Daha iyiyiz

Bugün dünden daha kötü durumda olduğumuzu söyleyemeyiz. İnsanlık olarak son 80 yıldır -türümüz tarihinin- en refah ve en gelişmiş dönemini yaşıyoruz. Daha zenginiz, daha sağlıklıyız, daha akıllıyız, daha hızlıyız ve her şeyden öte daha çok biliyoruz. Ama yine de genel itibariyle daha iyi hissetmiyoruz. Peki neden?

Çünkü conflict/ihtilaf hep canlıdır. İçsel ve zihinsel bir mücadeledir. Ne bizi ne de etrafımızdakileri rahat ettirir. Sonra tarih gelir: Çekişmeleri, intikamları ve diğer tüm beklentileriyle karmakarışıktır. Bireye “Geçmişe takılma!” diyen sosyal topyekün bu geçmişle yaşar. Nihayetinde gelecek: Ne kadar bilirsek bilelim hep belirsizdir.

İhtilaf, geçmiş ve belirsizlikler… Yorabilir. Ancak olguları gözden kaçırmayalım. Çok ciddi yol aldık. Ve 2024 her şeye rağmen geri kalanlardan daha iyi bir yıl.

Hız öncelik değildir

Temassız ödemeden onay gelene kadar sabırsızlanıyoruz…

Asansör kapısı daha hızlı açılsın; 4 saniye daha hızlı…

Uçak daha çabuk tahliye olsun, markette kasa sırası olmasın ve mümkünse her şey kapımıza gelsin istiyoruz.

Bu hızın problemidir. Kendine esir eder; etkinliği, verimliliği, sürdürülebilirliği ve üretkenliği gölgede bırakır. Mesela; Getir ve Martı gibi girişimler hız arzusunun ürünüdür. Daha etkin, daha verimli, daha sürdürülebilir veya daha üretken değillerdir.

Hıza gerektiğinden fazla yatırım uzun vadede kaynakları ve urbanı yani çevreyi israfla tüketir. Hız öncelik değildir, ancak verimlilik ve etkinliğin olumlu bir sonucu olabilir.

Etekteki taşlar

Kehanet güçlü öykülerin en önemli ürünlerinden biridir.

Tabi ki, karşılık üretmelidir: iPod geldi ve iPhone kehanetini doğurdu. Apple’cılar bu sıra dışı telefon söylentisi etrafında yıllarca örgülendi. İnandı, bekledi ve tanımadığı bir ürüne özlem duydu.

Kehanet kontrolle ilgidir. İnandırır, bekletir ve arzu inşa eder.

Pazarlama için olmazsa olmazdır.

Hiçbir başarılı Pazarlama kehanetsiz yola çıkmaz. Hiçbir başarılı Pazarlama eteğindeki taşları olduğu gibi ortaya dökmez.

Adil sistem

Dün sistemler ile ilgili yazmıştım. Bir takipçim 2021 yılından bir başka yazımdan şöyle bir alıntı yapmış:

“Çünkü hak edenin hakkını alması sistemin çalıştığını gösterir. Bu sonuçların eşitliğiden çok fırsat eşitliği kavramı ile alakalıdır.

Bu hafta “Ne yapmalıyım?” diye soruyorsan işte cevap: Git adil bir sistem için çalış. Yoksa inşa et. Arızalıysa düzelt.“

Adil bir sistem…

Adalet olmadan mümkün olmaz. Maalesef ülkemizde 4. Dünya seviyesinde.

Çoklu sistemler

“Abi bizim problemimiz sistem” dedi bugün biri.

Hayır, sistemler. Çünkü bir sistemdeki problemi çözmek görece kolaydır. Her şeyden öte diğer sistemlerin asgari düzgün çalıştığı bir çoklu sistemde (Mesela; TDK’da “Multimedya, multimilyarder, multipleks kelimeleri listeli ama ‘multisistem’ kelimesi yok. Bu TDK’nın fihrist sisteminde bir problemin göstergesidir) bir sistemdeki problem diğer sistemleri etkilemez.

