Özel görelilik

Einstein’ın özel görelilik kuramı “İki olayın aynı anda gerçekleştiği” ifadesini anlamsız kılar.

Her hadise birilerinin şimdisi olabilir.

Görelilik tüm deneysel testlerden geçmiştir, saat gibi çalışır.

Ama saat ikimiz için aynı hızda dönmez.

İkimizin şimdisi gözlem noktamıza göre değişir.

Sakın hataya düşme, işlerimiz çoğu zaman ‘anın’ etrafında düğümlenir.

Bu nedenle göreliliği inkâr etmenin hiç kimseye bir faydası yoktur.

Ve iyi bir lider; etrafındaki dünyayı inkâr ederek iş yapmamalıdır.

Hayırlı haftalar.

Kayıp piyasa

“Artık hiçbir şey şaşırtmıyor!”

Hem Pazarlama hem de sosyalin geneli için çok üzücü bir ifadedir. Çünkü bu ifade beklentinin kısırlaşması ve tek yönlülükle ilgilidir. Bu kişi en kötü ihtimalin de kötüleşmesine hazırlık yapar ve ekseriyetle savunma pozisyonundadır.

Defans ise pasif/edilgen bir haldir.

Yarınla değil, bugünle ve her koşulda statükoyu korumak ile ilgilidir.

Diğer taraftan Pazarlama tam aksi beklenti içindedir. Pazarlama eylemle ilgilidir. Hedef ve ihtiyaçları için heyecanlanacak, yeniyi hayretle karşılayacak koşulları yaratmaya çalışır.

Şaşkınlık duygusuna ket vurulmuş bir piyasa meraksız ve ilgisizdir. Kayıptır.

Eğer kimseyi şaşırtamıyorsanız; konuşulmazsınız, satamazsınız ve pazarlayamazsınız.

Üzgünüm.

Esbabımucibe

Aracındaki dörtlü ikaz lambaları bir sorun yaşadığının belirtisidir. Sana istediğin yerde durma hakkı veren sihirli bir lamba seti değildir.

Bu ve benzeri indikatörleri yani göstergeleri ‘gerekçe’ olarak kullanmaya başladığında iki şey olur:

1- Gerekçenin veya esbabımucibenin içi boşalır. Mucip sebeplere ise hepimizin ihtiyacı vardır.

2- Artık göstergeler işe yaramamaya başlar: Bu iletişim diline zarar vermek ise anlaşabilme, tolerans ve empati ihtimalini sekteye uğratır.

Arıza, acil bir durum, kötü hava koşulu veya kaza durumu; hepsi güçlü gerekçelerdir. Bizi sosyal hayatta bu ve benzeri durumlara ikna eden göstergeleri -maalesef-, uzun zamandır her alanda manipüle ediyoruz.

Pişman olacağız.

Gerçek kapıyı çaldığında

“Kafamı olgularla karıştırma!” provokatif ancak gerçek bir klişedir.

Baban sana yalan söylese itibarı zedelenir. Oy verdiğin politikacı aynısını yaptığında daha da güçlenir. Çünkü sattığı gerçek değil, başka bir şeydir.

Bugün veya yarın gerçek kapını çaldığında o gün olguları neden göz ardı ettiğini hatırla.

Şu iki soruyu sor:

O gün neye inanıyordum?

Ve bugün neden inanmıyorum?

Aradaki mesafe

İki türlü başlayabilirsin.

Bugün yani hemen, yani şimdi.

Veya yarın…

Başlamaya karar vermek ve başlamak arasındaki mesafe düşündüğünden uzundur.

Bazen yıllar alır.

Başla, şimdi.

Alet olma

“Malzemesi en iyi tork iletimi için formüle edilmiştir. Krom vanadyum, ucu siyah oksit, selüloz asetat saplı.”

Bu Thanos’un sonsuzluk taşlarından biri değil, sadece bir tornavida.

Peki, bu tornavida ne işe yarar?

Vida söker ve takar. Ancak onu boya kutusunun kapağını açmak için de kullanabilirsin. Çünkü tanımlama ve işlev ne kadar tek yönlü gözükse de tornavida motamot sıkıcı bir alettir: Birçok adi işlevi vardır.

Süslü birçok title/ünvan da böyledir. Tanımlanan değil, ihtiyaç görülen işler için kullanılır.

Çünkü alet olmakla amaç olmak farklı şeylerdir.

Tornavidaya boya kutusu kapağını açmak koymaz, sana koyar.

Çünkü sen alet değilsin.

Amacına hizmet et.

Alet olma.

Kritik eşik

Eğer iş modelinde tıkanmış, “Ne yapsam bu eşiği atlatamıyorum…” dediğin bir noktadaysan; çalışanlarına bak.

Onlar bugün, dün olduklarından daha mutsuzsalar sorunu uzakta aramana gerek yok.

Belki havalandırma ve klimaların düzgün çalışmıyor, belki servis ettiğin yemekler lezzetli değil veya belki geleceğe dair hedeflerin yetersiz bulunuyor; bilmiyorum.

Ve açıkçası benzer sorular bu satırları okurken senin de kafanda beliriyor ve cevabını veremiyorsan sen de bir halt bilmiyorsun demektir.

O zaman sor. Konuş onlarla.

İş modelini yeni bir safhaya taşıyacak en kritik eşik onlardır.

Bilinmez

Countdown (2019)’un öyküsü ne zaman öleceğimizi söyleyen bir app’in etrafında örgülenmişti. Öngörülebilir basit bir senaryosu vardı. Tutmadı.

Çünkü ne zaman öleceğimizi bilmiyor olmamızın arkasında büyük bir sır yoktur. Basittir: Ne zaman öleceğini bilsen bunu önlemeye çalışırsın. Film de onu işledi.

Ölümün öyküsü, merakı veya önlemi değil, bilinmezi işler. Merak ve önlem ise öykü için bilinmez kadar güçlü bir kaldıraç değildir. Belki birer araçtır.

Beyatlı’nın dediği gibi: Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Meçhule.

Bilinmeze.

Çok güçlü bir rivayettir.

Varsa elinde benzeri anlat.

İfşa etmeye çalışma.

Önce birkaç soru

Yeni bir fikir için harekete geçmeden önce birkaç soru:

-Sana güvenebilir miyiz?

-En zor tarafı neresi?

-Bu fikir bizi neden korkutacak?

-Önemli olduğuna kim vurgu yapıyor?

-İşe yaradığını bize nasıl anlatırsın?

-Gerçekten yardıma ihtiyacın var mı?

-Buna değecek mi?

İşe yarayacak bir iş planı inşa etmeden önce logonu tasarlama.

Evvela bu sorulara cevap ver.

Kolay gelsin.

Problemde uzlaşalım

Problemin ne olduğu konusunda uzlaşamamak, çözüm için mutabık kalamamaktan çok daha problemli bir durumdur.

İklim değişikliğinin bir problem olduğunu kabul etmemek ile çözüm seçenekleri arasında uyuşmazlık farklı meselelerdir.

Problem ise hayatımızın önemli bir gerçeğidir. Her yer problemlerle doludur. İnsanların barınması, sağlığı ve beslenmesi birer problemdir. Arzularımız ve aidiyet telaşımız birer problemdir.

Problemlerimiz hiç bitmeyecek. Bundan emin olabilirsin.

Amacımız problemin ne olduğunu tespit edecek anlamlı enstitüler kurmak olmalıdır.

Problemi tespitte hemfikir olalım: Çözüm konusunda uzlaşmayalım, problem yok.