Otantik ambalaj

Otantik ambalaj işe yarar mı?

Bu soru hem satış hem de pazarlamanın konusudur. Çünkü bugün verdiğim örnekteki peynirin kutusu da bir üründür ve satılır. Pazarlamanın ise ilgilendiği meseleler etki, amaç ve gereklilik olarak üçe ayrılabilir.

1- Etki/izlenim dikkat çekmek ile ilgilidir: Önemlidir. Pazarlama dikkat hasat eder. Hep konuşuruz, biliyorsun…

2- Amaç: Orijinallik/otantizm neyi hedefler? İlgili midir? Hedefiniz ürünün doğal olduğunu anlatmaksa, bunun daha anlamlı ve kalıcı yolları olduğunu düşünüyorum. Alaka ise genellike zorlamadır: Siz isterseniz kurulur ve görecedir.

3- Gereklilik: Yan ürün kullanılır mı? Tekrar kullanılır mı? Bu Royal Dansk kurabiye kutusu, içi iplik ve iğne dolu bir levazıma mı dönüşecektir? Yoksa sadece süs müdür?

Bu üç başlık da konuştuğunuz kitleyi ne kadar tanıdığınız ile doğrudan bağlantılıdır.

Kitleniz gelir ve eğitim düzeyi düşük bir platodaysa ürünün cazibesi ‘ekstra parça’, ‘yeniden kullanım’ ve ‘sentetik lüks’ gibi kavramların etrafında şekillenecektir. Eğer orta gelir, iyi eğitim ve yüksek farkındalık düzeyinde tartışacaksak gereklilik ve amaç sorgulanacaktır: Bu durumda muhtemelen konuşma diliniz yadırganacak, atık ve israf gibi nosyonlar ön planda olacaktır.

Ve nihayetinde bu seçimleri yapıp rafları doldurmadan önce şu soruyu cevaplamanız gerekecektir: Müşterimiz, ahalimiz ve çevremiz için mi, yoksa kendimiz için mi?

Tedbir

“İstanbul’da yollar göle döndü!”

Yağmurun geleceğini biliyorduk. Bu manşetin atılacağını da.

Tahmin ve tedbir kısa vadede bağıntı üretebilecek kavramlar değildir.

Güzel ve doğru öngörüler yapmak önemlidir. Ancak tedbir yani önlem, tasarım veya planlama kültürün konusudur. Ve bu dünden çok önce başlar.

Kural dışılık

Çengelköy sahil yolundan 1. Köprü için sabah trafiğine girenler bilir: Yalıboyu’ndan köprüye kadar tek şerit kuralı çalışır. Eğer aldanıp boş görünen şeritten ilerlerseniz köprüye katılım şansınız neredeyse sıfıra düşer. Burada kafadan dalma çalışmaz. Denerseniz büyük tepki görürsünüz. Güçlü bir teamül hakimdir.

Ve eğer konuya yabancıysanız, geçmiş olsun, istisna uygulanmaz.

Aynı bunun gibi, doğru ve güçlü pratikler sosyal için hayatidir.

Mutlaka, istisna yani kural dışılık önemli bir şerhtir. Gereklidir de (Hamile bir kadının X_Ray_ cihazından geçmemesi, doğru bir istisnadır.). Ancak istisnalar teamüllerin önüne geçmemelidir. Geçerse toplum adalette sınıfta kalır.

Sizi bilemem ama bana uzun bir süredir biz böyle bir toplummuşuz gibi geliyor.

  1. Köprü Beylerbeyi girişi hariç.

Pazarlama problemi(?)

Pazarlama problemi diye bir şey olmaz. Olamaz. Pazarlama vardır veya yoktur.

Evet, masaüstü monitörünü hizalamak için altına koyduğun kitap, defter bir problemdir: Pazarlamanın olmadığını gösterir. Pazarlama, masayı dengelemek için altına sıkıştırdığın kağıt parçası değildir. Masadır, zemindir, sandalyedir, monitördür, duruştur.

Pazarlama problemin olmaz.

Olamaz.

Pazarlaman vardır veya yoktur.

"Sadece bakıyorum..."

“Ne tarafa bakıyoruz ve neden?”

Pazarlamanın cevaplaması gereken önemli bir sorudur.

Türk şirketlerinin ise konumlama değil, hizalama problemi vardır. Bu durum “Müşteri ne istiyor?”, “Biz ne yapıyoruz?” ve “Rakiplerimiz nerede?” üçgeninde doğru yerde durmaktan farklıdır. Görünür olmakla ilgilidir.

Mağaza dolaşan bir müşterinin “Sadece bakıyorum…” cevabı bir geçiştirmedir. Asıl söylenmek istenen şudur: Üzgünüm ama baktığımı sende göremiyorum!

“Size nasıl yardımcı olabiliriz?” bir klişedir.

Bize yardımcı olabilmen için önce bizi tanıman gerekir.

Tanımak, seçmek, ayırt etmek… Aynı şeylerdir.

Tanıyor musun?

