Yapma Ziya

Pazarlama ile ilgili, bunu söylemek çok garip geliyor ama insanların kafası hep karışık.

Pazarlama; müşterini tanımlar, onunla iletişim kurar ve teslim eder. Ve evet, aradaki detay tüm değiş tokuşlar bir iş modeli içinde pazarlamanın konusu olabilir.

Ancak pazarlamanın ne anlama geldiğini tanımlamak, bu düşünceyi kafanızda eğlendirmek ile onu yapmak arasında ciddi bir kopukluk ve boşluk vardır.

Bazı “Pazarlamacı” hokkabazlar bu boşluğu dolduracaklarını vaat ederek kafa karıştırır.

Düşmemeniz için:

Evet, Pazarlama tanımlar. Ancak bunu bir birey kafasına göre yapamaz. Bu mesele ayrı bir bilimsel metod olan araştırmanın konusudur. Ciddi bir veri ve ekip işidir. Oradan destek alır. İletişim başlıbaşına bir akademik alandır. İnsan davranışları; politikadan sağlığa, eğitimden iş dünyasına kadar farklı yaklaşımların meselesidir. Ayrıca bu başlıkların hepsi ayrı disiplinlerin (Sosyoloji, Psikoloji, Hukuk vd.) alanına girebilir. Teslimat ise outsource pazarlamacının altından kalkacağı bir mesele değildir. Pazarlamayı ele alan ekibin, işi anadan doğma tanıması gerekir. Bunlar bir veya iki aylık çalışmalar ile olacak işler de değildir. Ve ‘yaratıcı’ işler, yani ajans ürünleri zurnanın belki son deliğidir.

Velhasıl dostlar: Pazarlama -tam anlamıyla Pazarlama- Neşeli Günler’in Ziya’sının altından kalkabileceği bir iş değildir. Tek kişi değil, kapsamlı bir kadro işidir.

Lütfen paralarınızı bu hokkabazlara kaptırmayın.

Teslim et

“Asla teslim tarihinde gecikmeyeceğim.”

ya da

“20 dakikada teslim edemezsek, pizzan bedava!”

İkincisi birincisinden daha kıymetli değildir. Eğer sorunumuz zamansa kaygımız para olamaz. Yiyemeyeceğimiz bir pizzanın bedava olmasının da hiçbir anlamı yoktur.

Teslim et.*

Ne vaat ettiysen onu.

*Bu aralar gecikiyorum. Kusuruma bakmayın.

Münasip görmek

“Sen buna layıksın!”

Ne kadar sık kullanırsın?

Yargılamadan, gözünde büyütmeden: Birilerine bir şeyleri münasip görür müsün?

Doğruları istediğimizi söyleriz, saygı görmeyi ve baskıya maruz kalmamayı…

Bizimle başlar.

“Bunu hak ettin!” deyip tokmak vurmak, karşılığında bir karar vermek demektir. Ancak dinleyen, anlayan ve önemseyenlerin verebileceği türden bir karardır.

İzliyor ama inanmıyorlar

Annesiyle birlikte oturan bir Merkez Bankası Başkanı: Üzülmeli mi, yoksa dehşete mi düşmeliyiz? Bilemedim.

Biz pazarlamacılar bazen “İzliyorlarmış gibi davran. Çünkü izliyorlar!” konseptine hızlı kapılırız. O kadar ki, “Ama inanıyorlar mı?” kısmını atlarız.

Emin olun, inanmıyorlar.

Sıkıcı

Sonuçların verdiği hazza süreci baypas ederek ulaşamazsın.

Sağlıklı ve amacı olan her işin prosesi kullanım kılavuzuna benzer. İhtiyacınız olan olmayan her şeyi ihtiva eder. Etmek zorundadır.

Ancak okuması da yazması da sıkıcıdır.

Ürün inşa etmek sıkıcıdır.

Ve sıkıcı sadece bir hal değil; kullanmaktan ve parçası olmaktan sıkılmaman gereken bir elementtir.

