Kısa kesin

Snatch (2000)’i eşsiz karakterleri ve sürükleyici öyküsü dışında mükemmel yapan kısa kesmesiydi.

Avi’nin seyahat serüvenini 10 saniye içinde izledik.

Sadelik bazen özensizlik veya gayret yoksunluğu olarak okunur ancak tam tersidir.

Lincoln bir arkadaşının mektubuna cevap verirken sona şu notu ekler: Kusura bakma kısa yazamadım çünkü vaktim yoktu.

Çünkü kısa kesmek zor zanaattir.

Nihai hedefi dikkat çekmek olan pazarlama ise mutlaka kısa kesmelidir.

Takdir ve Pazarlama

Fransa’nın en yüksek dereceli sivil ve askeri nişanı Légion d’honneur’dur.

Her yıl sadece 3120 kişi bu onura layık görülür.

Bu seçkin liyakat alametine hak kazanmış olmak ise ünlü tarihçi Oleg Sokolov’un kendinden 39 yaş küçük sevgilisini parçalara ayırarak öldürmesinin önüne geçememiştir.

Nişanlar, makamlar, ünvanlar… Bize takdir, tanınma ve onaylama olarak pazarlanır ancak ilgisizdir. Asıl vuku bulan hiyerarşidir ve bu statülerin çoğu domine etme ve hakimiyet kurma ile ilintilidir.

Ve unutmayın; her hakimiyet kurma girişimi kendi çıkarları için önemli olanı gözden kaçırmaya meyillidir.

Peki pazarlama hiyerarşi kurmadan nasıl statü oluşturabilir? Bu konu çok ilgimi çekiyor. Yazmaya devam edeceğim.

İşaretler

Giriş ve çıkış için işaretler vardır ve bunlar işe yarar.

Çünkü genellikle bu yönlendirmelerin alternatifi yoktur.

Diğer taraftan “Lütfen ellerinizi yıkayın”, “Sessiz olun” veya “Yere çöp atmayın!” gibi işaretler aynı etkiyi göstermez.

Çünkü davranışa yön vermek eğitimin konusudur ve eğitmek işaretlerden fazlasını gerektir.

Sorumluluğu üzerinden atmak için işaretlere bel bağlayan, velhasıl eğtime kafa yormayan bürokrasi uzun vadede kaybetmeye mahkumdur.

Olağan dışı fikirler

Birini gelecekten geldiğine ikna etmen gizlemenden daha zordur.

Çünkü olağan dışı olanın tanınması ciddi efor gerektirir.

Mesela bu yüzden çoğu kişi insanlığın Ay’a gittiğini kabullenmek istemez. Çünkü bunun bir senaryo olduğuna inanmak, bilimsel süreci öğrenip anlamaktan çok daha kolaydır.

Ve hataya düşmeyin; insanlar ekseriyetle kolay olanı seçer.

Olağan dışı bir fikrin varsa ayyuka çıkar endişesiyle paniğe kapılma.

Bizi gelecekten geldiğine ikna etmen tahmin ettiğinden daha zordur.

Cehennemin Yarı Yolu Kulübü

1936-1937 yılları arasında Golden Gate Köprüsü inşaatında çalışırken emniyet ağına düşenlerin kurduğu bir kulüptü.

Batıda kulüpleşmenin yaygın olduğu bilinir. Golden Gate’i ziyaret ettiğimde bu örnek özellikle dikkatimi çekmişti çünkü gönüllülük esası yoktu.

Diğer bir deyişle bu ‘deneyim’ bir tercih değildi.

Kulübe üye olabilmeniz için kazara düşüp hayatta kalmanız gerekiyordu.

Köprüler inşa edip, körfezler birleştirebilir ve bu mühendislikle yüzyıla damga vurabilirsiniz ama sizi efsane yapan bu düşüşü tanıyıp kimlikleştirmektir.

Pazarlama budur.

Pandemi sürecinde ise gönüllüsü olmadığımız benzer düşüş deneyimleri yaşadık ve hala yaşıyoruz.

Şimdi bir marka olarak TV reklamları ile teselli vermenin değil bu deneyimler etrafında tüketici ile kulüpleşmenin zamanı.

Kitlesel olmaya çalışma

The Lake House (2006)’yı izlerken kendinize “Alex neden Kate’ten bahis tüyosu istemiyor?” diye sorduysanız aşk öyküleri sizin için değil demektir.

Bu nedenle The Lake House (2006) kitlesel olmayı başaramaz. Çünkü herkesin “Yaşasın!” diyeceği bir öykü yoktur. Kitlesel olmak neredeyse imkansızdır.