Çoklu sistemin prime ve ortak sorunu ise platolaşmak yani durağanlıktır. Bu Türkiye’deki gibi aktif bir durağanlık da olabilir. İrtifa kazandığını düşünürsün ama tüm eforuna rağmen sonuç hüsrandır.

Tehlikelidir. Telafisi zordur. Mümkünse de evvela samimi bir kabulleniş gerektirir.

Tutku ve deneyim

Elektrikli araba meselesi herkes için bir Pazarlama dönüm noktası ve dersi ihtiva eder.

Öncelikle şöyle bir döküm alalım…

Elektrikli arabalar içten yanmalı araçlara göre: 1’e 3 yakıt tasarrufu sağlar, 2’e 3 daha çevrecidir, 1’e 5 daha az bakım gerektirir. 100% daha güvenli, daha etkin, daha konforlu, daha hızlı ve daha ucuzdur.

Aklı başında olan herkes için seçim yapmak bu sıralamadan sonra çok kolaydır. Ancak Pazarlama için problem tam da burada başlar: Seçimlerin neredeyse 3’te 2’sini aklımız yapmaz. Yeniye karşı arzu ve deneyimlerimiz ana belirleyicilerdir.

Pazarlamanın her devrimsel üründe aşması gereken 2 temel engel vardır:

1- Tutku (Bu örnekte içten yanmalı motorlarlar ve -genellikle- erkekler arasındaki mistik bağ).

2- Bilgisizlik d.a. deneyim eksikliği.

Bu iki noktayı tam anlayıp talim etmeden, pazarlamaya girişme.

3'e 5

Satış ve satın alma ara verebilir. Muhasebe ve finans dinlenebilir. İnsan kaynakları da operasyonla birlikte rolantiye sarabilir. Ancak Pazarlama ara veremez. Pazarlama bitmez. Bu yüzden çoğunuz için kavraması zordur, maliyetlidir ve genellikle iş yapmaz.

Pazarlama “Üç kuruşa beş köfte!“cilerin mesleği değildir. İş modelin, müşteri memnuniyetin ve ürün kalite anlayışın ile birlikte 7/24 aktif olmak zorundadır.

Göze alamıyorsan hiç bulaşma derim.

Sorun çözenler

Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yine yumruklu kavga oldu. Yine çünkü çok sık oluyor: Olmadığı yıl neredeyse yok. Yasa karşısında muafiyet tanıdığımız bu temsil yetkisi yüksek kişiler sorunlarımızı kavga ederek çözmeye çalışıyor. Sorun çözmek için sorun çıkartan mümessiller… Ve gündem sanki hiçbir şey olmamış gibi yol alıyor.

Bruce Lee’nin şuna yakın bir lafı vardı: Çabuk sinirlenmek, sizi kısa sürede aptal durumuna düşürür.

Sevgili vekiller; bu durumda sadece sizi değil, temsilen -maalesef- bizi de.

Bugün de birilerinin katkılarıyla aptal hissettik çok şükür(!) Eksik olmayın.

Kapat aç

Reset tuşu bize sorunları süreci sıfırlayarak çözebileceğimizi söyler. En başa gelmek ise sorunu çözmez, belki vuku bulduğu durağa kadar süreç tekrarlanmış olur.

Hitler’i bebekken öldürsek II. Dünya Savaşı engellenir mi? JFK suikastini önlesek Dünya daha adil bir gezegen olur mu? İki olay da muhtemel nedenin değil, nedenlerin sonucudur.

İsa İncil’in günah keçisidir. Ve bu mekanizma tüm insanlık için bir arketiptir. “Kapat aç kendine gelir…”, gelmez. Sorunlarınla yüzleşmen gerekir.

Yeni mi?

Yeni Pazarlama için kolay değildir. Jobs iPhone’nunu yeni değil, bir devrim ve dönüm noktası olarak pazarladı. Sunuma başlarken ilk cümlesi şuydu:

“Arada sırada, her şeyi değiştiren devrim niteliğinde bir ürün ortaya çıkar (..)”

Yeni olanın iki temel handikapı vardır: Hızlı eskir ve eskiye yabancıdır.

Yeni Pazarlama için bir avantaj noktası değildir.