Yol gör

Uyaran işaretler ekseriyetle işe yaramaz çünkü tutuma yön vermek eğitimin işidir. Bazen ise eğitim, talep gören tutuma göre yön almalıdır.

ABD’de ortaya atılan Desired Paths* yaklaşımı buna harika bir örnektir. Kuzey Colorado ve Ohio gibi üniversiteler kampüs peyzajında patikaları öğrencilerin çimlere bıraktıkları izlere göre dizayn etmişlerdir.

“Çimlere basmayın!” tabelası çakmak kolay tercihtir ve işe yaramaz. Bazen yol göstermeden önce yol görmeniz gerekir. Eğitimin belki de en püf noktası budur.

Bırakın o çimlere bassınlar…

*Arzulanan patikalar.

Gerçekleri konuşmak

2012 yılında Michael Dubin isimli Amerikalı girişimci tıraş bıçaklarının üretim maliyetinin çok üstünde satılması modeline karşı “1 Dolara Sakal Tıraşı Kulübü”*nü kurdu. Mike’ın pazarlama çıkış noktası çok basitti: Olguları konuşmak!

Mike’ın parmak basmak üzere ‘vaka’ veya ‘olgu’ adına ne derseniz: Doğrudur. Yerçekimi, havanın sıcaklık derecesi veya Armstrong’un 1969 yılında Ay’a ayak basması gibi hakikatler sizin inancınız veya duygularınız ile ilgilenmez.

Olgular ölçülebilirdir ve gerçektir. Nokta.

Buna karşılık mahallenizdeki favori büfenizde yediğiniz tostun diğer tüm tostlardan daha lezzetli olduğuna inanabilirsiniz. Ve belki de öyledir… Ancak bunun bir olgu olduğunu iddia edemezsiniz.

Gerçek ile inanç arasında yaptığımız seçimler ise bugün hala Gilette’nin beş kuruşluk ürünü size beş liraya satması ile sonuçlanır.

Velhasıl Mike’ın olguları konuşup bize gerçeği göstermiş olması yetmez. İnanç (Kültüre, aileye, çevrenize verdiğiniz önem) çok önemli bir girdidir.

Yarın olgular ile konuşup gerçekleri haykırma hevesin, inancında diretenler yüzünden kırılmasın. Ve kendini fazla kaptırma, bazen inanmaya gerçeklerden daha çok ihtiyacımız olabilir.

Hayırlı haftalar.

*DollarShaveClub.com

Adaletin kanseri

Söylediklerimiz değil, yaptıklarımız geçerlidir. Buradaki ihtilaf ise ikiyüzlülüğün tanımıdır.

Dünya barışından bahsederiz ama bölgesel çatışmalara destek veririz. Demokrasiden taraf tutarız ama darbeye el atarız. Temiz enerji konuşuruz ama kirli sanayi satarız.

Kafan karışmasın ama adalet; doğruluk, denge ve taahhüt edileni teslim etme meselesidir. Riya, ikiyüzlülük ise adaletin kanseridir.

Hakim olduğu yerde hak kuraktır.

İhtiyaç konuşur

Geçtiğimiz hafta içi adaletin giyotini olduğunu düşündüğüm beş unsuru yazdım. Sırasıyla:

  • İmtiyaz

  • Güç

  • Tarafsızlık

  • Hile

  • İkiyüzlülük

İhtiyaç konuşur, eğer bu konuların hiçbiri senin ilgi alanına girmiyorsa; tebrikler!

Gerek kalanımız için faydalı olmuştur umarım.

Hayırlı sonları.

Hilenin tuzağı

“Bal tutan parmağını yalar…” doğruluğu zorunlu bir önerme değildir. Bu “Atasözü” haksız yere kazancı çok belirsiz bir ifade ile meşrulaştırmaya çalışır. TDK’da listeli buna benzer birçok abuk atasözü vardır.

Adil olana bakış açımız ise bir kültür meselesidir. Suistimali normalleştiren bir yaklaşım temel adaleti yok sayar.

Hileyi ödüllendirmek ise bir tuzaktır. Çünkü hileye teşvik, sistemi yozlaştırır. Geriye yalayacak bal bırakmaz!

