Fiyat için gelen, fiyat için gider

“uretimi 10 yıl önce olan tarihi gecmis urun geldi ustedik hediyeydi rezil oldugumla kaldım.”

Bu yorum fiyat kuşkusu ile ziyaret ettiğim bir alışveriş sitesinden birebir alıntıdır.

Jo Malone bir parfüm markası. Joanne Lesley Malone adlı müstesna bir kadın girişimcinin adını taşıyor. İlham veren markasını 1999 yılında Amerika merkezli Estée Lauder’a sattı. Milyon dolarlık bu şirketin parfüm fiyat aralığı 80-250$ arasında. Detayları pazarlama kaygısı için değil, meraklı olduğum için biliyorum. Çünkü bu parfümü yıllardır kullanıyorum.

Yorumu yapan kişi ise 150$’lık parfümü 450₺’ye satın almaya çalıştığı gerçeğiyle yüzleşmek istemiyor. Sahteye sahtekar davrandığı için kızıyor.

İyi ve ucuz bir araya gelmez. Mümkün değildir.

Bunu anlamakta zorlanan kişileri müşteriniz yapmakla uğraşmayın.

Çünkü ucuzu kovalayan dibe doğru yarışır: Dibe doğru yarışta ise sadakat yoktur.

Fiyat için gelen, fiyat için gider.

Çözümü tartış

Genellikle problemler üzerine tartışırız çözümler üzerine değil.

İlki çok kolaydır ve pek fayda sağladığı söylenemez. Çünkü bu bölüm ekseriyetle problemi kimin daha iyi tanımladığı çekişmesine dönüşür. Ve evet, gerekli ilk adımdır ancak hızlı geçilmesi gerekir. Çünkü bu ihtilaf mevzu bahis problemin dışında başka problemlerin doğmasına sebep olabilir.

İkincisi ise aksiyon almakla ilgilidir. “Piknik alanını bulduğundan daha iyi bırak!” tavsiyesi gibi lazım bir tutum beklenir: Berraklık.

Seninle, benimle veya onunla ilgili değildir. Hepimizle ilgilidir. Doğru olanla ilgildir.

Problem bir köstek, çözüm bir vaziyettir.

Vahşi Dürüstlük

Satış kariyerim boyunca çok sık kullandığım bir tabirdi. İngilizcesi: Brutal Honesty.

Kastettiğim performansın özeti şuydu:

Ortama bus kestirecek, yanlış anlaşılmaktan korkmayacak ve içini masaya döküp açık kapı pazarlığın dibine inecek bir dürüstlük. Gördüğü gibi konuşup, göründüğü gibi olmaktan başka hiçbir yeteneği olmadığını; şüpheye yer bırakmadan ortaya koyan bir dürüstlük.

Nadirdir.

İşe yarar.

Tahammül

Geçen bir video izledim. ABD’de Tesla sahibi, orta yaş üstü bir çift gaz pompasıyla arabalarının lastiğini şişirmeye çalışıyorlardı.

Bu sırada onları videoya çeken kişinin alaycı tutumuna rağmen, nezaket ile uyarıyı dinlediler ve hatalarını kabul edip yardım istediler.

Yine de aramızdaki 10 kişiden 9’u çiftin yaptığını çok aptalca bulacaktır.

Öyle de gözükür.

Aptal küçümsemesi zeka gelişim düzeyini refere eder. Zeka bir göstergedir evet, ancak kültür de öyle. Genetik olarak çok zeki olup kültürel olarak gelişmemiş birçok kişi (Videoyu çeken çocuk gibi) ve sosyal vardır. Tam tersi de olabilir.

Gelişmemiş olana yaklaşımın ise senin gelişim seviyenin bir göstergesidir.

Kendini zeki kabul eden bir kişinin her şeyden önce şunu kavraması gerekir:

Biri kendi bindiği dalı kesiyorsa bazen bunu aptal olduğundan dolayı değil; senin gördüğünü görmediği, eşit ölçüde bilgilendirilmediği ve tecrübe edinmediği için yapıyor olabilir.

Farklı zaman, statü ve arzu ölçülerine sahip olan insanların aynı şekilde davranmasını beklemek absürttür.

Bu çift ya hayatları boyunca hiç lastik şişirmek zorunda kalmadı ya da bazı arabaların gaz ile çalışabildiği bilgisi onlara hiç ulaşmadı. Ya da veriyi işleyemeyecek düzeyde aceleleri vardı.

İyimser olmaya çalışmıyorum.

Bu tema için, bu çok ilgisiz bir benzetme olur.

