Türkiye’de insanların %70’i akıllı telefonları ile uyuyup onlarla kalkıyor. Tüm bu akıl almaz yatırımı çekemediğimiz dikkatler için yapıyoruz. Yazık değil mi?

Nadir

Nadir, Arapça kökenli bir kelime. Pazarlama açısından çok etkili olduğunu geçen hafta fark ettim. Kelime jeofiziğin konusu. Dikey izdüşümün kapladığı alanı ifade ediyor. Zenith kelimesinin de zıttı.

ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşının ana teması haline gelen ‘Nadir Elementler’ ifadesi önemli ölçüde dikkat çekti. Neredeyse her yerde manşet oldu. Aslında bu elementler o kadar ‘nadir’ değil. Nadir denilmesinin sebebi işlenmesindeki zorluklar. Ancak tamlamanın okuyucuda oluşturduğu algı ve uyandırdığı seçkinlik çok net.

Sorgulamaya yer bırakmıyor: Nadir.

Nokta.

Bayramlar da nadirdir. Keyfini çıkarın.

Kitlesel olmak zordur

Kitlesel manipülatif bir kavramdır. Dünya genelinde çok az şey kitleseldir. Bazı salgınlar dışında “kitlesel” düzeye ulaşmış eylem neredeyse yoktur. Bu bir kitap, dijital bir ürün, müzik gurubu, oyun veya hizmet markası olabilir. Mesela Türkiye genelinde en çok satılan yani bestseller olan bir kitabı toplumun ancak %1’i okumaktadır. Örnek vermek gerekirse 300 bin adet kitap satan Elif Şafak kitlesel değildir.

Kitlesele oynayan, oraya ulaşmaya vadeden pazarlama yalan söyler. Hep söylüyorum yine söyleyeyim; kitlelere/herkese değil bazılarına ulaşmaya çalışın çünkü her halükarda kitlesel olma şansınız sıfıra çok yakındır.

Sürüyü terk edenler

İnsanlar hayatlarını iyi yönde değiştirmeyi çok isterler ancak aynı ölçüde çalışmaz ve çaba göstermezler. Dünya genelinde sadece 4 milyon doktor vardır. Bu Dünya nüfusunun yaklaşık %0.05’idir. Çevrenizi şöyle bir gözden geçirin; kaç doktor veya pilot tanıdığınız vardır? Türkiye’de etrafınızdaki 750 kişiden sadece 1’i doktordur. Nüfusumuzun sadece %0,01’i ticari pilottur.

Bu düşük oranlar en iyisi olmak için yola çıkan ve sürüyü terkedenlerin kulübüdür. Meslekleri rastgele seçtim. Ünvanlara takılmayın. Hayat size istediklerinizi konfor alanlarınızı yani sürünüzü terk etmeden vermeyecektir. Hafta sonunu kovalayan çalışma arkadaşlarınız, tatil/izin peşinde koşturan çevrenize çeki düzen verin. Sürünüzü terk edin, standartlarınız yükselsin.

Bilin, inanmayın

IQ sınırlarını zorlayan zekasıyla Gustav Jung meşhur röportajında gazeteciyle şöyle bir diyaloga girer:

Gazeteci: Çocukluğunuzda Tanrıya inanır mıydınız?

Jung: Oh tabi ki…

Gazeteci: Peki şimdi inanıyor musunuz?

Jung: Şimdi… Cevaplaması zor. Biliyorum. İnanmama gerek yok, biliyorum.

İnsanlar inanmak ve bilmek arasında bazen derin, bazen de çok ince bir çizgide gidip gelirler. Bazen inanmaktan başka seçeneğimiz yoktur. Tıpkı çocuk Jung gibi. Ta ki, bilimin bize öğrettiği gözlem ve deneyi çalıştırana kadar. Bu noktadan sonra artık inanmaya ihtiyacımız kalmıyor çünkü bilmeye başlıyoruz. Nelere inandığınız ve neleri bildiğinizi beyninizde sortlayın yani ayırın. Özetle; inanmanız gereken şeyleri (ölçemediklerinizi) bilmeye çalışmayın, bilmeniz gereken şeylere de (ölçebildiklerinize) inanmayın.

Wikipedia kısayoldur

Türkiye’nin Wikipedia engeli karmaşık bir konu. Bir ulus devlet olarak ülkemizin haklı iddiaları var. Buna karşın internetin ve zamanın doğasını kavramakta zorluk çektiğimizi düşünüyorum.

Her şeyden önce Wikipedia bir kısayoldur. Bilgi karşılaştırır, doğru/yanlış bilgi edinir ve bilgi yayarsınız. Hiçbirimiz Wikipedia fanatiği veya aşığı değiliz. Bu web sitesini kullanıyor ve ulaşamadığımızda çıldırıyor olmamızın nedeni algoritmik üstünlüktür. Google’da arama yaptığınızda bu site size herkesin önünde görünmek için çalışır ve bunu da büyük ölçüde başarır.

WhatsApp mesajının “okundu” işaretini görene kadar panikleyen günümüz insanı sabrını çoktan tüketti. Bunu kabullenelim. Wikipedia harika bir kısayoldur. Umurumuzda olan tek şey bu.

’Ürününüzü nasıl iyileştirirsiniz?‘ sorusu üzerine birçok makale yazdım. Kısayollar oluşturmak bu anlamda katkı sağlayacaktır. Kısayollarınızı keşfedin ve onları serbest bırakın. Göreceksiniz; sabırsızlar peşinizi bırakmayacak.

Olmazlara göz kırp

Elle dergisinin efsane editörü, hayatı dolu dolu yaşamış Jean Dominique Bauby yaptıklarıyla olmazcılar için bir nevi kriptonittir. 1995 yılında 43 yaşındayken geçirdiği Locked-in Syndrome nedeniyle sol gözü hariç tamamen felç olan yazar, asistanının yardımıyla harf frekans dizilimini baz alan özel bir alfabe sayesinde, 200.000 defa göz kırparak The Diving Bell and the Butterfly kitabını yazmıştır. Kitap Avrupa’da birinci haftasında 150.000 adet satmış ve bestseller olmuştur.

Olmazcıların olmazları tarih boyunca Bauby gibi insanların bir nevi glitch in the Matrix duruşlarıyla anlamsızlaşmıştır. Erken kalkamam, spor yapamam, sigarayı bırakamam ve daha nice olmazlar aslında bir göz kırpmaya bakıyor. Sizi uyutan, yapamazsın ve bırakamazsın diyen suni felçlerinizden kurtulun. Elinizde Bauby’den fazlası, elinizde bir göz kırpmadan fazlası var…