Kaç? Nerden?

Ne zaman rakamları ve sayıları birbirine karıştırsam, buna neyin sebep olduğunu olaydan sonra düşünmeye devam ederim. Covid miydi, stres mi, yaş mı, dikkatsizlik mi, yoksa fazla bilmişlik mi?

Bu akşamki olaya, Türkiye’nin yaşadığı fiyat/değer aks kaymasının sebep olduğuna inanıyorum. Paranın gerçekten ne ifade ettiğini artık bilmiyoruz. 30 bin de tamam, 3 bin de.

Bu, dostlar, rasyonel zeminini kaybetmiş bir ekonominin özetidir.

Kimseyi suçlamıyorum; açıkçası umurumda değil. Ama olguları birbirine karıştırmak canımı sıkıyor. Her neyse, hâlâ emin olamıyorum: 30 bin miydi, 3 bin mi?

Daha çok

Yıldızlar arasında yer almak ve Mars’a ulaşmak için çalışıyoruz. Ay’da bir üs kurmamıza çok az kaldı. Peki, neden?

Kapsamlı bir sorudur. İçinde birçok motivasyon barındırır. Ancak bu heves, yalın ve sarsılmaz bir gerçek etrafında şekillenir: Daha çok bilme arzusu!

Homo sapiens için birçok şey ziyade olsundur: Bilgi dışında.

Bizi diğerlerinden ve kendi aramızda ayıran en belirgin özellik budur.

Bu hafta bilgiye odaklan.

Hayırlı haftalar.

Yalan kaşif

Yapabileceğin en büyük hata, pazarlamayı ‘yaratıcı’ işlerin gölgesine düşürmektir. Pazarlama için ‘Çatı bir kavramdır!’ demiyorum, ama ‘Ajans işleri…’ dediğin şey, Pazarlama sanatının yan ürünleridir. Bunu şöyle düşünebilirsin: Pazarlama bir keşiftir, kreatifler ise bu keşfin bulgularından bazılarıdır.

Kaşif olmadan keşif yaptığını iddia edenlerden uzak dur. Ya hiçbir yere varamazsın ya da hiç istemediğin bir yere gidersin.

Bize güven

Pazarlamaya güvenebilir miyiz?

Tabii ki.

Çünkü pazarlama, neyin yolunda gitmeyeceğini kendi aleyhine bile olsa açıklıkla söyleyebilen nadir prensiplerden biridir.

Gerçek pazarlamaya güven.

Kaçınılmaz bozulma

İyimser olmak, sağlıklı bir beynin işaretidir.

Bununla birlikte, kötümserliğin kaçınılmaz bir gerçek olduğunu anlamış olmak da olgunlaşmış bir beynin göstergesidir. Her şey, her noktada, her anlamda birileri için ters gitmeye devam eder. Bu, çok net çalışan bir fizik kuralıdır. Hepimiz öleceğiz, değil mi?

Bu nihayetsiz bozulmaya doğru yaptığımız en doğru şey, yeni gelenlerin daha anlamlı ve uzun ömürlü bir bozulma yaşamalarını sağlamaktır.

Bu bir esanstır. Her şeye, her yere uygulanabilir.

Sen pazarlamadan başla.

Nasıl görünüyor?

Türkiye gündemini okumadan geçirdiğim tertemiz 35 gün.Okumadan derken, lütfen hafife alma: bir tweet dahi değil. Türkiye’yi konuşmayı sevenlerden bir tek havadis bile almadım. Tam bir detoks. Peki buna ihtiyacım olduğu için mi, yoksa artık önemsemediğim için mi? İkisi de değil.

Çözebileceğimi düşündüğüm problemlere bakmayı seviyorum. Ve bunun bir zaman tasarrufu meselesi olduğunu düşünüyorum. Sol şeritteki korkunç bir kazanın trafiği neden arttırdığını düşünelim. İnsanlar sadist oldukları için mi? Yoksa fazla merak mı? İkisi de değil.

