Bozulamazsın

Artık çok az şey arzu ettiğimiz gibi çalışmıyor. Buna bağlı olarak da çalışmayan sistemlere karşı müsamaha toleransımız eşit ölçüde eriyor.

Ve çok hızlıyız. Her zaman olduğumuzdan daha dakikiz. Dünya’nın bir ucundaki yakınımız ile anında görüşebiliyoruz. Artık sabrımız kısa süreli duraksamalara bile yetersiz kalıyor.

Bu ekosistem içinde bozulamazsın ve gecikemezsin.

Mazeretli veya mazeretsiz.

Kabul etmiyoruz.

Re: Kronik hasar

Nisan 17, 2022

***

Dün bir tasarım blogunda CBC’yi kaynak gösteren çok ilginç bir makale okudum.

Amerikada bir mimarlık ofisi “Stratejik dizayn(?)” dedikleri bir konseptle olası silahlı bir saldırıda kayıpları en aza indirecek bir okul tasarlamışlar.

Problemin kökenine değil de semptomlara odaklanmak irrasyoneldir.

İlliyeti düzeltebileceğiniz noktada sonuçlara karşı cephe açmak deliliktir.

Diğer taraftan İstanbul Depremi gibi zıt durumlarda: Problemin kökeni tamir edilemezdir.

Kökeni çözümsüz bu problemlerin ise bilanço zararı minimumda tutulur.

Yani ikincisi önlem, birincisi düzeltme ile alakalıdır.

Birbirine karıştırıldığında hasar kronikleşir.

Sağlıklı tartışma

Sağlıklı bir tartışmanın başlangıç noktası sağlıklı dinlemedir.

Bizde neredeyse her tartışma bir söz kesme yarışına dönüşür ve genellikle söz kesme “Beni doğru anlamadın, bana biraz daha zaman ver!” refleksi ile yapılır.

Bu heyecanın arkasındaki kusurlu kanı; anlamakla uzlaşmak arasındaki farkı anlamamış olmaktan kaynaklanır.

Seni anlıyor olmam seninle aynı fikirde olduğum anlamına gelmeyebilir.

Evet, anlamak güzel bir başlangıç noktasıdır. Mamafih, o da dinlemekle başlar.

Birbirimizi dinleyelim ve anlayalım.

Uzlaşmayalım.

Sorun yok.

Gizli imtiyaz

Bir hahamın eşlik ettiği zengin bir Yahudi davetinde söyle bir diyalog yaşanır:

Haham: Teveccühünüze minnettarım ama ben sadece kusurlu bir kulum, bunu lütfen dikkate alın.

Ev sahibi: Hepimiz öyleyiz sevgili Rabbi, varlığıma ve gücüme aldanmayın ben de bir hiç kimseyim.

Masanın sonunda oturan ve bu tevazu atmosferinin bir parçası olmaya gayret gösteren bir yoksul söze şöyle katılır: “Hepimiz öyleyiz. Gerçekten de bir hiçten ibaretiz!”

Bunun üzerine ev sahibi öfkeyle hahamın kulağına eğilir: “Bu kim olduğunu düşünüyor ki, kendini de hiç kimse zannedebiliyor!” der.

İşin şakası bir tarafa, sol Yahudi cenahının bu meşhur fıkrası aslında çok önemli bir sınıf problemini kritik eder.

Alçakgönüllülük, tevazu ve mahviyet adına ne derseniz; baskı ile yönetilen birçok toplumda gizli bir imtiyaza dönüşmüştür.

Tevazunun kamufle ettiği ve ülkemizi işgal eden bu gizli imtiyaz çok tehlikeli ve güçlü bir silahtır.

Dikkat edin.

Özgür irade

Eğer yeni bir koşul, yeni bir tutum ve yeni bir bilgi o sımsıkı sarılıp kopamadığın fikrinden uzaklaşmana, en azından bir kaç adım geri gelerek tekrar gözden geçirmene yetmiyorsa: Fikri bir esaret altında yaşıyorsun demektir.

Bu aşamada özgür iradeden bahsetmek anlamsız olur.

Ve bugün ona her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Az

Az pişirmek, çok pişirip kalanı taksim veya geri dönüştürmekle uğraşmaktan daha kolay ve avantajlıdır.

