Mahna Mahna

Reklam kuşağı ilgilisi için bir kısa film arasıdır. Ve konsept olarak herkesin yaklaşımı aynı olmasa da hepsi anlatabilmek için dört döndükleri büyük bir öykünün özetleridir.

Bazısı iyidir. Bazısı kötü.

Çünkü kısa; konuşmak ve yazmak dahi ustalık gerektirir. Kısa zordur.

Lincoln’ün dediği gibi: “Kusura bakma kısa yazamadım çünkü vaktim yoktu.”

12 yıl önce, İsveçli yönetmen Gunnar Järvstad 2 dakika 41 saniyelik şu kısa filmi çekti: (Link)

Bu Blog’ta öyküyü çok konuştuğumu biliyorsun. Çünkü ancak iyi bir öykü, tıpkı bu kısa filmde özetlendiği gibi, iki ayrı dünyanın insanını absürt bir tonda birleştirebilir.

The Muppet Show’un hem katili hem de makulü için aynı şeyi çağrıştırması ve çağırması sadece öykünün gücü ile olabilir.

İsa’nın ne anlattığından çok çarmıhı ve Musa’nın liderliğinden çok denizi yaran sopası bizi bir araya getirir.

Pazarlama öyküyle yaşar. Öyküyle ölür.

İnsan da öyle.

Sıfırlamak

Liderlik için öne çıktığında görevin şaşırtmak, umutlandırıp sevindirmek ve gündemi değiştirmektir.

Bazen işin; beklentileri yükseltmek, sıfırlamak velhasıl yeni bir başlangıç noktası belirlemek olabilir.

Ancak sıfırlamak: Bir önceki sayfada karaladıklarının sorumluluğu ile yüzleşmeden, yeni bir sayfa açmak demek değildir.

Kâğıt düşündüğünden daha ince, kalemin izleri kalıcıdır.

Bireysel seçim

Bu yılın seçimler yılı olacağını yazmıştım. Ancak önümüzde tansiyonu yüksek bir seçim olduğu için değil: Çünkü bittabi, bu seçimlerin sonucu -diğer birçoğu gibi- seçilmek isteyenin sattığı kadar dramatik değil. Bu bir oyun, bir illüzyon.

Toplum olarak asıl problemimiz Türkiye’nin yeni nesli, yani Alpha (2013-2025)’lara nasıl bir ülke miras bırakacağımız ve onların üstleneceği aidiyetin kapsamı olacaktır. Bu ise bir toplu seçimin değil, her birimizin yapacağı bireysel seçimlerin konusu olacaktır. Bu yıl -bence- dönüm noktası. Y nesli 40’a merdiven dayadı. Z’ler artık çocuk değil. Bu birbirinden uzak ama bir o kadar da yakın jenerasyon Alpha’ların kaderini belirleyecek.

Geleceğin bize ne öğreteceği muamma ama geçmiş bize kötü seçimlerin şu nedenlerden dolayı vuku bulduğunu gösterdi:

1-Batıl inanç

2-Güçlü ön yargılar

3-Manipülasyon

4-Mahalle baskısı

5-Kısa vadeli düşünme

6-Kötü analiz

7-Zayıf bilgi

Tıpkı diğer tüm seçimlerimiz (Alışkanlıklar, yetenekler vd.) gibi, güzel seçimler yapma kabiliyeti de doğru pratik ile iyileştirilebilir.

Bu 7 sebebe dikkatli bak ve kararlarını objektif bir şekilde süzgeçten geçir. Etkisinde olduklarından kurtul, eksik olanları tamamla.

Dikkat et: Bunların her biri dış etkenlerin ürünüdür ve yeniden öğrenilip, gerektiğinde izole olunabilir.

Güzel seçimler yap.

Dikkatin ederi

Hile ancak dikkatimiz ucuzsa başarılı olur.

Kandırmayı bir iş modeline dönüştürmüş cani pazarlamanın sözü, sorusu veya sloganı dikkatimizi ucuza takas ettiğimizde tuzağa dönüşebilir. Dikkat ise karşılığında ancak güven, gelişim, katkı ve değişim gibi kavramlar varsa takasa değer olmalıdır.

“Buraya dikkatimi verdim çünkü zekiyim ve cesurum ve bu kesinlikle benim için en elverişli seçim.” dedirtmek ile “Dikkatimi verdim, kandırıldım…” arasındaki farkı anlamak bir pazarlamacı için etiğin değil zekanın konusudur.

Kazandığın dikkatimizin karşılığı hayret, hayal kırıklığı veya kuşku olmamalıdır.

Şapkadan tavşan çıkarmak pazarlamacının değil, sihirbazların işidir.

Kasıtlı cahillik

Milyonlarca gündem var:

Sabah uyanıp telefonu elinize aldığınızda; bir caninin soğukkanlılıkla nasıl cinayet planladığı, Kardashian’ların bugün ne giydiği, Almanya’nın Ukrayna’ya nasıl tank vermediği, Bill Gates’in hepimizi öldürmek için nasıl uğraştığı ve Paris Hilton’un nasıl anne olduğunu anlatan haberler arasında saniyeler içinde geçiş yapabiliyorsunuz.

