Boykot

THY lounge’ta Coca-Cola ve bağlı ürünleri yok. Muadilleri de yok.

Boykot bir protesto biçimi. Capt. Charles C. Boycott bunu arazilerini kiralayan işçi sınıfını cezalandırmak için kullanmıştı. Konsept yayıldı. Her dile aynı formatta girdi. Hatta Japoncaya bile: “Boikotto”.

Bireysel dışında boykot kararı ancak konsensüs ile alınabilir. THY uluslararası bir şirket. Bu hizmeti kısıtlama noktasında tüketicisi ile uzlaşması mümkün değil. Bu durumda uygulama boykot olmaz: Dayatma olur.

Para alıp hizmet verdiğiniz müşteriye ise hiçbir şey dayatamazsınız.

Aldığı karar duygusal, kısa vadeli ve yanlış.

Maalesef.

Sallama Pazarlama

Dün Tesla vs. Mercedes ile ilgili yazılmış bir “Pazarlama”cı değerlendirmesi okudum. İlinti Pazarlama için önemlidir. Yakaladığında peşinden gidersin. Ancak nihai değildir. Sadece ilintiyi kullanarak ortaya bir Pazarlama argümanı attığınızda sonuç cılız kalır.

Neymiş efendim?

“Tesla’yı Mercedes veya BMW veya Ford yakalayamazmış. Bunu istese de yapamazmış, geçmiş olmuşmuş…”

Öncelikle, içten yanmalı motor talebi hala çok diri. Çünkü birçok ülke altyapısı elektrikliğe hazır değil. Marketi ise EV’nin öyküsünü satın alacak kıvama daha gelemedi. Jeopolitik olasılıksızlıkları konuşmuyorum bile. Keza Mercedes ve muadillerinin F1 ve diğer alanlarda ürettikleri makine teknolojisi ayrı ekosistemlerin konusudur.

Bunun yanında bu Mercedes vd. için bir momentum meselesi, doğru zaman stratejisi ile ilgilidir. Mercedes ilk EV’sini 2016’da tanıttı. Tesla’nın aynı dönem hisse değeri sadece 20$’dı.

Evet, Tesla büyük bir başarı ortaya koydu. Sadece bir endüstrinin devamı değil, tanımlayıcısı da oldu. Ve bugün Elon’un şirketler ağının önemli bir teknoloji partnerine dönüştü. Bu blog’ta Tesla’yı çok övdüğümü ve öyküsünü satın aldığımı bilirsin. Ancak bunların hakkını vermek başka, Tesla’yı Netflix ve Mercedes’i Blockbuster saymak bambaşka bir olaydır.

Tesla hala araba üretiyor.

Araba.

Bu bir olgudur.

Ve ürettiği arabalar hala çevre ve urban için ciddi sorun teşkil ediyor.

Kendinle yarış

Mücadele ettiğimiz birçok oyun kayıpla sonuçlanır. On binlerin hatta milyonların yarıştığı ve sadece bir kazananın olduğu müsabakalarda aksi nasıl mümkün olabilir ki?

Belki, ancak kendinle yarışırsan.

Alex Honnold gibi.

Bu hafta öyle bir hafta olsun.

Barış zordur

Barış zordur.

Kendimizle bile barışık kalamadığımız bu dünyada başkalarıyla barış hiçte ucuz bir emtia değildir.

Barış bir tavizler takasıdır.

Zıttı da tamamlayıcısı da savaştır.

Beklentin barışsa savaş kaçınılmazdır.

Standart

İçinde bulunduğumuz durum ve koşullara göre standartlarımız değişir.

Bu nedenle kitleye aynı standardı satmak büyük ve önemli bir endüstri başarısıdır.

Bu başarı, “Ben böyle seviyorum…” ifadesi “Herkes bundan istiyor…”dan çok daha yaygın ve üretken olmasına rağmen ortaya konulmuştur.

Bir start-up’san yani işin başındaysan; bu hafta sonu bu mevzuya kafa yor derim.

Kolay gelsin.

Üstünü örtmek

Bugün File’de yaşadığım diyalog:

Ben: Neden el sepetleriniz yok?