Kitlesel olmayı vaadeden ve bu tonda konuşan Pazarlama düzenbazdır.

Kitlesel olmaya çalışma. Bazılarına anlat ve bazılarına sat. Her hâlükârda herkesi mutlu edecek bir öykü yazamazsın.

Lüks bir kültürdür

1900 yılların başında diş fırçası belli bir zümrenin kullanabildiği bir üründü.

90’lara gelindiğinde ise cep telefonları lüks ürün kategorisindeydi.

Bugün iki ürün de yılda neredeyse aynı adette (3-5 milyar) satılır ve ikisi de çoğunluk için artık lüks kategorisinde değildir.

Bir arkadaşı André Heiniger’a saat işi nasıl gidiyor diye sorduğunda “Hiçbir fikrim yok!” cevabını alınca güler.

Heiniger ciddiyetini bozmadan devam eder: “Rolex, saat işinde değil lüks işindedir.”

Diş fırçası ve cep telefonu dün de lüks değildi bugün de öyle. Rolex 1950’de de lükstü bugün de lüks.

Çünkü bir ürünü lüks yapan maliyeti değildir. Lüks bir kültürdür.

Ayrıcalık mı?

Betty Friedan kadınlara eşit erişim için Plaza Hotel’de (New York) protesto düzenlediğinde yıl 1969’du.

Plaza Hotel gibi diğer birçok mekanın belli saatlerde sadece erkeklere açık olması ayrıcalık/seçkinlik ile değil ayrımcılık kavramı ile ilintiliydi.

Bugün markaların sadık müşterileri için tanımladığı ayrıcalıkların (Elit, Platin vb. üyeliklerin) statü oluşturduğu vakadır.

Ancak bu ayrıcalıkların temel hizmetlerde eşit erişime engel olmaması için çok dikkat edilmesi gerekir.

Ayrıcalık ve ayrımcılık arasında ince bir çizgi vardır.

Çok değil 51 yıl önce New York’un bile bu konuda kafası karışıktı.

Teslimat

Buzz Aldrin ismini bazınız hatırlar. Michael Collins’i belki bir kaçınız. Ancak neredeyse hepiniz Neil Armstrong’u bilirsiniz. Çünkü birinci unutulmaz.

Birincilik ise podyum değil bir kültürdür. Liderliğe rekabet sizin için bir kültüre dönüştüğünde skor tutmazsınız.

Skor tutmayanlar ise asıl önemli olana odaklanırlar: Teslimat.

Bu kelimeyi hafife almayın. Birinci vaat ettiklerini teslim edendir. Bu komşunuza ayak üstü verdiğiniz basit bir söz veya her şeyi riske atarak müşteri kazanmak için oynadığınız büyük bir blöf olabilir; ne pahasına olursa olsun sözün karşılığını teslim edin.

Bugün güzel bir söz verin ve tutun. Geri kalan 999 şey dışında pazarlama budur.

Fit Noel Baba

Audi fit Noel Baba kampanyasını 2020 için de tekrarladı. Bu yıl Audi RS5 yerine e-tron ekranda. Bir önceki yıl arabanın güzelliği noel babaya ne kadar şişman ve formsuz olduğunu hatırlatmış, bunu üzerine Santa elfler ile egzersiz kampına girmişti.

Herkese hediyeler dağıtan hafif kirli sakallı, fi ve yeni Santa’ya bu kez ekibi yeni RS5 ile sürpriz yapmış ve bu duygu dolu anlar Audi’nin kampanya sloganı ile son bulmuştu: “Progress is rewriting your own story” (Gelişim kendi öykünüzü yeniden yazmaktır).

Çok sevimli duruyor değil mi? Değil.

Son yıllarda markalar kişisel gelişim girdabına düştüler. Artık ürünü satmak için motivasyon ürünün yeterliliği değil kullanıcının kondisyonu olarak belirleniyor. Velhasıl eğer Noel Baba bile Audi kullanabilmek için fit olmak zorunda kalıyorsa sizin hiç şansınız kalmıyor.

Bu yorucu bir süreç.

Diğer taraftan Santa’yı fit yapmak kadar absürt bir öykü olamaz. Noel Baba kilolu, asimetrik gür sakallı, yavaş hareket edip yavaş konuştuğu için sevimlidir. Fit bir noel babayı konforlu ve sıcak yılbaşı öykülerinin içinde konumlandıramazsınız.

Son kertede Noel Baba’nın Audi kullanabilmesi için kendi öyküsünü yeniden yazmasına ihtiyacı yoktur.

Sizin de öyle.