Eski zaman

Dünyamızda zaman herkes için aynı akmaz. Ve bu önerme fiziğin iddiası değildir. Her ne kadar son 20 yıldaki iletişim devrimi bazı perdeleri aralasa da gelişmiş bir ülkenin zaman algısı gelişmekte olan bir ülkeninkine göre çok farklıdır.

Hatta bu durum şehirden şehire ve bazen mahalleden mahalleye değişim gösterebilir. Çünkü inovasyon ile gelen deneyim insanı esaslı değiştirir.

2001 yılında iPod’u deneyimlemiş ABD’li bir ergen ile aynı yıllarda hala CD çalara ulaşmakta güçlük çeken İran’lı bir genç için zaman aynı hız ve formda akamaz.

Bağlı olarak; bilgiyi inancın önüne alıp nesnel işleyen uluslar için bazı fikirlerin geçerlilik tarihi gelişmekte olan bir ülkeye nazaran çok kısa olabilir.

Gelişmemiş veya gelişmekte olan bir ülke için bu bilginin güncellenememesi durumu deyim yerindeyse zamanı yavaşlatır. Çünkü neredeyse her zaman efkârıumumiye radikal değişmiştir. Bu değişim ise ne kadar geç olduysa o kadar güç olmuştur.

Dünya’ya, ülke veya mahallene bir ürün olarak baktığında şunu dikkatten kaçırma:

Zamanı sadece meridyenler değil kültür, inanç ve bilim de çeşitlendirir. Zamanın göreceli olması sadece fiziğin veya meridyenlerin değil; kültür, inanç ve bilimin de meselesidir.

Acili talim etme

Gündem savaş* veya hastalık olduğunda acil hükmeder. Acilin koşullarında ise gelişime ve ihtiyata yer yoktur.

Evet, bazen acile ihtiyaç duyabiliriz… Ama ‘acil’ iş modelin ve pazarlaman için kronik bir seçime dönüşmemelidir.

Çünkü itfaiyeye duyduğumuz ihtiyacı ortadan kaldıracak uzun vadeli stratejilere odaklanmak; her hâlükârda o acili talim etmekten daha doğru bir tercih olacaktır.

*Bu blogda acili çok sık konuştuğumu bilirsin; şimdi bu kaideyi test etmenin tam zamanı.

Sözün özü

Afişte, ürününde, video reklamında, sloganında veya bildirimde altını çizdiğin:

“Sözümüzü tuttuk!” ifadesi; duygu ve zamanımızı telef eder. Çünkü söz verdiğin an ile vaat ettiğin şeyin gerçekleştiği an arasında geçen zaman sözün kapsamındandır.

Eğer geciktiysen sözün özü bozulmuş demektir. Başarısızlığın ise bildirime ihtiyacı yoktur.

Bilginin gücü

Gücün birçok formu vardır. En belirgini para ve bürokrasi etrafında şekillenir.

Para ile gelen güç iş modeli kurabilme ve network kabiliyeti ile alakalıdır. Bürokratik güç ise politika veya dinin konusu olabilir ve yakıtı kutsal imgelerdir.

Bir diğer alternatif bilginin gücüdür. Para ve bürokrasinin aksine önceliği yönetmek değil değiştirmek ve geliştirmektir.

Az bulunur.

Türk kolası

Ülker’in Cola Turka’sı bir fiyat savaşı ve belki regülasyon şehidiydi. Kaybetti ama öğretti. Coca Cola’nın kristal ihtişamını; fiyat, vade ve bayi karı gibi konular ile tüketti. O kaydıraktan salınan kutup ayıları ile koskoca lafların, sloganların arkası boş çıktı. Bu Türk kolası sadece birkaç yılda Pepsi’yi tahtından etti.

Pazarlama ürünün önüne geçebilir ve hep mesafeli durduğum Coca Cola gibi büyük laflar edip küçük işler yapabilir. İnanıp satın almak sizin seçiminizdir.

Coca-Cola sizinle Ramazan’da kardeşliği keşfetmiş gibi konuşabilir: İnanıp gönül vermek son kertede insanların tercihidir. Çoğu insan inanmayı seçer ve bir o kadarı da başkalarının inandığı şeye inanmakta huzur bulur.

İnanmak konforlu, alternatifi zahmetlidir. Ancak zahmetsiz de rahmet olmaz.

Afiyet olsun.

Özgüven

İyi araba kullanan ve buna güvenerek hız limitlerini aşan kişilerin görmezden geldiği en büyük risk başka sürücülerin hata yapabilme ihtimalidir. Ve bu güçlü bir ihtimaldir. Çünkü trafik kazalarının %90’ı insan hatasının sonucudur. Bunların %40’ı ise direksiyon başında uyuya kalır.*

Bazen yeteneklerimize diğer dış girdileri hesaba katmadan gözü kapalı güveniriz.

Özgüven iyidir, narsisizm kötü.

Yollar düşündüğünden daha kalabalık.

*NHTSA, 2020.

Pusma

Bazen spor yaparken veya bir işin elinden tutmaya çalışırken çok garip bir hata yaparsın. Bu seni salak gibi hissettirir. Ve belki de bir anlığına öylesindir.

Ama akıllı olmaya giden yol salaklığı talim etmekten geçer.

Yarın oradan başla ve korkma.

Herkes

TDK’da ‘ahali’ şöyle tanımlanır: “Aralarında aynı yerde bulunmaktan başka hiçbir ortak özellik bulunmayan kişilerden oluşan topluluk.”

Herkesi değiştirmeye çalışmak kışkırtır, çekici bir fikirdir ama mümkün değildir. Çünkü ‘herkes’ yoktur. Çoğu liderliğe teşne karakter ise bu cazibeye kapılıp hayal kırıklığına uğrar.

“Herkes çikolata sever.”

“Herkes yüksekten korkar.”

Hayır.

Herkesi ‘bazısı’ ile değiştirmek liderlik etmek için iyi bir başlangıç noktasıdır.

Potansiyel ve akıbet

Şirketin ürünü, sermayesi, iş modeli ve ticari aklı çalışırsa iş başarılı olur. Şüphesiz. İş modelinin önemli bir parçası olan pazarlama ise başarının seviyesini belirler.

Pazarlama bazen kendi akışında çalışasa da* konu bir potansiyel/akıbet dengesidir. Kurukahveci Mehmet Efendi’nin Starbucks’a dönüşebilme potansiyeli heba olmamalıdır.

Evet, yıldızlı bir gecenin Van Gogh’a ihtiyacı yoktur (?)

Ya da vardır…

*Kurukahveci Mehmet Efendi’nin Mısır Çarşısı’ndaki organik kuyruğu gibi…

Dinamik pazarlama

Öyküleriniz, dünya görüşünüz, beklentileriniz ve kaçınılmaz sona yaklaşımınız bir ürün olarak sizi şekillendirir.

Ancak hepsinden öte eğer bir mağarada yaşamıyorsanız; öyküleriniz değiştikçe görüş, beklenti ve yaklaşımlarınız da değişir. Siz değiştikçe ise size ulaşmaya çalışan pazarlama aynı kalamaz. Dün açık tezgahtan simit sattığın kişi bugün laktoz intolerant.

Pazarlamanın birçok çıkış noktası olabilir ancak en hayati olanı; ulaşmaya çalıştığı kişilerin dünya görüşlerini anlama gayretidir.

Bu onlarla birlikte değişmeyi gerektirir.