Gündem

Bu haftanın sorusu şu olsun: Eğer bunu biri başlatmasaydı, birileri tartışıp gündeme taşımasaydı, ısrar etmeseydi, biz bunu konuşuyor olur muyduk?

Standartlarımız ve gündemimiz devamlı değişir. Yapmak istemediğimiz işlerin altına birileri elini sıkıştırır. Kalite, süreklilik, değişim veya hız, ucuzluk, statüko. Hepsi bir seçimin konusudur. Kimi günü, kimi yarını kurtarır.

Yarın neden konuşacak, yazacak veya çalışacaksın?

Birileri tercih ettiği için mi?

Önemli bir sorudur.

Hayırlı haftalar.

Tevazunun yankısı

Eğer bir medeniyetler yarışından bahsedeceksek, bulunduğumuz noktada şunu net olarak görmemiz lazım: Alt edildik.

Belki de zekanın en düşük seviyesi geri kaldığını anlamaktır. Bu vuku aynı zamanda tevazunun bir yankısıdır. Ve bu ses ne kadar derinden geliyorsa, büyümeye o kadar yer bırakmışsın demektir.

Mutlu hafta sonları…

Dolandırıcılık çağı

“Yapay zeka tavuk seslerini tercüme ediyor!” (Haber).

Bir tür dolandırıcılık çağına doğru yürüyoruz. Kayıp para birimleri, kopyala yapıştır yapabildiğimiz dijital bir dünyanın kripto sanat eserleri ve yapay zeka…

Kandırmanın yolları her zamankinden daha açık ve daha fazla.

Pazarlamanın da öyle.

İlelebet bir dümendir

10 bin yıl önceki atalarımız bugünü düşünerek eylemlerine şekil vermediler. Hiç o günden bugüne yazılmış bir kehanet okumadım. Çünkü bu süre insan hafızası ve yapacağı etkilerin kalıcılığı açısından büyük bir ölçektir. Şöyle ucundan tut: Bugün yeryüzü bir asteroit çarpması sonucu yaşanmaz hale gelse, insanlık -teorik olarak- kendini kurtarıp 200 bilemedin 300 yıl içinde toparlanabilir. Evet, 10 bin yıl çok büyük bir zaman dilimidir. Ancak tüketmediğimiz bir süre de değildir. Homo-Sapiens yani ilk modern insan 200 bin yıldır hayattadır.

Şimdi şunu diyorsun: “Çok mu, değil mi? Karar ver!”

Haklısın.

Şöyle ki, zaman insan ömrüne kıyasla korkutucu bir ölçektir. Aynı zaman sonsuzluk hipotezimiz karşısında anlamsızlaşır. Ve sadece zaman değil, her şey limitsizliğin karşısında manasızdır.

“Sonsuzluk, ilelebet, ebediyen…” gaz verir, gaz alır.

Ciddiyetle kullananlardan sakın derim.

Sınırlarını bilmenin önemli bir göstergesi de budur.

"Türkiye Yüzyılı"

İletişim Başkanlığı’nın Times’ta yaptığı tanıtım çalışması üstüne çok konuşulacak bir mesele değil. Bunlar basit işlerdir. Ucuzdur da. Hatta Times, New York’un Laleli’sidir diyebiliriz. Kaotiktir. İletişim Başkanlığı “Şu tarafa doğru bakın ne yaptık!” demese belki de kimse olan biteni fark etmeyecektir. Çalışmanın/eylemin ihtivası ise önemlidir. “Ne demek istedik? Ne mesaj verdik?” Önemli bir sorudur. Pazarlama bununla ilgilenir (Hedef kitle tartışmasını göz ardı ediyorum, çünkü barizdir!).

Sektörümüz “Biz en yaratıcıyız, en akıllı ve en fırlamayız! O işler öyle değil, böyle olur…” diyen karakterlerle doludur. Çok ses var. Buna çok fazla takılmadan ve klişede boğulmadan doğru eleştiriyi yapmak önemlidir.

Slogan doğru mu?

“Türkiye Yüzyılı Başlıyor” başlangıç için atılmış egoist bir slogandır. Şöyle derler: “Başla, emin olmayan birinin alçakgönüllülüğü ve mümkün olduğunu bilen birinin heyecanıyla…” Başlamanın fıtratı budur.

Öngörüye gelecek olursak, o da çok iddialıdır:

Önümüzdeki 10 yılı tahmin etmekte zorlandığımız bir Dünya’da yaşıyoruz. Biz ise hala farklılıkların mayın tarlasında dolaşan bir ulusuz. Anlaşamama korkusuyla konuşmaktan çekindiğimiz her konu geleceğimiz için bir risk teşkil ediyor. Bunu kabul edelim. Ayrıca, Dünya illaki değişiyor. Bugün bazımız aynı fikirde olsak da muhtemelen yarın farklı düşüneceğiz. Güçlü kültürlerin ise en belirgin özelliği anlaşmazlıkların risk teşkil etmediği sosyaller oluşturmasıdır.

Sizce biz böyle bir sosyal miyiz?

Sizce bu yüzyıl gerçekten bizim mi?