Sahte kıtlık

‘Adil’ kelimesinin zıt anlamı sadece ‘zalim’ değildir. ‘Lakayıt’ da yeri geldiğinde adaletin yer etmesine engel oluşturabilir. Bu “Bana ne!” tutumu bir arketiptir ve sadece çekimser değildir.

“Bende yeterince yok, sana hiç kalmaz!” şeklinde ifade edilen sahte bir kıtlık distopyasının ürünüdür. “Beraber daha iyisini yapabiliriz…” diyebilmek sadece doğru ve adil olan değildir. Akıllı, rasyonel bir seçimdir.

“Benim problemim değil!”

Şimdilik.

Gücün adaleti

Kamuda düello ile yargılanma ve adalet arayışı geleneğini terk edeli 600 yıldan fazla oldu. Güçlünün mutlak kazandığı bu yöntemi eskittiysek de gücün adalet terazisindeki etkisini tam olarak yok edemedik. Bugün hala güçsüze adalet de fırsat da daha az.

Ancak bu yetersizlik fazlası için çaba göstermeyeceğimiz anlamına gelemez. Her zaman adalete katkıda bulunmak, öne çıkmak ve konuşmak için fırsatımız var. Ve şöyle düşün: Sen yapmazsan kim yapacak?

Biraz cesaret! Sen başlat, biz peşinden gelelim. Bu demir bükülür ancak sen azmedersen.

Gasp eden imtiyaz

İmtiyazın/ayrıcalığın en belirgin olduğu alanlardan biri havaalanlarıdır. Lounge’lar*, fast-track’ler**, öncelikli seçimler vs. Bu çok uçan yolcu veya parası olanı muaf tutma durumu çetrefilli bir tartışma temasıdır. “Etik midir, değil midir?” meselesi ödüllendirme konseptinin özüne kadar gidebilir. Bu durumda şu sorulur: “Başarı ve sadakat mükafatlandırılmalı mıdır?”

Evet başarı tanınmalıdır ancak bu yapılırken diğer müdavimlerin hakkı gasp edilmemelidir. Mesela Stansted Havaalanı*** bunu hiç kavrayamamış bir yönetime sahip. Fast-track kavramı ancak bu hatta özel memur tayin edilirse çalıştırılabilir. Tek memur çalıştırıp normal sıranın önüne hızlı geçişten yolcu almanız imtiyaz kullandırmak değil, hakka tecavüzdür.

Küçük/büyük birçok şirket aynı hataya düşer. Ayrıcalık tanımak ise bir ‘kaynak’ meselesidir. Eğer yeterli kaynaklarınız yoksa birinin ödülü diğerinin cezasına dönüşebilir.

Dikkat edin…

*Özel dinlenme salonları.

**Hızlı geçiş koridorları.

***Londra, BK.

Reklamın kötüsü

Simit Sarayı, 2020 kısıtlama krizlerinden sonra Londra’da birkaç lokasyonunu kapatmış. Dün Shaftesbury Bulvarı’nda kepenk indirmiş bir şubesinin önünden geçtik. Tabela hala asılı ama lokasyon harabe. Sebebini bilmiyorum ancak mesele: “Reklamın iyisi kötüsü olmaz!” anlayışı ise yanlış. Olur.

Bu klişe konuşulmak ile ilgilidir. Pazarlama için ise ön koşul konuşulmak değildir. Fark edilmektir. Harabe de fark edilir, bayındır da. Nasıl fark edilmek istediğin sana kalmış.

Marjinal kaynak

Kalemliğindeki gereksiz kalabalık bu ürünün ihtiyaçtan çok üretilmesi ile alakalıdır. Bu ancak “Çok üretirsen maliyet kurtarır!” modelinin ürünüdür. Bir marjinal maliyet meselesidir.

Kullanıp kullanmadığı önemli değildir: Satılmalıdır. Eğer böyle bir ürün üretiyorsan; kapsamlı geri çağırma ve bu konuda rakamlarla dürüst konuşmayı deneyebilirsin. Çünkü kaynaklar sınırsız değildir.

Biz kalemliğimizi boşaltmaya ve gerekirse paylaşmaya hazırız.

Bize yön ver. Bağ kur. Pazarlama budur.