Kazalar, neyin yanlış gidebileceğini düşündüğümüz, ancak nasıl görüneceğini öngöremediğimiz vakalar dizisidir.

Öyleyse, nasıl göründüğü ile ilgilenmiyorum.

Geçmiş olsun.

Doğal olarak

Her insan doğal olarak bir pazarlamacıdır. Bu özellik, hayatta kalma içgüdüsünün bir türevidir. Bu içgüdü, bazılarında oldukça güçlü bir şekilde kendini gösterir. Ancak her içgüdü gibi, anlam kazanması için mutlaka bir kaldıraç gerekir.

Örneğin, Steve Jobs dahi bir pazarlamacıydı. Harvard’dan Pazarlama mezunu değildi; onun kaldıracı, ürün odaklı bir insan olmasıydı.

Güçlü bir içgüdü ve bir yetenek.

Mucize bir Pazarlama için yeterlidir.

Organik(?)

0-1 yaş arası oyuncak sektörü tam bir dolandırıcılıktır. İşe yaramazlar. Aynı hayvan mamalarında olduğu gibi, bu ürünler de çocuklarımız için değil, bizim içindir. Pazarlama, bu işlerde gemiyi yürütmek için güçlü bir dil kullanır.

Bugün eşimle süt reyonunda şöyle bir diyalog yaşadık:

Eşim: Organik süt yok.

Ben: (Sek Süt ambalajını göstererek) Doğal yazıyor ya…

Eşim: Evet, ama organik değil.

Ben: Organik, doğal yolla yapılan demek.

Eşim: Uf, biliyorum.

Bir süt nasıl inorganik olabilir? Nasıl doğal olmayabilir?

Resmen her gün keriz gibi dolandırılıyoruz. Her gün.

Teşekkürler, Pazarlama.

Absürtlerin oyun alanı

Dr. House her zaman haklı çıkar. Çünkü gerekçeler rasyonel olmak zorundadır. Gerçek ise matematiğe, fiziğe ve nihayetinde bilime/olgulara paraleldir. Absürt, gerçek olamaz. Peki, gerçek olmayan bir şey nasıl hayatımızın her alanında yer alır? Bu ancak absürtü bir vaka sayarsak sorun yaratır. Mesele, diğer her şeyde olduğu gibi, kaynakla ilgilidir. Zaman ve beynimizin proses edebilme kapasitesi sınırlıdır. Bu nedenle bazen absürtü olduğu gibi kabul ederiz. Gerçeklerin peşini bırakırız.

“Allah vermesin, masaya üç kere vur, kulak memeni çek!”

Kime ne zararı olabilir?

Faydası? Ölçülebilir değildir. Absürttür. Gerçek değildir.

Öykülerin çoğu böyledir. Alın size bir tanım daha:

Pazarlama, absürtlerin oyun alanıdır.

Ölümsüz marka

Starbucks, ölümsüz markalar listesindedir. McDonald’s gibi. Yarın insanlık yıldızlar arası olsa bile, uzay gemilerinde Starbucks ve McDonald’s olacaktır. Apple olmayabilir. Çünkü Apple’ın kaderi, inovasyon denen ipince bir köprüye bağlıdır. McDonald’s için üründe inovasyon, dükkânı açtığı gün zirve noktasına ulaşmıştı. Hamburger, sonsuza kadar lezzetli kalacaktır. Servis ve sunumda inovasyon ise McDonald’s’ın değil, üçüncü taraf üreticilerin derdidir. Rakipleriniz sizden daha hızlı mı? Sorun değil; kısa sürede ayak uydurulabilir.

Peki, sence bu resimde Espresso Lab, Kurukahveci, HD Döner, Getir-Götür nerede?

Hiçbir yerde.

Bir jenerasyonun para kazanıp zenginleştiği kaldıraçlardan farkları yok.

Üzgünüm.