Bu bilgilerin neredeyse hiçbiri, hiçbir işinize yaramıyor ama sağlıksız bir diyetin obez tutsakları gibi tüketmeye devam ediyorsunuz.

Çünkü odaklanmak, adanmak zordur.

Çünkü izolasyon, tecrit zordur.

Çünkü hayır demek, zordur.

Ve kasıtlı olarak bilgisiz kalmak bunları gerektirir.

Evet, kasıtlı cahillik: Sensörsüz, manipülatif bilginin sağanak olup yağdığı şu platformlar içinde ancak bir bilgenin seçimi olabilir.

Kasıtlı cahillik beynin perhizidir.

Akıllı takas

Para yeni, kripto çok yeni. Daha düne kadar buğdayı mısıra, kuzuya takas ediyorduk.

Dün varlık inşa etme kapasitesine sahip olanlarla bugünün insanları aynı insanlar: Akıllı takaslar için çalışanlar.

Emtia veya para için çalışma: Kazandıran takaslar için çalış.

Başardığında rastlantı da elverişli durum fenomeni de lehine çalışacaktır.

Zaman ve fikir israfı

İşe güzel bir fikirle başlamamak zaman israfıdır. Güzel fikri hayata geçirmek için kararlılık göstermemek ise fikir israfı.

İkisi de bir seçimdir. Birincisi bazen acelenin konusu, genellikle kötü vizyondur. İkincisi neredeyse her zaman cesaret ile ilgildir.

Zamanı kurtarmak için fikre, fikri kurtarmak için zamana ihtiyacın vardır.

Her iki durumda da cesur olman gerekir.

Duygular bulaşıcıdır

Duygulara pazarlamak, sebeplere, sağduyuya veya hikmete pazarlamaktan daha kolaydır. Çünkü duyguları kutlamak ve paylaşmak çok daha kolaydır.

Bu yüzden Sevgililer, Anneler ve Cadılar Günü yok satarken, Çevre ve Bilim günü fark edilmeden geçiştirilir.

Mesele böyle arzuluyor olmamızdan ziyade, duygudaşlığın akıldaşlığa nazaran daha geçişken olması ile ilgilidir.

O kadar ki, duyguların bireyden gruba geçişi bir virüsten daha hızlı olabilir: Bir kişinin gülümsemesi veya feryadı yüzlerce kişiyi bir anda etkisi altına alabilir.

Yarın bize en iyi çalışma listeni, fikir ve çözümlerini getirebilirsin ve bunlar işe yarayabilir ama unutma: Huysuzluğun, korkun ve şüpheciliğin aklın ile getirdiklerinden daha bulaşıcı olabilir.

İfşa kültürü

Türkiye’deki habercilik stili; neredeyse her gün yaşanan olayları sanki Norveç’ten bildiriyormuş gibi sunmak üzerine inşa edilmiştir.

Her kaza, ihmal veya üzücü olay sanki sorumlusu koşullar ve kültürümüz değil de bütünüyle bireylermiş gibi servis edilir. Tabi ki, bu yaklaşım asıl sorunu görmemezlikten gelmek için üretilmiş bir alnaçtır.

Park edecek yeri olmadığı için kaldırıma çıkan sürücüyü suçlamak, şehircilik kültürümüzü tenkit etmekten, müteahhidi ihmali nedeniyle çarmıha germek onu denetlemesi gereken devleti/regülasyonu eleştirmekten çok daha kolaydır.

Bu tespit “Hepimiz yapıyoruz, hepimiz bunun bir parçayız!” itirafı için bir çağrı değildir. Böyle okunması doğru olmaz. Çünkü bunun devamı “O zaman hiçbirimiz suçlu değiliz!” abukluğuna evrilebilir.

Bu ancak; olağanlaşmış kusurların asıl sebeplerini görmezden gelip, sadece sonuçları ifşa ve teşhire odaklanmış bir kültürün eleştirisi olabilir.

Kusuru ifşa ile beslenmek, sizi tenkite konu bataklığın bir parçası yapar. Böyle bir kültür inşa etmekten sakınmamız gerekir.

Tanıma

Dün Mardin’de 3 katlı bir okulun çatısından, Örümcek Adam rahatlığıyla inen bir çocuğun haberini izledim. Haberin içeriğinde: Şaşkınlık, korku, öfke, suçlama ve ayıplama vardı.

Tanıma ise eksikti. Evet, tanıma: Çünkü ortada sıra dışı bir yetenek olduğu aşikardı.

Öncelikle; tanıma, tasdik ve teşvik değildir. Bu olayın tasdik edilmeyecek taraflarını, tanınması gereken yüzünden ayırmak gerekir: Objektif habercilik budur.

Ve bir soru:

Decca (Plak şirketi) “Paçoz Uyumsuzlar” olarak tanımladığı Beatles’ı reddettiğinde, sorun Beatles’ın değerinde miydi, yoksa Decca’nın bu değeri tanımasında mı?