Ölüm makineleri

Mayalar, Stonehenge, Piramitler vd. mistik ve merak uyandırıcı olsalar da bizim için bir anlam ifade etmez ve üretemezler.

Çünkü elimizde inşa motivasyonunu anlayacak kadar yeterli veri yoktur. Obje ile birlikte ritüel de anlamını yitirmiştir.

Bir Extinction Level Event* yaşamadığımız müddetçe bir daha benzer bir hafıza kaybına düşme ihtimalimiz çok zayıftır.

20 ve 21. yüzyılın veri ağı sayesinde bize bakacak gelecek nesillerin benzer anlamsızlıkları olmayacaktır. Sadece bir istisna dışında: Araba endüstrisi.

Bu endüstri bize aynı uzaklıktan bakacak nesillere en az Stonehenge kadar absürt gelecektir.

Trafik dünya genelinde yılda 1.35 milyon kişinin ölümüne sebep olur (Saate yaklaşık 154 kişi). En yaygın kanser türü olan göğüs kanseri saate 200 kişiyi öldürür.

Araba endüstrisi oluşturduğu ekosistem, kurdurduğu biçimsiz şehirler ve yorduğu sosyalle şüphesiz insanlığın en büyük fiyaskolarından biridir.

*Kitlesel yok olma olayı.

Tuzak soru

Gerçek hayatta çöpe attıklarımızı “Emin misin?” uyarısı takip etmez. Çöpe atılan ekseriyetle geri döndürülemez.

İnşa ettiğimiz arayüzlerin tetik mekanizmaları ise bizi hata yapma konforuna alıştırır.

Bu bürokrasinin illüzyonudur: Uyuşturur.

Daha çok tetik daha az hata payı, aynı zamanda daha az gelişim demektir.

Bürokrasinin karşıtı sorumluluktur. Sorumluluk eğitim ve güzel alışkanlıklar telki eden pratikle kazanılır. Evet belki risklidir, yorucudur ama harikadır.

Ve unutma; “Emin misin?” destek değil tuzak sorusudur.

Yol ver

Ne zaman “Nar virüsü bir saatte etkisiz hale getiriyor!” ve benzeri başlıklı bir haber okursan bil ki, birilerinin Nar satması gerekiyordur.

Pazarlama süreye vurgu yapar çünkü senin işin acildir. Her zaman öyledir. O kadar ki, trafikte ambulansla didişirsin.

En acil senin işindir ve Pazarlama bunu bilir.

Pazarlama kısayol verdiğinde kendine şunu sor: Ölüyor muyum?

Cevap hayırsa, lütfen yol ver.

Sabit

Ancak süper sıkı bir Lost hayranı idiyseniz bu sayılar sizin için bir anlam ifade edebilir.

Constant serinin bana göre en iyi bölümlerinden biriydi. Tabi her şeyden önce zamanda yolculuk konseptine çok farklı bir açıdan bakılmıştı. Diğer taraftan benzersiz bir aşk hikayesi müthiş bir drama ile işlenmiş ve sabit kavramı izleyiciye aşkın eş anlamlısı olarak satılmıştı.

8 yıl sonrasına çok spesifik bir söz isteyen ile cesaret edip o sözü veren arasındaki eşine az rastlanır bir güven ilişkisi anlatılmıştı (İzlemek için tıkla).

Bölümün işlediği sabit kavramı beni çok etkilemiş ve hep düşündürmüştür.

Evvela sabitin seçimi çok önemlidir. Kahramanımız aşkı seçmiş ve bu işe yaramıştır.

Sizi gelecekte karşılayacak, sözleştiğiniz sabitiniz ne olacaktır? Müşteriniz mi? Hayranlarınız mı? Kalite mi? İnovasyon mu? Para mı? Peki aradığınızda orada olacaklar mı?

Layık olduğunu düşündüğünüz sabitinizi bulun ve gelecek için sözleşin. Gelecek o halde sizin olacaktır.

Podyumcu

Sürece odaklanmak ile sonuca odaklanmak arasında çok ciddi bir fark vardır.

Birincisi kazanır. İkincisinin durumu muammadır. Çünkü kazanan için hiçbir zaman

mesele ‘podyum’ değildir.

Çizgi film karakteri Wile E. Coyote (Çakal) Road Runner’ı (Koşan kuş) 49 bölüm sonunda yemeyi başaramadı.

Seriyi izleyeneler ise çakalın kuşu yakalama umudunu değil azmini satın aldılar. Bizim için sonuçlardan çok kendini sürece adamış karakterin ısrarı önemliydi.

