Karşılık...

Yarın telefonun çaldığında şu iki noktayı atlama:

Müşteri hizmetleri bedavadır. Öyle olmasa bile öyle hissettirmek zorundadır. Aksi seni batırır.

“Ödediğinin karşılığını fazlasıyla alıyorsun!” sadece bir klişe değildir.

İş modelin çalışsın istiyorsan: Hayvan pazarının o omuz çıkartan pazarlık hırsıyla; bizi fazlasını aldığımıza ikna etmen gerekir.

Yoksa neden tekrar gelelim ki?

Yetkili kişi

“Sorumlu kim?”

Bu soru iki durumda sorulur:

Yetki verilme aşamasında ve bir problem yaşandığında.

Birincisinde sesi gür çıkan çoğunluk ikincisinde ekseriyetle gözden kaybolur.

Çünkü bizde yetki; şart ve sınırları ihlal eder. Oysa bu bir görev meselesidir ve en çok sınırlandırılması gereken kişi: Yetkili kişidir.

Sınırsız yetki sorumsuz gelecek demektir.

Teamül ise biz nerede ısrar edersek orada oluşur.

Organizasyonun zirvesi

Şüphesiz bir organizasyonun her departmanı birbiri ile ilişkilidir. Vücudun organları gibi, ortak bir sistemin parçasıdırlar. Ve evet, belki parçaların biri diğerinden daha önemlidir ama asla daha gereksiz değildir.

Önem ve gereklilik iki ayrı olgudur. Daha az önemli, daha az gerekli demek değildir.

Saat gibi çalışmasını istediğin bir organizasyonda ikisi arasındaki farkı iyi kavraman gerekir.

Bu önemli ve gerekli olanların içinde Pazarlama ise eşsiz bir yere sahiptir.

Tam manasıyla ikisi bir aradadır…

Finans, muhasebe, üretim ve satış kendi halinde hareket edebilir. Pazarlama değil. Ettiğinde ambalajı masal diyarı bir kahvaltı gevreği gibi: Dışı içine benzemez. İçinden çıkan; hayal kırıklığına uğratır. Ve bu ambalaj ancak bir sefer işe yarar.

Pazarlama belki organizasyonunun tepesi değildir.

Ancak oraya çıkarken sana eşlik etmediyse, boşuna zirve yapmışsın demektir.

Müthiş Pazarlama

Macintosh’un sloganı “Insanely Great” idi. Yani; delicesine, inanılmaz derecede müthiş.

Öyleydi de. İnsanların herhangi bir ürün ile olan ilişki kültürünü kökten değiştirmişti.

Steve’in tutumu sadece Apple’a değil, dünyanın geri kalanına evrensel bir taslak bıraktı.

Bir Apple anekdotu ile açıklayamayacağımız çok az iş fikri vardır! Bu, pazarlamanın ulaşabileceği en nihai noktadır.

Söz verdiğiniz ve arkasında durduğunuz ‘değişim’ ile başlar.

Nasıl işe yarar?

Yaptığını düşündüğün Pazarlama işe yaramıyorsa, muhtemelen şu 3 noktayı gözden kaçırıyorsundur:

1- Müşterini seç. Eğer onlar seni seçmiyorsa, onları tanımıyorsun demektir.

2- Müşterini tanı. Eğer onlar seni tanımıyorsa, daha güzel ürünler üret.

3- Müşterin seni 7/24 izliyormuş gibi davran. Çünkü izliyor.

Yetenekli

Yetenekli, yani ‘gifted’ hediyelenmiş veya ödüllendirilmiş değilseniz; başarı ciddi efor gerektirebilir. Bu her alan için böyledir.

Ve elbette “Ama sadece yetenek yetmez!” bir klişedir.

Tabi ki, yetmez.

Ancak ciddi bir avantaj noktasıdır.

The Gambler(2014)’da çok hoşuma giden şöyle bir çıkış vardır: “Eğer dahi değilsen, hiç zahmet etme…”

İronik ve fakat eğiticidir.

Yetenekli olmadığın durumda eforun, çabanın tek akçen olduğunu kavramanı sağlar.

Ve efor bir arzu değildir. Çok arzulamak seni çok çabalı yapmaz. Ortaya iş koyman gerekir.

Bugün maalesef, “Az iş, çok beklenti!” hastalığına kapılmış arzulu bir yeteneksizler epidemisi yaşıyoruz.

Eğer birileri şanslı olduğu için yetenekli, ve akıllı olduğu için çalışkansa: Sen, zorunda olduğun için çok çalışkan olmak durumundasın!

Adil olmayabilir. Ama günün sonunda, kimse bize kolay olacağına dair söz vermedi.

Çalış. Çok çalış.

Hayal kırıklığına uğramazsın.

Sloganlaştır

“Uyuyan üşür!” değil, “Uyuyanın üstüne kar yağar!”,

“Soğuk günler geride kaldı” değil, “Geldik yüze, çıktık düze.”,

“İnsanlar çok konuşur” değil, “Ağzı olan konuşuyor…”.

İfadede değil, manada sadeliği kovala.

Sloganlaştır. Düzleştirme.

Pazarlama budur.

Ritim

Ritim bir uyum meselesidir.

Mutabık kalmakla ilgilidir. Ve her mutabakat gibi; sıkı takip, anlama ve güzel bir sabır gerektirir.

Ritim tutmadığında sadece istenilen sekteye uğramaz, abuk hüküm sürer.

Ritimsize maruz kalanın neşesi kaçar.

Pratik et: İş yapan her organizasyon için olmazsa olmazdır.

Yaz, her şeyi

Unutuyor olmamızın en önemli sebeplerinden biri yazmamak. Evet, Türkler tarih yapmayı sever ama yazmayı sevmez.

Bu biraz “Geçmiş geçmiştir…” tutumunun sebep olduğu bir mesele. Yan etkisi şu: Evet, her şey geçer ancak nasıl geçip gittiğini hatırlamamak bizi çok değerli içgörülerden mahrum bırakır. Bazen başardığımızı düşündüğümüz süreçler zaman geçtikçe aksini ispat eder. Bazen kayıp gibi görünen yıllar en büyük kazanımların mimarı olur.

Geriye dönüp baktığında kim olduğunu, o gün ne söylediğini ve neyi neden savunduğunu hatırlamak ancak yazmakla mümkün olur.

“Temet Nosce” yani kendini bil ancak kendini hatırlarsan mümkün olabilir.

Yaz, her şeyi.

Bilinmez

İnsan için bilinmez olağan bir fenomendir. Süreklidir.

Bilmemek keşfin ve efsanenin ana unsurudur.

Bilinmeze yaklaşımımız, onu değerlendirme ve adlandırma yöntemlerimiz geleceğimize şekil verir.

Yarın mutlaka bir bilinmez ile yüzleşeceksin.

Örtüsünü kaldırmayı veya rivayete bel bağlamayı seçebilirsin.

Biz pazarlamacılar ikisini de yaparız.

İkisi de işe yarar.