Kızın ve sözünüzü esirgemeyin

Trump 2016 seçimini kızgın olduğu ve sözünü esirgemediği için kazandı. Kızgındı çünkü düzeltilmesi gereken sorunlar çok açıktı ama üstü örtülüyordu. Sözünü esirgemiyordu çünkü yanlışları ortaya çıkarmanın daha kısa bir yolu yoktu. Çin yasal boşlukları kullanarak ticarette dengesizliğe sebep oluyordu bu kızılacak bir şeydi. Devlet sırlarını hafife almış Hillary’e ağzınıza geleni söylemek yanlış olamazdı.

İnsanlar kızgındı ve insanlar hiçbir yere varmayan janjanlı içi boş konuşmalardan bıkmıştı. Trump onlara sahneyi verdi.

Daha vurucu ve etkin pazarlama yapıp fark yaratmak isteyen şirketlerin Trumpist yöntemi denemelerini tavsiye ediyorum. Rakiplerinizin düzeltmediği aleni sorunlara kızın ve sözünüzü esirgemeyin. Tüketiciye sahneyi verin; kazanın.

Pazarlama bitmez terk edilir

Fransız şair Valery “Şiir bitmez terk edilir!” demiştir. Pazarlama da aynı şekilde. Terk etme ilk duyuşta negatif bir eylemmiş hissi verebilir. Aksine stratejik/bilinçli terk ediş veya vazgeçiş olumlu bir adımdır. Bana göre pazarlamayı terk etmenin zamanı şu üç soruya “Evet” cevabı veriyorsanız gelmiş demektir:

1- Hikayem sahiplenildi mi?

2- Hikayem tekrar etti mi?

3- Hikayem uyarlandı mı?

Eğer hikayenizi tüketici sahiplendiyse satış gerçekleşmiş demektir. Bu birinci ve en önemli aşamadır. Hikayenizin farklı versiyonları tekrarlandıysa pazarlama marketle entegre olmuştur. Son aşamada hikayeniz tüketici ve rakipleriniz tarafından uyarlandıysa kültürleştiniz; tebrikler!

Bu aşamaları tamamlamış her pazarlama terk edilmelidir.

Noel Ramiz

Protestan Martin Luther ile başlayan Noel Ağacı geleneği bugün nasıl oldu da Köfteci Ramiz’in yeni yıl dekorasyonunun bir parçası haline geldi?

Cevap: Pazarlama.

Pazarlama hikaye anlatır ve eğer hikaye tüketiciye fitse satın alma gerçekleşir. Her satın alma tüketici kimlik puzzle’nın bir parçasıdır. Bugün dolaştığınız alışveriş merkezlerinden birinde yeni yıl giydirmesi olmasın kendinizi mekana ait hissetmezsiniz.

Köfteci’ye Noel ağacı diktiren sizsiniz. Bu sizin kimliğiniz. Sizin alım motivasyonunuz. Evet pazarlama hikaye anlatır ama sizin sevdiğiniz hikayeleri.

Sorunlar

Elektriğin yokluğu 18. yüzyıla kadar insanlık için bir sorun değildi. Kimse aydınlanmayı balina yağı borsasının dışından göremiyordu. Herkes kandillerinden ve odun fırınlarından memnundu. Bugün ofisimizde 30 dakikalık bir elektrik kesintisi bile derin infial yaratıyor. 18. ve 19. yüzyılda bazıları (Faraday, Tesla gibi) enerji kaynağını gezegenimizin bir sorunu olarak görmeseydi belki de ikinci sanayi devrimi gecikecek ve bugün hala telgraf çekiyor olacaktık.

O gün düzeltip dönüştürdüğümüz zorluklar bugün farklı sorunlar doğurdu. Yine bugün bazı insanlar karbon salınımını gezegenin geleceği için derin bir sorun olarak görüyor. Bu sorun için çözümün yenilenebilir enerji olduğu açık. Ancak hala asgari müştereklerde buluşabilmiş değiliz.

Enerji sorununu çözmek için insanlık 50 bin yıl bekledi. Karbon salınımı sorununu çözüp, yenilenebilir enerjiye geçiş yapmak için 50 yılımız bile yok.

Yeni Noel Baba

Audi USA’nın New Santa (link) adlı noel kampanyası yine viral olmaya aday. Yorgun Noel Baba hediyelerini teslim ederken yeni Audi RS5’i fark edip büyüleniyor. Arabanın güzelliği Noel Baba’ya ne kadar şişman ve formsuz olduğunu hatırlatıyor. Bunun üzerine elfler ile egzersiz kampına giren Santa; fit, sakalları oranlanmış yeni formu ve tarzıyla karşımıza çıkıyor. Herkese hediyeler dağıtan New Santa’ya bu kez ekibi ve eşi yeni Audi RS5 ile sürpriz yapıyorlar. Bu mutlu ve duygu dolu an Audi’nin kampanya sloganı ile son buluyor: “Progress is rewriting your own story” (Gelişim kendi öykünüzü yeniden yazmaktır).

Son yıllarda markalar kişisel gelişim girdabına düştüler. Artık ürünü satmak için motivasyon ürünün yeterliliği değil kullanıcının kondisyonu olarak belirleniyor. Velhasıl ürünün tüketiciyi haketmesi değil tüketicinin ürünü hak edecek formda olması gerektiği mesajı veriliyor. Bunun Y nesli tüketicileri uzun vadede yoracağını ve bezdireceğini düşünüyorum.