Eğer sıkıcı ile başa çıkamıyorsan işe hiç koyulma derim.

Hızlı infaz

Bugün Londra’da bir şirketin müşteri hizmetleri ile yaptığım görüşmede şöyle bir cevap aldım:

“Noel nedeniyle sevkiyatlarımız çok yoğun. Siparişiniz hala gönderilmemiş olabilir.”

Bu cevap bende hazır bir bahane izlenimi oluşturdu. Sinirlendim. Ön yargım harekete geçti ve tepki koydum: “Madem gönderemeyecektiniz, neden web sitenizde bugün teslimatı için söz verdiniz!”

Söz verip tutmamak bizim kültürümüzün önemli kodlarından biri. Alışkınız. Aynı beklentideydim. Ancak karşı taraf durumumu biraz kurcaladıktan sonra şunu fark etti: Ürün posta odasına bırakılmıştı. Sorunsuz teslim aldım.

Ön yargı böyle bir şey: Kolay ve hızlı inşa edilmez ama kolay ve hızlı infaz eder.

Keşke ders alsak.

Ahali

Bu aralar seyahat ediyorum.

Gündemimizi takip edemedim: Bu sabah fark ettim ki, hakem dövmüşüz.

Evet, dövmüşüz.

Bu saldırıda hepimizin payı var. Çünkü bireye böyle bir eylemde bulunma cesaretini veren umumdur. Bu kişi tek başına değil, ahali adına hareket etmiş.

Artık gizlenmeyi bırakıp nasıl bir toplum inşaa ettiğimiz gerçeği ile yüzleşmemiz gerekiyor.

Yoksa daha çok yerlerde sürünürüz.

Koleksiyoner

THY biniş kartı (Boarding pass) basmaya büyük ölçüde son verdi. Lounge’ta ise internet kullanımı için fişe şifre basan kiosk bir müddettir yok. İkincisine Atatürk Havalimanı döneminde bile anlam veremiyordum. Çok garip ve gereksiz bir israftı.

İlki ise üzdü: Adı koyulmamış bir biniş kartı koleksiyoneriydim.

Zaman belki de en çok derlemcilere düşman.

Ve evet, dijital koleksiyon ilgimi çekmiyor.

Soyut mefhumlar

Yaratıcı* (Creative) işlerin içinde olmuş, kimine de katkı sağlamış biri olarak gözlemim şu: Evet, creative’sen creative’sin. Sonradan olamazsın. Ve bu “Creative işlerden anlarım, iyi beğenirim!“le aynı değildir: Güzel beğenmek bir yetenek sayılmaz!

Ancak diğer yetenekler gibi creativeness da pratiksiz ve disiplinsiz hiç bir şey ifade etmiyor.

Ortaya iş koyana kadar yeteneklerin hepsi soyut mefhumlardır.

*Kavram bağnazı değilim ama creative’in karşılığı olacak güzel bir kelime bulamadık. İngilizcedeki ‘creator’ ve ’creative” arasındaki farkı ‘yaratıcı’ yakalayamıyor. Doğru bir kelime değil.

"Bu adil mi!"

Kalıbını belli belirsiz alışverişte ve kişiselleşmiş ticari ilişkilerde sık duyarsın.

Cevabı yoktur.

Çünkü takasın kendisi problemlidir: Sınırları flu, el sıkışırken gerçekleşmesi umulan beklentiler ise karşılıksızdır.

Bu duruma düşmeni engelleyecek 3 kriter:

1- Kiminle olursa olsun; her iş sözleşmesini kağıda dök. Bu sıradan bir WhatsApp yazışması bile olabilir. Yeterlidir.

2- Ne istediğin konusunda dürüst ve net ol. Senin için makul olan başkası için elverişli olmayabilir. “Makul” tehlikeli bir Ortadoğu kavramıdır. Uzak dur.

3- İş aldıysan parasını, para aldıysan işini zamanında teslim et.