Kasiyer: Yandaki siteden alıp getirmedikleri için yönetim kaldırdı efendim…

Ben: Yöneticiniz mağazasındaki hırsızlığın önüne geçemediği için bizi sepetten mahrum bırakmaya karar vermiş o zaman.

Kasiyer: Yok efendim (..)

Ben: (Gülümsüyorum) Teşekkür ederim, kolay gelsin.

Bu mağazanın yöneticisi, bu efendi ve genç kasiyer kadar sorumluluğunun farkında değil. İşini iyi yapmıyor ve muhtemelen aldığı maaşı hak etmiyor.

Bilirsin böyle yargılı yazmak adetim değildir ama; sorun olmayan eşyayı/varlığı farklı nedenler onu sorun haline getirdiği için “Sorun!” olarak kabul edip ortadan kaldırma girişimi “Üstünü örtme” kültürünün bir ürünüdür.

Ve bu sadece bir yönetim problemi değildir. Bu yaklaşımla iş yapılan yerde her türlü usulsüzlük vuku bulabilir. Çünkü “Üstünü örtmek” alternatif bir çözüm olarak kabul edilmiştir.

Tehlikelidir. İşletme batırır. Batırmasa da ciddi zora sokar.

Sevgili File: Adına layık iş yap.

Müşterini filesiz bırakma.

Hatalı başlık

Dün gönderdiğim e-mail’in konusunda bir önceki günün başlığı kalmıştı.

Bazen bu hatayı yapıyorum…

İçeriğin doğru, başlığın hatalı olduğu bir yazı okudunuz.

Başlığın beklenen, içeriğin ise mütemadiyen boş olduğu bir dünya içinde bu hatam mazur görüldü diye düşünüyorum.

Okuduğunuz ve paylaştığınız için teşekkür ederim.

Kusurlu gidişat

Kimse ürettiğin üründeki kusuru senden daha iyi bilemez.

Biz ancak fark edebiliriz.

Eğer bu farkındalığa tepkiliysen kısa vade kazanımların peşindesin demektir.

Hemen hemen her teşebbüs, her iş ve her girişim er ya da geç başarısızlığa uğrar.

Bunu bilerek hızlandırıyorsan, neden başladın ki?

Yöntem problemi

Ikea’nın müşteri hizmetleri ürünleri gibi tasarlanmış. Farklı parçaları bir araya getirip işinize yarar bir sonuç çıkarmanız bekleniyor. Gerçekleşmeyen görüşmelerin kayıt altına alınacağına dair uzun bilgilendirmeler de var. Muhatap yok.

Satış ve pazarlama metodunuz ürünleriniz için yaratıcı çözümler ve inovasyon üretebilir.

Ancak aynı yöntemi iletişim için kullanamazsınız.

İkisi farklı problemlerdir.

Delege edememek

Bugün delege etmem gereken bir işi yapıyorum. Bir müddet önce yazdığım şu yazıyı hatırlattı:


Bir arkadaşım tasarım ofisinin vitrinine astığı sarkastik bir fiyat tablosu paylaştı. Yurt dışında gördüğü ve uyarladığı bu tarife şöyle:

  • Her şeyi biz tasarlarsak - 500₺

  • Biz tasarlar siz izlerseniz - 800₺

  • Biz tasarlar siz tavsiye verirseniz - 1000₺

  • Biz tasarlar siz yardım ederseniz 1500₺

  • Siz tasarlar biz yardım edersek - 2000₺

  • Siz tasarlar biz fikir verirsek - 3500₺

  • Siz tasarlar biz izlersek - 5000₺

  • Her şeyi siz tasarlarsanız - 8000₺

Zaman, efor ve para kazandıran “İşi ehline ver…” düsturunu anlaman için -öncelikle- her şeyi kendi başına yapamayacağını kavraman lazım.

Evet, evinde ekşi mayalı güzel bir ekmek yapabilirsin. Ancak işe koyulmadan önce kendine şunu sor: Bu uğraş bugün sadece benim yapabileceğim işlerin önüne geçti mi?

Geçtiyse, bir dahaki sefere ekmeğini fırından al.


Delege etmedim. Çünkü güvenmiyorum.

Cevaplamamız gereken nihai soru hiç değişmiyor:

“Bize neden güvensinler?”