Diğer taraftan Santa’yı fit yapmak kadar saçma bir öykü olamaz. Noel Baba kilolu, asimetrik gür sakallı, yavaş hareket edip yavaş konuştuğu için sevimlidir. Fit bir noel babayı konforlu ve sıcacık noel öykülerinin içinde konumlandıramazsınız. Son kertede Noel Baba’nın Audi RS5 kullanabilmesi için kendi öyküsünü yeniden yazmasına ihtiyaç yoktur. Sizin de öyle.

Süreklilik

ABD’de özel sermayeli uzay şirketleri 2000’li yılların başından itibaren sahne almaya başladı.

“Dünyaca ünlü NASA’nın onca yıllık tecrübe, teknoloji ve devlet bütçesiyle yapamadıklarını bu özel şirketler nasıl gerçekleştirecekti?”

Bu soru çok soruldu. Ancak Space X ve Blue Origin 18 yılda büyük başarılar elde ettiler.

Tabi ki bu başarıların bir çok nedeni var. Benim odaklandığım neden; süreklilik. NASA’nın hedefleri ve bütçesi her yeni gelen başkanla birlikte revize edildi. Clinton, Bush, Obama ve şimdi Trump farklı yollar izlediler. Odak ve süreklilik sağlanamadı. Diğer taraftan Space X CEO’su Elon Musk vizyonda sürekliliği sağlayarak yeniden kullanılabilir roket projesini çok kısa bir zamanda hayata geçirdi. Jeff Bezos da aynı şekilde. Bu gelişmeler uzay endüstrisinin geleceğini değiştirdi.

Türkiye’deki girişimler ve şirketlerde aynı eksikliği görüyorum. Uzun vadeli plan ve bu plana bağlı çalışacak, sürekliliği sağlayacak ekipler kurulmuyor. Şirketler iki yılda bir yönetim değiştiriyor. Amerikan uzay sanayisinin son 20 yılda yaşadığı değişim bu anlamda iyi okunmalı. Süreklilik başarı getirir.

Fokus

Latince bir kelime focus. Kalp ve ateş anlamına geliyor. Kepler tarafından 16. yy’da kullanılmış. “Aksiyonun merkezi veya enerjinin merkezi” olarak tanımlanmış.

Bugün başarılı saydığınız insanların ve işlerin tümü bu disiplin sayesinde varlar. Yaptığınız işe fokuslanmak sizi milyarların arasından ayırıp sıraya koyan en belirleyici unsurdur.

Fokuslanmak gerekesiz tüm detay ve molalara “hayır” diyebilmek ve amaca bağlılık göstermektir.

Aksiyonun merkezinde yani fokusta duramıyorsan başaramazsın.

Okuyanlar

The Post’un bir bölümünde manşet haberleri rakip gazeteye kaptırmaktan bıkmış genel yayın yönetmeni ekibine şöyle sitem ediyordu: “Anybody else tired of reading the news instead of reporting it?”

Türkiye’de ekonomiyi yönetenlerin aynı verimsiz döngü içinde olduklarını düşünüyorum. Önlerine düşen rakamları okuyorlar. Geleceği report edecek öngörüleri hadi iyimser davranalım cesaretleri yok maalesef.

Mesela enflasyon yaygarası… Aslında okunduğu kadar dramatik bir düşüş yok. Hızlı tüketim içindeki ürünlerin düşüşe katkısı çok az. 1,44% genel düşüşte otomotivin payı 0,96%. Garip.

Gereksiz sorular

Bazı soruların önemi kalmadı. Dolayısıyla cevapları bilmenin gerekliliği de. “Eczane ne tarafta?“, “1 ft kaç metre yapar?” ve hatta “French Casserole nasıl yapılır?“ biliyor olmanın fiyatı ucuzladı. Bedava belki. Bir google aramasına bakar. Buna rağmen bazı insanlar hala bu tarz sorular soruyor. Sanal dünyadan bıkıp etkileşimi özledikleri için değil; üşendikleri için.

İşte bu yüzden Siri ve Alexa icat edildi. Bu yüzden giyilebilir teknolojiler ve yapay zeka gelişecek ve evet; bu yüzden belki de I Robot, Surrogates veya Matrix distopyası gerçekleşecek.

Kendime notlar #1

Vanilla Sky

Bir kaç gün önce Dubai’de çok da alakasız bir yerde Monet’in bir tablosunun replikası ile karşılaştım. “Ne alaka?” deme, aklıma Vanilla Sky geldi. 97 orijinal versiyondan ziyade 2001’i sevenlerdenim. 2003 yılında izlemiştim.

Film aklıma takıldı ya sorular soruları takip etti. David aşık olmaya ramak kala Sofia’nın evinden ayrılmış 67 model Mustang’a yürürken gözlemlediğim sokak ve Brooklyn ambiyansını yadırgamıştım. Yerler çöp, yol çukurluydu. Hatta arnavut kaldırımlı yolun üstüne asfalt dökülmüştü. Tutmamıştı. Yolun yarısı asfalt yarısı taşlarla döşeliydi.

“Döşeme taş yola asfalt dökülür mü(?)” tartışmasını yakın zamanda hararetli bir şekilde yapmıştık. BAE (UAE)’de her şey bir western replikası. Kötüsüyle değil iyisiyle. Bizde iyisiyle ve kötüsüyle öyle. Döşeme taş üzerine asfalt dökülür mü? Bilmiyorum. Gecikmiş bir soru bu.