Çoğu insan podyum hayali ile yaşar ve hayal kırıklığına uğrar.

Kazananı başlangıç çizgisinden podyuma taşıyan hazırlık süreci; sahne için değil sonrası içindir. Çünkü podyuma çıkmak bir inmek yüz adım gerektirir.

Budalanın boynuzu

Çok sevdiğim bir Rumeli deyimi şunu söyler: “Budalanın yoktur boynuzlari!”

Söz sahibinin demek istediği şudur: Deliyi akıllıdan fizyolojik veya gözle görünür bir alamet değil eylemleri ayırır.

Mesela gecenin bir vakti abartı egzozu ile mahallenizin içinden geçen kişinin kafasının çalışmadığını veya kusurlu çalıştığını anlarsınız.

Bu kişiyi aklı başında olan birinden ayırt etmeniz için boynuza ihtiyaç yoktur.

Eylem anlam ile ortakyaşar. Söz konusu pazarlama olduğunda ise bu metafor bana hep dikkat çekme peşinde olanı düşündürür.

Eylem en büyük alamettir. Hırpalama kendini.

Yankesici

Bir medya hizmetleri sağlayıcısı billboard’lara koskoca “Ücretsiz” yazıp güya bedelsiz verdiği ürünlerini anlatmış.

Reklam panolarına yığınla para harcamış bir şirket için ücretsiz; “Hiç ummadığın yerden çaktık, bu tarafa bak çünkü diğer tarafta elim cebinde!” demektir.

Evet, ücretsizi konuşmak ucuz bir yankesici taktiğidir.

Çünkü beş yaşındaki çocuk bile her şeyin bedel ile geldiğini bilir.

Pazarlama eğer hayır işinde değilse ücretsizi konuşmamalıdır.

Konuşursa tiksindirir.

Vasat iş

İnsanlar neden vasat iş yapar?

Çünkü acildir.

Çünkü “O da bu şekilde yapıyor!“dur.

Çünkü “İş görüyor!“dur.

Çünkü “Biz hep böyle yapıyoruz!“dur.

Peki, sen neden iyi iş yaparsın?

Çünkü sonuçlara onlardan daha çok önem verirsin.

Çünkü sorumluluklardan kaçmayıp talip olursun.

Çünkü sen vasatı sevmezsin.

Çünkü sen hep daha iyisine inanırsın.

Sen, iyi ki varsın.

Kopyacının kaderi

Daha önce hiç denenmemiş bir şey inşa etmeye çalışırken (Bu yeni bir fikrin dürttüğü bir yazı, bir resim veya bir endüstri ürünü olabilir) risk alırsınız.

Para, sağlık, zaman ve belki de dost kaybettiren bu tehlikeli süreç başarı gösterdiğinde fikri mülkiyet yani telif hakkını doğurur.

Bu özveri rallisine saygısı olmayan kişi veya toplum ise geri dönüşü olmayan kangren bir süreç başlatabilir.

Çünkü özveri görmezden gelinerek yapılan izinsiz her kopyalama sadece ürünü değil üretenin şevkini de öldürür.

Bu cinayet ise nihayetinde klon bir sosyal türetir.

İşte Çin ekosistemi bu kopyacı kültürün ürünüdür.

Ve hataya düşmeyin; özveri pahalı bir emtiadır. Bedelini ödemeyen uzun vadede kaybetmeye mahkûmdur.

Ayak uyduranlar

Nasıl giyindiğimizi, yediğimizi, dans ettiğimizi yani esasen beğenimizi çok sık değiştiririz.

Bunu kitlesel olarak yaptığımızda moda üretiriz. Ancak her kitlesel düşkünlük anlamlı değişimler getirmez.

Bugün moda, 50 yıldır içeriği değişmemiş tahin ve pekmezi pazarlayan bir markaya ürünün protein ve lif kaynağı olduğunu hatırlatır.

Eğer marka bunun üzerine konuşmaya başlarsa -ki başlar- değişmiyor ve değiştirmiyor

ayak uyduruyor demektir.

Modaya ayak uydurmak ise uyuşuk bir haldir ve kendini belli eder.

Mesela bu yüzden artık yeni iPhone veya Oppo’nun mikroskop kameralı akıllı telefonu bizi heyecanlandırmıyor.

Eğer moda olanı konuşuyorsan değiştirmiyorsun ayak uyduruyorsun demektir.

Ve sen karpuza protein koyup satmayı düşünen arkadaşım; unutma ki, moda en hızlı ayak uyduranları eskitir.