Yapay Zeka meselesi

Yapay Zeka işlerinize son vermeyecek.

İşlerinizi daha etkin ve verimli yapmanızı sağlayacak.

Tabi ki, bu herkes için geçerli olmayacak. Bazılarınız olan biteni görmezden gelecek. Dolayısıyla daha etkin ve verimli olma şansını kaybedecek. Ve nihayetinde rekabet edemeyecek duruma düşecek.

Kazanan Yapay Zeka değil, onu kullanmayı ve onunla çalışmayı pratik edenler olacak.

Yapay Zeka’ya değil, kapitalizme yenilinecek.

Aynısı ilk çıktığında araba, elektrik ve Internet için de geçerliydi.

Adapte olanlar bir tarafta, şikayet ederek kıyamet gününe hazırlık yapanlar ise diğer tarafta.

Sence kim kazanır?

Yanlış slogan

“Zor zaman, doğru adam” derseniz anlarım.

Çünkü koşullar elverişliyse amatör de iş görür.

“Doğru zaman, doğru adam”da ikinci problem; bilinmeyeni tanıtıyor olmasıdır.

Oysa özne gayet bilinirdir ve bu aşamada slogan -eğer ihtiyaç buysa- hatırlatma yapabilir.

Anlamakta zorlandım ve açıkçası gereksiz buldum.

Zaman doğru olabilir, adam konusunda şüphelerim var ama slogan net yanlış.

İletişim

Denizli, Jandarma, Edirne.

Soyadımın son üç harfi.

Operatörü tanımıyorum. O da beni tanımıyor.

Ama hızlı ve efektif bir şekilde anlaşıyoruz.

Çünkü ortak bir dilimiz var.

İletişim, ancak birbirimizi anlayacağımız ortak araçları inşa etmekle mümkün olur.

Evet, yapabiliriz.

Çürüme

Frenli menteşe harika bir icattır. Sadece kapağınızın değil, gürültü kirliliğinin önüne geçerek konforunuzun da ömrünü arttırır.

Ve tabi ki, diğer tüm konforlar gibi alışkanlık peyda eder. Artık frensiz her kapak sizin için potansiyel bir kaza demektir.

Geçenlerde evde böyle bir kazanın kurbanı oldum. Çünkü frenli menteşemiz bozulmuştu.

Yenisini takarken şunu fark ettim: Tasarım hatası sonucu, lavabodan kapağın üst tarafına su sızıyordu. Menteşenin pistonuna nüfus etmiş su ise paslanmaya sebep olmuştu.

Bir günde değil, bir yılda.

Damla damla, yavaş yavaş çürütmüştü.

Çürüme bize satılan “Son dakikalar”, sahte aciller ve ani olmayan ama öyle lanse edilen krizler, afetler gibi bugünün değil; hep dünün konusudur.

Evet, kaza veya afet ani olur.

Ona sebep olan bozulma ise ciddi zaman alacaktır.

Merak iyidir

“Çok merak iyi değildir!” sık duyduğumuz ama hatalı telkinlerden biridir.

Çünkü merak tıpkı cinsellik, korku ve diğer hakim içgüdüler gibi kendiliğinden ortaya çıkar. Tedariği limitsizdir. İstemeseniz de oradadır. Bastırması güçtür. Ve en önemlisi; birisi “Bu seni ilgilendirmez!” çıkışı yaptığında merak aksini kanıtlamak için hep oradadır.

Evet, diğer eğilimler gibi hacmi kişiden kişiye değişir: Herkes mutlaka korkar, bazısı belki daha az.

Pazarlama merakı diğer davranışlar gibi hasat eder ve etmelidir.

Ve bu iş genellikle “Nereye Bakıyor Bu Adamlar?” sorusu kadar barizdir.

Merakı kullan.

Çekinme.

2 tür fiyat vardır:

Pahalı veya ucuz değil, ödemeye razı olduğun ve olmadığın.

Onayın ve ihtilafın arasında ise Pazarlama durur.

Hayırlı hafta sonları.

Kuru Satış

Hep anlatırım biliyorsun; Pazarlama ve Satış aynı şeyler değildir.

Pazarlamacı elinde çanta, mal satan kişi değildir.

Bugün, böyle birine denk geldim yani satıcıya. Ancak ne sattığı maldan memnundu ne de kendinden.

Okuduğum en iyi öykü anlatıcısı Lincoln’ün şöyle bir lafı vardır:

“Durgun ve kuru vaazlar dinlemekten hoşlanmıyorum. Hayır, vaaz veren bir adam duyduğumda arılarla savaşıyormuş gibi davranmasını istiyorum.”

Pazarlama yapabilmek için birçok aracı talim etmen gerekir.

Satışa ise dizginsiz bir heyecan yetecektir.

Başka türlü olmaz.

Ölü balık

“Sadece ölü bir balık akıntıyla yüzer…” bu duvar yazısını bugün okudum. Kime ait olduğundan emin değilim ama galiba Andy Hunt isimli bir Amerikalı yazılımcıya ait.

Sözün anonime dönüştüğü vaka. Internet’e şöyle bir baktım da herkes payını almış. Darren McMahon adlı bir girişimci bu başlıkla bir kitap bile yayınlamış.

İronik ama herkes sözün akıntısına kapılmış.

Pazarlama da bunu yapar. Yani akıntıya kapılır, hem de çok sık.

Mesala şu seçim arifesine bakın: Asıl üstünde durulması gereken değişimken, tüm partiler duygu avı peşinde. Çünkü araştırmalar bunu telkin ediyor. Bu yolla, değişime öncülük etmesi gereken Pazarlama bir propaganda aracına dönüşüyor.

Kitleler kanser pahasına şeker istiyor. Pazarlama paketliyor.

Ölü balıklar akıntıya doğru yüzüyor.

Diriler çırpınıyor.

Çok yazık.

Yığının problemi

Bugün bir video gördüm: Cumhurbaşkanı konvoyunu selamlayanların arasından bir kadın, hareket halindeki araca koşarak, elindeki dilek mektubunu arabanın açık camından Erdoğan’nın oturduğu tarafa fırlatıyor: Link burada…

Kadın tesettürlü. Belli ki, orta yaşlı. Herhangi bir yakın savunma tekniği bildiğini zannetmiyorum. Tahmin ediyorum, düzenli spor yapan biri de değil. Ve kuvvetle muhtemel, bu olay hayatında giriştiği en riskli ve en heyecanlı hadise.

Elinde dilek mektubu değil de bomba olsaydı ne olurdu?

Dünyanın en kompleks ve donanımlı savunma ekiplerinden birini 4 adımda alt etmiş olurdu.

Yığın, kitle ve karmaşık olmak etkin olmak demek değildir.

Görünen çoğu zaman olmakta olan değildir.

Şeker hapı

Pazarlamaya başlamadan önce şundan emin ol:

Çoğu insan inanmak ister ve genellikle herkesin inandığı şeye inanmak insan için en konforlusudur.

İnandığımız birçok öykü ve anekdot ise uydurmadır. Ekseriyetle kontekst dışıdır. Mutlaka abartıdır.

Ve Pazarlama bunların hepsine bayılır. Çünkü hepsi birer plasebodur.

Placebo, Latince kökenli bir kelimedir.

“Hoşnut etmek…” anlamına gelir.

Pazarlama gibi.