Az konuşmak, çok konuşup akabinde sözü doğrultmaya çalışmaktan daha anlamlıdır.

Velhasıl az üretmek, çok üretip ürettiğin yığına aval aval bakmaktan daha faydalıdır.

Yarın az pişir.

Hayal kırıklığı

Eleştirip, öfkeyle gündem konuştuğum zaman beni takip edenlerle etkileşim oranım %80’lere ulaşıyor.

Kızgınız. Ve hedef arıyoruz. Maalesef bu durumdayız.

Millenials ve Gen Z için sebepler aşağı yukarı tek bir başlığa sıkıştırılabilir: Hayal kırıklığı.

Hayal çok önemli bir aktiftir. Öykünün vaat ettiği vahadır. Tahammülün ödülüdür. Bu su birikintisi ulaşılamasa bile kurutulmamalıdır.

Kurutuldu.

Bugün sormamız gereken 3 soru şu:

Hayal kırıklığına yol açan bu süreç, dün doğru hissettirse bile, bugün devam etmeye değer mi? Unutma, yaptığımız neredeyse her şey yaptığımız o anda doğru hissettirir.

Yarın neyin önemli olacağına bugün kim karar verecek? Dün bizi hayal kırıklığına uğratanlar mı?

Zamansız pazarlama

Pazarlama için duygular kritik geçiş kapılarıdır ve bunlar mütemadiyen çeşitlenip güncellenir.

Şu anda hakim duygumuz “Korku”dur. Covid döneminde “Belirsizlik” ve biraz -gerçekte en konforlu nesillerden biri olsak da- “Daha neler göreceğiz!” ifadesinin tetiklediği hayret ve farklı olma duygusu hakimdi.

Cani pazarlama bu duygulara uygun retorik ile zaman kaybetmeden konuşmaya başlar:

Korkuyorsan daha fazla korkmaya ve acil olarak en yüksek paketten sigortalanmaya ihtiyacın vardır. Belirsizlikte “X” ürünü alarak çizgini belli etmen ve bu karmaşada bir duruş sergilemen gerekir.

Tüm bu çalışmalar güçlü bir baskı ve destur alınmadan yapılır. Çünkü insan, duygularının teşhir edildiği bir ortamda en savunmasızdır.

Bu durumda ise en iyi pazarlama, belki hiç pazarlama yapmamaktır.

Seçim senin

“Titanyum alaşım sivri uçlu çubuklar.”

“HAARP.”

“Yüzyılın Felaketi.”

“Denetim.”

“İhmal.”

“Sorumluluk.”

Hepsi bir manşet ve istediğine odaklanabilirsin.

Ancak sadece bazıları ile değişebilir ve değiştirebilirsin.

41 bin 156 kayıp ve artıyor…

Bugün, dün olduğu gibi yine seçim senin.

Relevance* sorunları

Pazarlamanın en öncelikli görevi alaka (*Relevance) kurmaktır. Benzeşim ve önemi ile ilgili çok sık yazdığımı bilirsin (Hatırlamak istersen: Link).

Geçen gün “Osmanlı Oud” isimli bir parfüm markasının reklamını gördüm. Neden “Ottoman Oud” veya “Osmanlı Udu” değil de Türkçe-****English olduğu bir tarafa, ilgili reklamda “İmparatorluğun Etkileyici Kokusu” sloganı ile ürünler “Antik Yunan” tipi sütunlar üzerinde sergilenmişti. “Aslıhan Hatun” adlı kokunun Yunan mimarisinin ürünü olan “Dorik Sütun” üzerinde beklenen etkiyi veremeyeceği açıktır.

Firmayı tanımıyorum. Kuvvetle muhtemel güzel iş yapıyorlardır. Bizim önemli problemlerimizden biri de bu: Güzel ile çok güzel iş yapma arasında kısa bir mesafemiz var. Meselemiz ustalık, zanaatkarlık, el veya iş becerisi değil, dün yazdığım üzere tasavvur yani tasarımdır.

Ve söz konusu pazarlama olduğunda tasarım öyküyle başlar. Öykünün ise her yönü karşılık bulmalı ve ilintili olmalıdır.

Alakasızlık, öyküde dolayısıyla pazarlamada önemli bir defodur.

Göz ardı edilmemelidir.