Tahammül gösteriyor muyum?

Evet, kesinlikle.

Çünkü “Gelişim” tam da bununla ilgilidir, “Fırsat eşitliği” tam da bununla ilgilidir.

Bu satırları okuyabiliyorsun çünkü birileri okuman gelişsin diye bir noktada sana tahammül gösterdi.

Sıra sende.

"Yangına körükle gidilmez..."

Başka neyle gidilir ki?

Söz konusu arzu edilmeyen bir ateşse bu tavsiyeyi yapmak için geç kalınmış demektir.

Diğer tüm arzu edilen ateşler hep harlanmalı, diri tutulmalıdır.

"Sadece kusursuz yeterince iyidir..."

Zannedersem bir inşaat firmasının sloganı…

Yine yol üzerinde bir Billboard’ta okudum.

Bir şey çok pahalıyken aynı zamanda aşırı ucuz fiyatlanabilir: Mesela, kredi kartının geçmediği bir havaalanında üzerinde nakit yoksa; o çok ihtiyaç duyduğun ‘su’ sana çok pahalıya patlayabilir.

Pahalı ve ucuz koşulların tezgahında işlenir.

O koşulda en dandik su; senin için kusursuz suya dönüşür.

Ama aslında kusursuz su yoktur.

Kusursuz yoktur.

Koşulların dikte ettiği standartlar vardır.

Kusursuzla oynama: Kaybedersin.

Söz vermek

“Söz verdik yaptık!”, “Söz verdiğimiz gibi!” ve benzeri slogan ve çıkışlar anlamsızdır.

Verdiğin sözü tutmakla övünemezsin.

Çünkü söz vermek mütekabiliyete dayalı bir akit değildir. Tek taraflıdır.

Bu Blog her gün burada olacağına dair söz vermiştir. Kimse bu sözü benden zorla almadı, alamaz.

Verdiğin sözü tutmakla övünmek, bunu gurur kaynağı saymak abuktur.

Saçmadır. Bu durum dolandırıcı olmadığın için iftihar etmeye benzer.

Söz verdin: Tut ya da verme.

İşimize bakalım.

Geriden gelerek kazanmak

Roger Federer 10 tane çok kritik şampiyona maçının (Bunların dokuzu Grand Slam* turnuvasıdır) 2 set geriden gelerek kazanmıştır. Bu maçlardan biri 2009 yılında Roland Garos’ta oynanmıştır ki, bu turnuvada kazandığı ilk ve tek kupadır.

Bazen geriden gelirsin. Bu kaybedeceğin anlamına gelmez.

Geriden gelerek kazanmak, güçlü bir kazananlar kültürüdür.

Evet, durum kritik ve evet, koşullar zorlaşmış olabilir: Ama pes etmek yok.

Oyun devam ediyor…

*Grand Slam Uluslararası Tenis Federasyonu tarafından düzenlenen dört büyük tenis turnuvasından her birine verilen isimdir (Kaynak: WikiP).

Dokunulmazlar

Müşteri her zaman haklı değildir. Çünkü müşteri de insandır ve sınırları aşan her insan sorumlu tutulmalıdır.

Bir üst kimliğin (Müşteri, polis, milletvekili vs.) arkasına gizlenmek, sizi görünmez ve dokunulmaz yapmaz.

Çalışanlarını kültür veya akıl sağlığı yerinde olmayan müşterilere hazırlamak ise imkansızdır. Çünkü dokunulmaz olduğunu zanneden fahiş davranmaya yatkındır.

Bu insanlar vardır ve geleceklerdir.

Antidotu yasal zemindir.

Ara sokakta bir berber dükkanı bile işletiyorsan; yasayı ve kendini nasıl koruyacağını bil.

Anlamsız problem

Kevin Hart bir söyleşisinde arkadaşının tavsiyesiyle yaptığı saçma bir yatırımdan bahseder:

Kullanıcının kulaklıkları kafasından çıkarmadan onları hoparlöre dönüştürebilen bu ürün, “Hangi müziği dinliyorsun?” diye soran meraklıların problemini gidermeye çalışır.

Lüzumsuz bu mikro pratiklik kendi başına bir problemdir.

Bazı problemlerin çözümü, problemin kendisinden daha anlamsız problemlere sebep olabilir. Ve bazen problemler kendiliğinden problem olmaktan çıkar veya farklı, daha anlamlı problemlere evrilir.

Her problem çözülecek diye bir kaide de yoktur.

Çünkü problemi çözmek için harcanan zamanın maliyeti problemin kendisinden daha büyük olmamalıdır.